İnsanı Depremden Koruyan Toplumun Ahlakıdır

1999 Adapazarı depreminde enkaz altında kalmış biri olarak yazıyorum:

Bir şehirde/ülkede deprem oluyor ve insanlar binaların yıkılmasından dolayı ölüyorlarsa; toplumdaki ahlak düzeyini sorgulamak gerekir.

Ahlak deyince milletin aklına “sadece uçkur” geldiği için yanlış anlaşılmasın. “İnsanlar günah işliyor, o nedenle deprem oluyor” demiyorum.

Deprem olması coğrafya bilenler için yağmur yağması kadar normal bir doğa olayıdır. Depremler sayesinde yeraltı kaynakları ve madenler gelişir. Depremler sonrası yeraltında oluşan ekonomik değerler, devletlerin zenginliklerine katkı sağlar.

Mesele, depremin olması değil. Mesele; binalar altında kalarak ölmemizdir. Fayın üstünde ovalar, ovaların üstünde binalar, binaların içinde insanlar… Denklem bu ve pek tabii yanlış!

İnsanlar birbirine bağlıdır.

Bu bağlar ideolojiler, değerler ve menfaatler olarak karşımıza çıkar. İnsanlar, duygularına göre diğer insanlarla olan bağlarını sıkı veya gevşek tutar. Ortak ideoloji, ortak değer veya ortak menfaat oluşunca insanlar birbirine yaklaşır. Dost, arkadaş, eş, akraba, ortak olurlar.

Ya da tersi! Bağları sıklaştıracak duygusal (!) bir faktör olmazsa insanlar birbirine uzak durur.

İşte ahlak burada devreye girer.

Bana göre ahlak; “bir insana karşı duygusal bir yakınlık duymadan hatta hiç tanımadan o insanın hakkını ve hukukunu muhafaza etme yeteneğidir.” Tanıdıklara atılan kazıklar işin dublesidir ama o başka bir yazının konusu olsun.

Ben meselenin sadece inşaat sektörünü ilgilendiren bir mesele olduğunu düşünmüyorum. Değişmesi gereken depremler nedeniyle binaların yıkılmasını “normal” kabul eden zihniyettir. Ya da “bir şey olmaz” şeklinde ortaya çıkan kibir ve cehalet birlikteliği…

Çürük (depreme yetersiz) bina üretim sürecine birlikte bakalım.

  • Proje üretme-onaylatma            : rüşvet, yolsuzluk çarkı 1
  • Malzeme tedariki                           : düpedüz malzemeden çalma
  • İmalat                                                  : liyakatsiz iş gücü kullanma
  • Kontrol                                                               : rüşvet, yolsuzluk çarkı 2

Kendimizi kandırmayalım! Çürük bina hikayelerinin önemli bir kısmı evrakta sahtecilik ile başlar. Farklı metotlarla kamuya onaylatılan proje normalde yapılması düşünülen değildir.

Projeye 10 metre yazılır, ama yapılmak istenen baştan beri 12 metredir. 3 kat yazılır, önce 3,5 kat yapılır sonra 4 kata tamamlanır. C25 beton yazılır, C16 dökülür. 10 ton çelik yazılır, 8 ton kullanılır. Örnekler çok…

Kimsenin umurunda olmaz ama yine de yazalım. İşin felsefesi şudur: Üretilen ve imzalanan evraklar ile gerçeğin bağlantısını koparırsanız ve toplumca bunda bir beis görmezseniz medeniyetinizi kendi elinizle çatlatıyorsunuz demektir.

Önce insanlar enkaz altında kalır, sele kapılır, yangılarda yanar.

Sonra sıra devletinize ve medeniyetinize gelecektir.

YORUM EKLE
YORUMLAR
İstanbullu
İstanbullu - 8 ay Önce

Tebrikler... Ancak değişen bir şey yok.... Şimdi de Kentsel Dönüşüm adı altında hortuma devam.... Sistem de dönen para o kadar fazla oldu ki... Rüşvet fırtınası çok kişiyi satın aldı... Maalesef bu dolandırıcılar toplantıya camide başlıyor... Lüks lokantalarda iş bitirip komisyon alan aracılarla devam ediliyor... Faturasız kayıtsız milyon dolarlar götürülüyor... Sonrada çıkıp şuraya bağış yapın falan.....