İlginizi çekmese de yazacağım

Yazarların mutlaka okunma kaygısı vardır. Yazdıkları yazılar ne kadar çok kişiye ulaşırsa o kadar etkili olur ve yazar da şekilde bir işe yaradığına inanır.

Ancak sırf okunma kaygısından dolayı da bazı konuları dile getirmemek bir yazar hastalığıdır. “Yazsan ne olacak. Onu kimse okumaz ki” düşüncesi yazara değilse de topluma zarar verir.

Ancak toplumun da bir parçası olan yazar yazmadığı konulardan da sınanır. Onun için ben öncesinden yazmak isterim.

Yazar olarak yazmak benim sorumluluğum, okumak ve gereğini yapmak da sizin bileceğiniz iş.

Hastanelerin iyileştirilmesi gerektiği ile onca yazı yazdık. Sakarya’da yoğun bakım ünitelerinin eksik olduğunu dile getirdik. Yoğun bakıma işi düşenler dışında yazıları ciddiye alan olmadı.

Fizik tedavi ünitelerinin şekil değiştirmesi ile ilgili yazı yazdık. En az okunan yazılarımız arasındaki yerini aldı.

Kemoterapi almak için şehir değiştirmek zorunda bırakılan hastaların derdini yazdık. Bir iki eşimiz dostumuz aradı. Onun dışında pek yüzüne bakan olmadı.

Bu arada birinci derece ve ikinci derece akrabalarımız arasında yoğun bakım ihtiyacı olan yok. Fizik tedavi gören yok. Kemoterapi alan yok.

Bu yazıları yazarken de biliyorduk okunmayacağını. Ama kimse okumayacak diye yazı yazarsanız toplumu beslemez, toplumdan beslenirsiniz.

Yine okunmayacak yazılarımızdan biri ile karşınızdayız.

Kızılay’ın elindeki kan stokları koronavirüs ortamında tükendi. Bir de üstüne ramazan geldi. Aç karnına gidip kimse kan vermiyor. “Ben Kızılay’ın yönetimini beğenmiyorum” diyebilirsiniz. “Kızılay’ı siyasi buluyorum” falan…

Ülkemizde kan bağışı alıp kan işine bakan tek kurum Kızılay. Eğrisi de bizim doğrusu da bizim. İşin içine hayat girdi mi akan sular duruyor.

Zengin de olsanız fakir de olsanız, sağcı da olsanız solcu da olsanız kan ihtiyacınızı karşılayacağınız tek kurum Kızılay.

“Benim kana ne ihtiyacım olacak” diye düşünmek haddine de sahip değiliz. Bir dakika sonra burun kanaması geçirmeyeceğinizin, evinizden çıktığınızda bir aracın altında kalmayacağınızın garantisi mi var?

Bildiğiniz şeyleri yeniden yeniden söylemek gibi olmasın ama kan ihtiyacı sürekli. Tek kaynağı da insan. Dolayısıyla bir hastanız olduğunda size kan takası önerilmesini istemiyorsanız (yani “git üç ünite kan bul biz de sana stoklardan kan verelim” cümlesine muhatap olasınız yoksa) düzenli kan bağışında bulunmalısınız.

Hele de şu günlerde…

Peki neden sokaktaydınız?

Sokağa çıkma yasağının olduğu günler bazı meslekleri icra edenler dışarı çıkabiliyor. Bunu bir ayrıcalık olarak gören de var. Oysa bu bir zorunluluk. Ben basın mensubuyum. Sokağa çıkma hakkım var. Sokağa çıkma yasağının olduğu günlerde dışarı çıkmadım. Haberlik bir durum varsa kısa sürede halledip geriye döndüm.

Bir arkadaşımla sohbet ediyoruz. “Yasak günü sokağa çıkmak gibisi yok” dedi. Yahu dışarıda ziyaret edebileceğin esnaf yok. Aylardan ramazan. Ki olmasa bile çay içecek, oturacak yerin yok. Sohbet edeceğin bırak sohbeti selamlaşabileceğin kimse yok.

Ne işin var şehirde?

Boş sokakta yürüme merakın varsa neden dağ başında yaşamayı seçmedin de şehirde hayat kurdun kendine?

Sokakta gezenleri pek çoğu da aslında “Neden dışarıdasın” sorusuna mantıklı cevap bulamadığı için ceza yiyor.

Aslında bu soruyu güvenlik güçleri sana sormadan cevaplayabilsen belki de hiç ceza yemeyeceksin. “Dışarı çıkmak zorunda mıyım” sorusunu sorsan da kurallara uymanın keyfini süreceksin…

HECATİ: Uzun süre sonra bugün ilk defa çöp atmaya çıkacağım o kadar heyecanlıyım ki ne giyeceğimi bilemiyorum…

YORUM EKLE