İstanbul’a zehir mi gönderiyoruz

Melen Çayında balık avlayan bir tanıdığım aradı. Melen’in renginin değiştiğini söyledi. Bu arada artık balık tutamadıklarından da yakındı.

Sonra artık sular altında kalmaya hazırlanan Ortaköy’deki tanıdıkları aradık. Onlar da suyun renginde bariz değişiklikler olduğunu, balık avlamanın imkansız hale geldiğini, zaman içinde suyun üstünde beyaz köpüklerin yüzdüğünü söyledi. Hem de bu köpükler çuval büyüklüğündeymiş.

Durumu yetkililere bildirip bildirmediklerini sorduk. Bazı kişilerin Melen’den numune aldığını gördüklerini söylediler. Resmi bir başvuru yok yani!

Melen Çayının kenarında bazı fabrikaların kurulu olduğunu biliyoruz. İddia çok vahim. İddia edildiğine göre fabrikalar özellikle yağmur yağmasına yakın, atıklarını Melen’e boca etmeye başlıyor. Atıklar normalde suyun rengini değiştiriyor. Ama zaten yağmurda su bulanıklaştığı için atıkların renk değiştirdiği pek anlaşılmıyor.

Ama kirlilik aynı oranda etkili olmaya devam ediyor.

Bölgede balık avlanmamasının nedeni de basit. Balıklar bu atıklardan yiyor. Bu sayede başka yemlere ilgi göstermiyor. Bu durumda da olta balıkçıları durumu erken tespit edebiliyor.

Dahası balık ölümleri de meydana gelebiliyor. Çünkü bu atıklar kimyasal da içeriyor.

Durumun bir başka boyutu da var. Melen’den İstanbul’a su akışı var. Kilometrelerce giden su belki kimyasal atıkları çok uzun süre taşımıyor ama az da olsa kimyasal etki İstanbul’a ulaşıyor. Belki hepsi ulaşıyor. O kadar teknik bilgi sahibi değiliz.

Ancak sonuçta su taşıyan boruların içine kimyasal temas etmiş oluyor. Eğer kimyasalın hepsi İstanbul’a hemen taşınıyorsa adamlara zehirli su içiriyoruz. Eğer boruların içinde birikiyorsa İstanbul’a kirli borulardan su veriyoruz. Neticede sürekli kimyasala temas eden su içiriyoruz.

Eğer çevre halkının öngörüsü doğruysa durum bu.

Umarız ilgililer bu konuda bir an önce gerekeni yapar da İstanbul’daki insanlar da Melen çevresindeki vatandaşlar da rahat ederler.

Zira Melen’den su çekip tarlalarını sulayanlar da var. Yediğimiz içtiğimiz kimyasal oldu zaten de bari kurtarabildiğimizi kurtaralım.

İstanbul sözleşmesi

Ülke gündeminde İstanbul Sözleşmesi var. İçeriğine bakmaksızın birileri yanında birileri karşısında yer alıyor.

Aslında kadına karşı şiddetin önlenmesine yönelik hazırlanan sözleşme uygulamada adaletsizliğe yol açabiliyor. Bir de çıkarılan kanunların uygulandığı yerin geleneklerine de uygun olması gerekir.

Evden uzaklaştırma cezası verilmeye başlandığından bu yana toplumda kadına yönelik şiddet arttı. Şöyle düşünün: Siz erkeksiniz. Eşinizle tartıştınız. Şiddet de olmadı. Ama bağırdınız. Eşiniz de öfkelendi ve karakola başvurdu. Kadın beyanı üstün tutulduğu için size evden uzaklaştırma verildi. Hatta iş bir adım daha ileri gitti. Sizin evinizin önünde bir polis memuru var. Polis memuru erkek.

Sizin giremediğiniz evin kapısında bir başka erkek bekliyor. Bu durum bizim kültürümüzde çok da kolay kabullenilebilecek bir şey değil. Bu durumda hem hanım pişman oluyor hem de erkeğin öfkesi daha artıyor.

Sözleşmeyi okuduysanız aslında adalet sağlanmasından çok pozitif ayrımcılığa yol açtığını görüyorsunuz.

Bazı kanunla bazı toplumlara uymaz. Ben kadınlara şiddet meşrulaşsın demiyorum. Her türlü şiddet yerin dibine batsın. Ama standart bir kanun ya da sözleşme tüm ulusların sorunlarını çözmez.

Dünyaca ünlü kola firması Arabistan’da bir reklam çalışması yapıyor. Üç çizim yapıyor. Soldaki ilk resimde adam çölde bitkin bir halde dolanıyor. Ortadaki resimde adam kola içiyor ve sağdaki son resimde de koşmaya başlıyor.

Ancak reklamın yayınlanmasından kısa bir süre sonra firma Arabistan’da batma noktasına geliyor.

Nedeni araştırıldığında Arabistan’da okuma alışkanlığının sağdan sola olduğu anlaşılıyor.

Yani bölge halkının okumasına göre adam enerjik bir şekilde koşarken kola içiyor ve bitkin bir şekilde çöle düşüyor.

Her anahtar her kapıyı açmaz azizim.

İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanıp uygulanmaması değil içerinin toplumun doğal yapısına uygun olup olmadığına bakılması lazım. Yoksa kadına şiddeti önleyelim derken yeni kadın cinayetlerine neden olursunuz.

HECATİ: Hayvan mamaları bile parayla satılıyor. Sanki hayvanlarda para var…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Konuralp çetinkaya
Konuralp çetinkaya - 2 ay Önce

Her iki konuyu çok ustaca yorumlamışsınız isim vermeden, melene salınan kimyasallarların tek sorumlusu pakmaya değil ama bu oran yüzde 98ila açık ara önde pakmayaya ait. Bunu bariz nir şekilde hiç bir endişe duymadan yıllardır yapıyorlar ve gelecek çol çabuk yok edilebiliyor. İstanbul sözleşmesine verdiğin cola örneği ve sonrası şahane