İnternet ve yanlış bilgi

İnternet bilgiye ulaşım için bulunmaz bir imkân… Her türlü bilgi bir tık ötemizde… Arama motoruna bir iki kelime yazarak aynı konudaki tüm farklı görüşlere ulaşmak mümkün…

Araştıran, karşılaştıran, sorgulayan insanlar için İnternet gerçekten müthiş bir bilgi kaynağı…

Ama internet “yanlış bilgi” nin de yayılma noktası… Geçenlerde Nefi’nin “Müftü efendi bize kâfir demiş” diye başlayan dörtlüğünü internette aradım… Bu dörtlük; tam 13 farklı şekilde yazılmış… Hangisi doğru? Doğru’yu bulmak için yeniden kitaplara bakmak zorunda kaldım…

Araştırmayan bir toplumda yanlış bilgi çok paylaşılınca galat-ı meşhur[i] oluyor… Doğru bilgiye dönüşüyor… Veya daha öz anlatımla, herkesin doğru bildiği yanlış… Ama üzüntü verici olan bu yanlış bilgileri, anlı-şanlı köşe yazarlarının kullanması, hatta yüksek lisans – doktora tezlerinde bile internetten yayılan yanlış bilgilere rastlanması…

Size internet sayesinde galatı meşhur haline dönüşen üç yanlış bilgiyi aktarırsam olayın boyutu daha iyi kavranır sanırım…

1) Bürokratların odalarından, esnaf kahvelerine hemen her yerde, "Şeyh Edebali'nin Osman Bey'e Nasihatı", "Şeyh Edebali'nin Osman Bey'e Vasiyeti ", gibi başlıklar taşıyan "Beysin, bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül alma sana... Suçlamak bize; katlanmak sana... Acizlik yanılgı bize; hoş görmek sana... Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana... Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana..." diye başlayan bir metine rastlarız... Bu metin, Tarık Buğra'nın Osmancık romanından alınmıştır. Tarık Buğra'nın romanında Şeyh Edebali'ye söylettiği sözlerdir… İlginçtir bu metin, köşe yazılarında, siyasilerin konuşmalarına, hatta bilimsel tezlere bile “Şeyh Edibali’nin Osman Bey’e nasihatı” olarak geçmiştir… Bu Tarık Buğra’nın metninin mükemmelliği yanında, internetin gücünün ve toplumun öyle bir yönetime duyduğu özlemin de bir sonucudur.

2) Şair Ataol Behramoğlu’nun Yunus’un üslubuna benzeterek kaleme aldığı “Yunus Gibi” isimli muhteşem bir şiiri vardır… Bu şiirdeki;

“Emeksiz zengin olanın

Kitapsız bilgin olanın

Sermayesi din olanın

Rehberi şeytan olmuştur.”

Dörtlüğü sosyal medyada en fazla paylaşılan dörtlüklerden birsidir… Ama kimin imzasıyla? Yunus Emre’nin imzasıyla… Her gördüğüm paylaşım sonrası itiraz ettim. Behramoğlu’nun şiirinin tamamının yer aldığı linklerini gönderdim. Buna rağmen inanmamakta direnenler olunca,  paylaşanlar arasında Edebiyat öğretmenlerini de görünce yıldım… Bıraktım peşini. Bu şiirin Yunus’un olduğuna inanılmasında, Ataol Behramoğlu’nun şiirindeki ifadelerin gerçekten Yunus üslubuna çok benzemesi yanında, insanımızın özlemlerini yansıtmasının da payı vardır. Yunus’un kendileri gibi düşünmesinden mutlu olan insanımız, bunun Yunus’a ait olup olmadığını sorgulamamış, şiirin Anadolu İslam’ının temsilcisi olarak gördüğü Yunus’a ait olmasının oradaki fikirlere de güç ve haklılık katacağına inanmıştır.

