Kan ve gözyaşı

Gelin 2000'li yılların başlarına gidelim.

Görülmeyen ellerin, medeniyetlerin doğduğu bölgeyi, Ortadoğu'yu şekillendirmek için düğmeye bastığı yıllara.

Hiç düşündünüz mü neden İslam dünyası üzerinde kan ve gözyaşının eksik olmadığını?

Bir hatırlayın bakalım. Yeni senaryonun sahneye konulması için şartların oluşmasının beklendiği yılları.

 “Türkiye'ye yaşatılan ekonomik krizi,

 Amerika'nın "11 Eylül Oyunu senaryolarını, 11 Eylül'den sonra Afganistan ve Irak işgallerini,

Meclisten geçmeyen "tezkere"yi ,

Tarihler  4 Temmuz 2003'ü gösterirken Irak'ta Amerika tarafından 11 askerimizin başına çuval geçirildiği günleri,

Özgürlük götürüldüğü iddiasıyla orta doğu topraklarına gelenlerin katliamlarını, tecavüzlerini,

Milyonlarca insanın nasıl hedef tahtası yapıldığını,

Üç günlük bebeklerin bile karınlarının nasıl deşildiğini,

Camilerin nasıl bombalandığını,

Organ ticaretini, kalbi, böbreği ve iç organları nasıl alındığını,

Gelinlerin, kızların,” kocalarının, anne-babalarının” karşısında nasıl tecavüzlere uğradığını,

On binlerce kadının tecavüz çocukları doğurduğunu,

Ülkemizde sahnelenen Kürt-Türk, Alevi-Sünni oyunlarını,

Neden İslam coğrafyası üzerinde uygulanıyor bu senaryo. Bütün İslam ülkelerinde neden huzurun olmadığını bir düşünün,

İngiltere'de, Fransa'da, Amerika'da, bütün Hıristiyan ülkelerinde gürültü-patırtı yokken,

Pakistan'da, Irak'ta, Afganistan'da, İran'da, Mısır'da, Libya'da, Tunus'ta, Fas'ta, Filistin'de, Cezayir'de, Yemen'de, Suriye'de ve hala da hızla yayılan hemen bütün İslam ülkelerinde neden kardeş kanı akıtılıyor,

Bir düşünün; 30 yıldır ülkemizde akan kardeş kanını ve heba olan yaklaşık 400 milyar doları,

İnsanlığın doğduğu bu coğrafyada yaklaşık 1 katrilyon dolarlık yeraltı rezervlerinin üzerine, özgürlük götürdüğünü iddia eden ülkelerin nasıl oturduğunu,

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ'ni bir hatırlayın,

 Başta ABD olmak üzere bütün emperyalist güçlerin Suriye'yi kan gölüne çevirmesini,

Terör örgütlerinin canlı canlı insanları nasıl yaktıklarını,

Müslüman ülkeden, huzura ve refaha kavuşmak için Hıristiyan ülkelere kaçışları hatırlayın,  

Denizlerde birlerce ölümü, karaya vuran cesetleri,  

O masum bedeni sahile vuran Aylan bebeği,

Milyonlarca, kadın, erkek, çocuk Suriyelinin ülkemize sığınmalarını,

4 Temmuz 2003'ü sakın unutmayın,

En yetkili ağızdan "Ne notası verecekmişiz, müzik notası mı?",

Askerinin başına çuval geçirten Amerikalı komutandan madalya alan TSK paşalarını,

Sakın unutmayın.

Akdeniz’de ve özellikle de Türkiye ile Yunanistan arasında çözümlenmemiş ciddi deniz sorunlarımız var. Kıta sahanlığı, kara suları ve son zamanlarda daha bir stratejik hale gelen” Münhasır Ekonomik Bölge” ihtilafları giderek büyüyor,

Akdeniz’de sular ısınıyor.

Libya politikamız doğru, hatta Akdeniz diplomasisinde tek dayanağımız

Geçmişteki bütün kriz dönemlerinde Batı’da Türkiye karşıtları gibi Türkiye dostları da olurdu,

Artık “dostlarımızı artırmak düşmanlarımızı azaltmak” gerekmez mi?

Türkiye elbette oldu bittilere ve dayatmalara boyun eğmeyecektir.

Fakat kazançlarımızın bedelleri neden ağır olsun?

Türkiye dünya yelpazesindeki yerinin neresi olduğu konusunda oluşan soruları gidermeli,

 Uzun tarihi tecrübelere dayalı Türkiye Cumhuriyeti’nin klasik diplomasisine dönülmesi akılcı olur diye düşünüyorum.

YORUM EKLE