Karaağaç Bulvarı’nda Yürümek

Sonbahar kışa dönüşürken şehrin en nahif caddelerinde usulca yürümek başka bir keyfe tabi.

Yeni Cami’den başlayıp Atatürk Bulvarı refüjü boyunca yürürken, Atatürk Bulvarı’nı ortadan ikiye bölen iki tane araba geçişi bölümü resmen şehrin en kıymetli yayalaşmış bölgesini bıçak gibi kesiyor. Etrafta akıp giden trafiği, Kavaklar Caddesi kesişimi bitiriyor. 

Orhan Cami tarafından yürüdükçe cami etrafındaki işgaliye bittiği için mutlu oluyorum. Adım atamıyordunuz. Ardı sıra şu an atıl vaziyetteki Türk Ticaret Bankası’nın önünden geçip böyle kıymetli bir yapının daha kaç yıl daha atıl kalacağını düşünüp iç çekiyorum. Yürümeye devam edince iyice daralan yaya geçidinden Ağa Cami’ye ulaşınca sabah namaz saatlerinden sonra cami etrafında günlük işlerde çalışmak için ekmeğini bekleyenler. Nice zahmet isteyen işlerde gününü kurtarmaya çalışanlar… O da bu şehrin başka uzun bir mevzusu.

Uzun Çarşı içinden yürümeye karar verdiğim zamanlarda da her seferinde buradaki restorasyonu inceliyorum. Tanıdık esnaflara selam verip, bazen de bir çaylarını içip hasbihal ediyorum. Uzun Çarşı’nın kendine has kalabalığı, koşuşturmacası her zaman başka bir gözleme mecburdur. O parlatılmış, şehrin geçmişiyle de yarınıyla de zerre ilgisi olmayan alışveriş merkezleri değil de işte burası esasında ada ve pazarı… Gel de anlat.

Velhasıl Uzun Çarşı sonundaki simitçiden çarşıya yayılan fırından yeni çıkmış çıtır Adapazarı simidini koklayıp, bazen de alıp Karaağaç Bulvarı’na erişiyor ayaklarım. Hastane çevresindeki bir garip, tersi düzü belli olmayan, şehre arabasıyla gelen her yabancının bu nasıl trafik geçişi dediği ayrıma düşüyorum. Eski Reji’den kurtulup Bankalar Caddesi’ne giren arabalar, şehrin kuzeyine ilerlemek, Karaağaç Bulvarı’na devam etmek isterlerse çapraz bir geçişle toplam altı giriş çıkışı olan bir alana erişiyorlar. Keşmekeş.

Esasında tamamen kapat buraları. Ne işi var arabaların bu kadar insan olan yerde, anlamak zor. Zehir saçıyorlar, sokakları bizden çalıyorlar. Ama yok, bunu yapmak yerine insanları yaya geçişine yönlendirecek siyah bariyerler yapmak, onların güvenliğini sağlıyor. Ne demezsin!

Nihayet Karaağaç Bulvarı’nın orta refüjüne ulaşıyorum. Sonbaharı özümsemiş ağaçların sarı ve turuncu yaprakları boydan boya, yan yana yayılmış. Belediye çalışanları yaprakları henüz süpürmemişlerse işime geliyor. Hele ki akşam olmuş, sarı ışıklar da yanmışsa… Dalların arasından süzülüp yansıyan ışıkların nüansıyla burada yürümek insanı birçok duyguya gark ediyor. Yürürken üzerimi komple kapatan ağaçlar, bir anlık da olsa insana ‘güzel şehirsin eyvallah ama…’ dedirtiyor. Bazen banklarda oturanları izliyorum, bazen bir şeyler okuyorum, bazen müzik dinliyorum, bazen yazıyorum, bazen hiçbir şey yapmıyorum. Bisikletimle geçtiğimde ise olabildiğince yavaşlayıp geçiyorum.

Yürümek, burada vakit geçirmek çok güzel fakat vaktinde yapılmış bu koca Bulvar, orta yerinden kesilmiş kavşaklar ile geçmişe rahmet okutuyor. Kendime soruyorum, her şey bu arabaların geçmesi için mi? Yıldız ile Ulus Caddesi’nin orta yerinde bulunan o kavşaktan karşıdan karşıya geçmek sadece arabalara mahsus bir özellik olmalı. Zira yaya olarak geçmek bir hayli zahmetli. Tatlı tatlı yürüyüp geldiğin bu güzelliği, bu ne olduğu belirsiz kavşaklar bölüveriyor.

İhsaniye Cami’nin kavşağına ulaşana kadar süren bu refüjün sonunda kumruların, güvercinlerin beslendiği bir alan var. Yıllardır su, yem ve ekmek eksik olmaz. Besleyenden Allah razı olsun. Buradan sonrasında artık cadde kenarlarındaki kaldırımlara yönelmek gerekiyor. Kaldırıma geçtiğimde Füsun ablanın eczanesinin önünden geçiyorum, geçerken görürsem bir selam veriyorum.

Kim bilir bu vakte kadar kimlerin yürüdüğü, ne hatıraların başlangıcı ve bitişi olan Karaağaç Bulvarı’nı ardımda bırakıyorum.

Yine en güzel yürüyüş ve bisiklet yolu alanlarından birisi, Donatım ve Bahçelievler arasında Kent Park’tan Vagon Park’a uzanan Çark Deresi kenarındaki yol. Donatım deyince, kıymetli yazarımız Sait Faik Abasıyanık’ın adını taşıyan parkın rezil hali aklıma düşüveriyor. O da başka bir yazının konusu…

Haftanın Sözü;
“Ne kadar üstü başı düzgünler, suratı ciddiler, hali azametliler içinde kalmışım ki bir türlü hikâyeme yanaşamıyorum.”
Sait Faik Abasıyanık

YORUM EKLE
YORUMLAR
Rüya
Rüya - 4 hafta Önce

Çok keyifli bir yazı olmuş. Aynı zamanda bu caddenin getirildiği durumu da anlamışsınız aslında. Anlayana...

banner7

banner6