3) Reşat Çiğiltepe adını duydunuz mu? Bence her Türk’ün tanıması gereken bir kahraman. Kahramanın hası.  Büyük Taarruz’un ikinci günü Albay Reşat Bey’e, Türk Ordusunun önündeki en stratejik engel olan Çiğiltepe'yi düşmandan alma emri verildi. Bu tepenin önemini iyi bilen Yunan kuvvetleri müthiş bir direniş gösterdi. 27 Ağustos 1922 sabahı Mustafa Kemal Paşa'ya telefonda kuşattıkları tepeyi yarım saat sonra alacaklarını bildirmesine rağmen öngördüğü süre içerisinde tepeyi alamayan Reşat Bey, sözünde duramamanın utancıyla intihar ederek hayatına son verdi. Çiğiltepe, Reşat Bey’in intiharından 45 dakika Çiğiltepe alındı…  Son yıllarda Reşat Çiğiltepe’nin meşhur şair ve devlet adamı Ziya Paşa’nın oğlu olduğu konusunda çokça yayın yapıldı. Hatta internetteki pek çok tarih ve biyografi siteleri yanında resmi kamu sitelerinde de Çiğiltepe’nin Ziya Paşa’nın oğlu olduğu bilgisi yer almaktadır… Bu bilgiyi ben de iki kez yazılarımda kullandım… Ancak, Ziya Paşa ile ilgili ansiklopedi maddelerinden hiçbirinde Reşat isminde oğlundan bahsedilmemesi bende şüphe uyandırıyordu. Gazetemiz için hazırladığım “Tarihte Bugün” için Ziya Paşa’nın hayatını araştırırken, Ziya Paşa’nın eşinin adının Saadet olduğunu öğrendim. Oysa Reşat Bey’in annesinin adı Şevkiye.. Reşat Beyin babası Ziya Paşa Süleymaniye Mutasarrıflığından emekli… Oysa kamuoyuna mal olmuş Şair Ziya Paşa'nın son görevi Adana valiliği, Kıbrıs vb yerlerde mutasarrıflık yapmış ama Süleymaniye mutasarrıflığı yapmamış… Reşat Bey 1879'da İstanbul'da doğmuş Ziya Paşa 1876-1880 arası sürekli Suriye ve Adana'da bulunmuş ve 1880’de vefat etmiş. Bütün bu verilere göre, ünlü Ziya Paşa’nın Reşat Çiğiltepe’nin babası olması mümkün görünmüyordu… Biraz daha araştırınca gördüm ki, Reşat Çiğiltepe’nin babası, o öldüğünde Büyükada’da yaşıyormuş. Reşat Bey'in şahsi eşyaları ve üzerinden çıkan bir miktar para, emekli maaşı ile geçim sıkıntısı içerisinde olan, Büyükada’daki hisseli evini ipotek ettirerek hayatını şerefiyle sürdürmeye çalışan hasta babasına, cenaze masrafları düşülerek yollanmış. Yani Çiğiltepe’nin babası bizim bildiğimiz Ziya Paşa değilmiş. Ben de dâhil meşhur Ziya Paşa’nın Reşat Çiğiltepe’nin babası olduğuna inandıran şey bu şerefli askere, doğru sözlüğü, acımasız eleştirileri ile tanınan dürüst bir devlet adamını baba olarak yakıştırmamızdı… Tabii bir de internette bu yoldaki bilginin çok olması…

Siz siz olun, internette okuduğunuz her şeye inanmayın… Hele o bilgi inandırıcı gelmiyorsa mutlaka, sorun, sorgulayın, araştırın…  

 

[i] Galat-ı meşhur, bir kelime, deyim veya bilginin yaygın olarak yanlış kullanılması sonucu, doğrusunun yerini geçmesi olarak tanımlanabilir.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Yunus Türkölmez.
Yunus Türkölmez. - 6 ay Önce

Tebrikler Fazlı Bey.
Bu konulardaki hasasiyetinizin her zaman fazla olduğunu biliyorum ve iyiki gördüklerimizi de bizlerle paylaşıyorsunuz.
Kaleminize sağlık.
Zevkle okumaya devam ediyoruz.
Başarılar diliyorum.

Emine Aydın
Emine Aydın - 6 ay Önce

Harika bir aydınlatma metni elinize sağlık teşekkürler