İtirazım var yeryüzünü ifsad eden iktisadi düzene

Soma’da yaşanan faciayı, ölen madencileri unuttuk.
İşçi ölümlerinin bu kadar çok olmasının bir nedeni de bu değil mi?
İnsanların unutacağı, öfkelerinin yatışacağı konusunda sermaye sahiplerinin duyduğu güven.
Yasaların, günün sonunda onların yanında olacağına dair tecrübe.
Soma davasında bunu bir kez daha görmedik mi?
Katliamın sorumluğunu taşıyan patron, birkaç gün önce serbest bırakılmadı mı?
Oysa hakkında 301 kez olası kastla insan öldürme ve 162 kez netice sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarından iddianame hazırlanmıştı.
Fakat dava, bu tür davalardaki alışılmış seyri izledi.
Adım adım, sorumluluk sahiplerinin kurtulmasına giden yol açıldı.
Nasıl bir yargı sistemi ise Cumhuriyet savcısının mütalaa vermesi engellenebiliyor, davayı başından beri yürüten mahkeme heyetinin tamamı dağıtılabiliyor!
Ne için?
301 insanın canının hiçbir değeri olmadığına işaret eden bir süreç nasıl göz göre göre işletilebiliyor?
Başka türlü bu ekonomik sömürü düzeninin çarkları dönmez!
Çarklar bu şekilde döndükçe de işçi ölümleri, kaza görünümlü cinayetler önlemez.
Burada insan hayatı ile kâr hırsı arasında yapılmış apaçık bir tercih var.
Burada işçilerin canı ile şirketlerin bilançoları arasında verilmiş bir karar var.
Bu düzende, şirketlerin kârı insan hayatından büyüktür.
Bu sömürü çarkları arasında ezilmesine göz yumulan bilançolar değil işçilerin canıdır.
O yüzden hangi davaya baksanız, benzer bir süreç görürsünüz.
Soma tek değil, fakat en fazla canı yitirdiğimiz katliamlardan biri olduğu için en çok dikkat çekeni.
Oysa sekiz işçinin hayatını katlettiği Kozlu’daki maden faciası hakkındaki davanın seyri de böyle.
On şüpheli hakkında taksirle birden çok kişinin ölümüne ve birden çok kişinin yaralanmasına neden olma suçundan ceza istendiği ve cezanın bilinçli taksir hükümlerine göre artırılmasının talep edildiği iddianame ortadayken, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaası ile sadece beş sanık hakkında basit taksirden ceza istendi.
Böylece kalkınma, ekonomik büyüme ve kâr hırsının, her şeyi olduğu gibi hukuk sistemini de ifsad ettiği bir kez daha görülmüş oldu.
Yaşadığımız bu çağın kara ölümü, vebası da bu iktisadi düzen sanırım.
Hiçbir denetime tabi olmayan, tekinsiz piyasa sistemleriyle, finans kapitalle, borsalarla, şirketlerle, bankalarla kuşatılmış bir dünyadayız.
Asgari ücretle çalıştırılan, borç ve faiz batağında boğulan milyarlarca insan, adı konulmamış bir köleliği sürdürüyor.
Hırsın ve acımasızca rekabetin hüküm sürdüğü piyasa ekonomisi, kendi sermayesini emekçilerin sırtında biriktirirken, onların can güvenliğini de hiçe sayıyor, yaşam koşullarını da…
Aşırı üretim, gereksiz tüketim kültürünü teşvik ederken, bu tekinsiz vahşi yaşam kültürü ile büyütülen şehirler, betonlaştırılan bereketli tarım arazileri ile birlikte ibretlik bir tablo ortaya çıkarıyor.
Bu düzen insanın emeğinin, alın terinin hakkını vermeden büyümekle kalmıyor, insanlıkla birlikte doğayı da sömürüyor.
Üretim biçimleri, acımasızca tüketilen doğal kaynaklar ve lüksün, keyfin, hazzın doymak bilmeyen iştahı için yok olmasından kaygı duyulan hiçbir şey kalmıyor.
Yeryüzü nimetleri, tüm insanların esenlik içinde, açlık hissetmeden, kuraklık çekmeden, doğayla barış içinde yaşamasını mümkün kılabilecek potansiyeli haiz iken, insanoğlunun hırsının örgütlü bir iktisadi düzene dönüşmesi, 1 Mayıs’ın neden önemli olduğunu da, 1 Mayıs’ta asıl itiraz edilmesi gerekenin ne olduğunu da yeterince açıklıyor.
Sadece emeğimizi, emeğimizin hakkını değil; insan hayatını hiçe sayan, işçi cinayetlerini elindeki imtiyazla örtbas edebilmek için pervasızca kullanabilen, her şeyi tüketen bu sömürü düzenine karşı insanlığın akıbetini savunmuş oluyoruz.
 

 

YORUM EKLE

banner7

banner6