İlk yazı

Bu şahsına özel adam, Turan Kalfa; doğduğu, çocukluğunu geçirdiği ve çok değer verdiği kasabasına yıllardır birşeyler yapmak için uğraşıp duruyor. Şimdi de kendi sahalarında başarılı olan arkadaşlarına “ benim kasabama verebileceğiniz bir şeyler veya söyleyeceğiniz anlamlı sözler olmalı” diyerek gazeteye yazmalarına ikna ediyor.

Bu konunun aslında oldukça değerli de olabileceğini düşünerek nasıl bir hususu yazabilirim derken, karantina sürecinde din felsefesi konusunda okuduğum İbni Sina ve Gazâli’nin yazdığı kitaplardan aldığım bazı notlar geldi aklıma... Bu arada belirtmeliyim ki, maalesef bu kitaplar yabancılar tarafından tercüme edilip yorumlanmış. İslam felsefesinin en önemli düşünürlerinin batı metodolojisi ile anlatımını okumanın başka bir tad vermesi yanında, İslam felsefesinin yerinin tarikatlara terk edilmesindeki acıyı da birlikte tattım.

Gazâli... Genç yaşlardan itibaren medreselerde verdiği derslerle dönemin tüm alimlerinin dikkatini çeken, islam fıkıhında çok önemli katkılar sunan, yaşadığı manevi bir girdapla her şeyden bir anda vazgeçip gönüllü sürgüne giden Gazâli. Genç bir delikanlıyken bile bilginin peşine düşmüştü ama bu herhangi bir bilgi değil, onu kesinliğe götüren bilgiydi. Bıkmadan, usanmadan hakikatin peşinden gitmekti tüm hayali... Kendisini denizin derinliklerine dalan gözüpek bir dalgıç olarak tanımlar daha sonraları... Diğer İslam felsefeciler gibi düzenli biçimde hastalıkla, sağlık ve bilgi ile cehalet arasında paralellikler kurmuştur.

Gazâli tam bir kitap kurduydu; zihinsel açlığı onu bulduğu her şeyi okumaya itiyordu. Kelâm, fıkıh, felsefe ve tasavvufta kimsenin ulaşamadığı bir noktadaydı. Büyük bedellerle kazandığı itibarlar, saraylarda ve medreselerde dokunulmaz konumunu , eşlerini, mal varlıklarını terk ettirecek şey neydi bu girdap?. Bir çok düşünüre göre bu bir manevi buhrandı, zihinsel kontrolünü kaybetmişti.

Gazâli ye göre; derine inmişti, büyük ilim sahibiydi ama nihai engeli aşamıyordu. “Delile muhtaç olmayan açık bilgilerin güvenilirliğine emin oldum” demiştir bu girdabın sonunda... Sadece kitaplarla, değil kurtuluşa, hakikata bile ulaşmanın mümkün olmadığını anlamıştı. Öyle olsaydı hakikat ve en son hedef olan cennet sadece alimlere açık olacaktı. Bu düşünce onu kesinlikle dehşete düşürmüştü. Allah’ın merhametinin hayal edilemeyecek kadar büyük olduğu anlayışı ve her seviyeden insana karşı duyduğu bu sevgi böyle bir sınırlamayı reddediyordu. Şöyle bir kaç cümlesi ve düşünceleri ile noktalamam gerekli diye düşünüyorum. “ Kitaplardan bilgi ediniriz, ama sadece bu bilgi bizi kurtuluşa götürmez; kurtuluş için bilinenlerin hayata geçirilmesi gerekir”.

Ve daha ilginci “ Her canlı için ilk sevilen şey, kendi nefsi ve zatıdır.Kişinin kendini sevmesi demek varlığının devamına meyli ve yok olmasına nefreti demektir”. En açık ve reddedilmez şekliyle sevgi; kendimizi sevmek ve yaşama arzusu ile başlar ve ağır ağır daha yüksek sevgi biçimlerine doğru ilerler. Sonuç olarak bütün bu gelişen sevgi biçimleri ; örneğin güzelliğin harekete geçirdiği sevgi, bir hayırsevere duyulan sevgi giderek azalan ölçüde kendini sevmekle bağlantılıdır.

Sağlıkla kalın

Hasan Oktay

YORUM EKLE
YORUMLAR
Kenan Çatalbaş
Kenan Çatalbaş - 6 ay Önce

Hasan bey, Yenihaber ailesine hoş geldiniz. Yazılarınızı ve hayat deneyimlerinizi zevkle takip edeceğiz.