Kargocuları rahat bırakın

Pek çok meslek dalı evden çalışmaya kendini adapte etmiş durumda. Dükkanını kapatan da evde kalıyor artık. Sokakta gerçekten çok acil işi olmayan insan kalmadı.

İnsanlar mümkün mertebe evlerinde kalmaya gayret edince alışveriş için de internet kullanılıyor.

İnternette verdiğiniz sipariş size kurye ya da kargo aracılığı ile geliyor.

Kurye ve kargoların işleri her zamankinden daha yoğun yani. Eskiden çıkıp aldığınız şeylerin artık kapımıza geldiği bir dönemde yaşıyoruz.

Neyle karşılaşacağını bilmeyen, bu zor dönemde sürekli çalışmak zorunda kalan kargocuların da insan olduğunu unutmamak lazım.

Bu işle uğraşan bir dostumuz aradı. Hasbihal ederken, “Kargocunun zaten işi başından aşkın. Adamlara sabah verdiğimiz listeyi akşama kadar tamamlatıyoruz. Kargocunun girdiği yerde çay içecek hali yok. Ürünü teslim edip çıkacak. Kalma süresi belli. Yollarda zaten trafik yok. Herkes bir an önce işini halledip çocuklarına kavuşma hayali kuruyor. Ancak bu esnada bazen park kurallarına uyamadığımız oluyor. Bu süreçte bile fahri trafik müfettişleri hatalı park edildiği için cezalar yazmış. Bu cezalar personelin maaşından kesiliyor. En azından bu süreçte biraz daha insaflı olunması gerekmez mi” dedi.

Herkes her daim kurallara uymak durumunda. Ancak herkes her daim insaflı da olmak zorunda.

Her yeri ekmeliyiz

Fındık veresiye bir araba almış bizim oradan biri. Annesi ile binmişler arabaya, geziyorlar. Annesi, “Oğlum ne güzel araba. Hiç sesi çıkmıyor” diyince aklına ödemeler gelen evlat, “Bunun sesi fındıktan sonra çıkar ana” demiş.

Koronavirüs sessizliği sürüyor. Bugün evde oturmalarımızın bedelini faturalar geldiğinde, kaynaklarımız azaldığında ödeyeceğiz.

Sanayi üretimi ülke ekonomisine ne kadar yansır bilmiyorum. Tüm dünyada üretim durduğu için ve sanayi üretimi aslında birincil üretim olmadığı için telafi etmek mümkün.

Ancak tarımsal üretim için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

Çünkü sürekli yemek yemek zorundayız.

Onun için tam da bugünlerde Ziraat Odaları ve Tarım Müdürlükleri sağlam bir planlama yapmalı. Boş arazilerin tamamı tespit edilmeli ve her yerde planlı ekim çalışması gerçekleştirilmeli.

Yoksa bu virüsün kendisi ölse etkisi süründürecek.

Önlem almaya gerek yok mu?

Temel uçaktan paraşütle atlamış. Belli bir mesafede kendisine paraşütü açması söylenmiş. Temel, “Daha çok var” diye düşünüp açmamış. Sonra mesafe yarıya inmiş, bir uyarı daha gelmiş. Temel yine “Çok var” diye düşünmüş açmamış. Artık 15-20 metre gibi bir mesafe kaldığında “Paraşütü açın da yaralı olarak kurtulun” şeklinde uyarı geldiğinde Temel, “Zaten geldik. 15-20 metre için paraşütü açmaya değmez” demiş.

Virüs Çin’de ortaya çıktığında oralı olmadık. Komşu ülkelere geldiğinde ciddiye almadık. Ülkemize geldiğinde “Sakarya’ya gelmez” diye düşündük, umursamadık.

Önceki akşam Sağlık Bakanı’nın açıklamalarına baktığımızda Sakarya hastalığın en fazla görüldüğü ve can aldığı 7 il arasında.

Ne dersiniz?

Artık ciddiye alacak kıvama geldik mi? Yoksa “Zaten olan oldu” diye düşünüp işimize mi bakalım?

Pazara bariyer

Devlet vatandaşını korur. Gerekirse kendine karşı da. Onun için intihar etmek suçtur, ötenazi hakkı yoktur.

“Emniyet kemeri takmıyorum. Ölürsem ben ölürüm” diyemezsiniz.

Pazaryerlerine barikat konulması bizim söz dinlemiyor olmamızdandır. Siz kurallara uymazsanız devlet sizi zorla kurala uymak durumunda bırakır.

“Lütfen evde kalın” ile başlayan hitap şekli zaman içinde “Evde kalmak zorundasınız” halini alıyor. Farkındaysanız.

HECATİ: Bu eve kapanma olayı hapisten kötü ha. Ötekinin en azından ne zaman biteceği belli...

YORUM EKLE