Kaza değil cinayet! Beytullah Önce

Soma’da meydana gelen facia, 300’den fazla canı, eşinden, evladından, anasından, babasından, arkadaşlarından kopardı.
Eşler yalnız, çocuklar yetim, ana babalar ciğerparesiz kaldı.
İnşallah ölümlere yenileri eklenmez, maden ocağının karanlığına terk edilmiş canlar kalmaz ve bu acıların tekrarı yaşanmaz.
İşte bu son temennide, ister istemez tereddüt ediyor insan…
Çünkü göz göre göre gelen bu iş cinayetlerini, “kaza” diye, “kader” diye geçiştirmeye çalışan siyasi bir zihniyet var.
2012 yılında yalnızca maden sektöründe 81 işçinin, 2013 yılında ülke genelinde 1235 emekçinin ve 2014 yılının daha ilk dört ayında en az 369 emekçinin ağır ve denetimsiz çalışma koşullarında hayatını kaybettiği düşünüldüğünde, yaşanan bu can kayıplarının “ihmal” ya da “kaza” olarak geçiştirilemeyeceği ortada.
2000 yılından bu yana şantiyelerde, tersanelerde ve madenlerde hayatını kaybeden işçilerin sayısı ise 12 bini aşmıştır.
Bu acı tablo göstermektedir ki, vakıalara atfedilen “iş kazası” etiketi inandırıcılıktan uzaktır.
Bunun adı “iş cinayeti”dir.
Ölümlerin sorumluluğunu başından savıp, felaketi Allah’ın takdirine yüklemeye kalkışmak ise kesinlikle doğru bir tavır değildir ve bu tür bir yaklaşım şiddetle reddedilmelidir.
Çünkü bu tavır bize tarihte zalim ve müstekbir otoritelerin başvurduğu “Cebriyyeci” söylemi anımsatmaktadır.
Mezkur anlayışa göre kişi, adeta rüzgarın önünde sürüklenen yaprak gibi iradesizdir, onun yönünü de gidişatını rüzgâr belirler; tüm bunları ise Allah böyle takdir etmiştir.
İnsan iradesini sıfırlayan bu anlayış, tarihte birçok zalim yöneticinin suç ve sorumluluklarını ört-bas etmek için kullandığı bir araç olmuştur.
Elbette her şeyin takdiri Allah’ın bilgisi ve kudreti dâhilindedir, lakin o insana akıl ve irade, tercih etme hakkı tanımıştır.
Bunun için tedbir de insanın elindedir.
Tedbirsizliği kadere yüklemek ise Allah’a iftira atmaya kalkışmak kadar büyük bir vebaldir.
Soma’da, diğer madenlerde yada diğer işlerde hayatını kaybedenlerin başına gelenler ise ancak “takdir-i kapitalizm” olarak değerlendirilebilir.
Üç kuruş daha fazla kazanmak için insanın canını dahi hiçe sayabilecek kadar gözü dönmüş bir kapitalist düzen varken, bu ölümlerin tekrar etmemesi ise mümkün değildir.
Karşımızda amansız bir kâr hırsıyla rekabet eden yerel ve küresel sermayenin ve insanın en temel haklarından yaşama hakkının dahi riske atılabildiği çalışma koşullarını hakkıyla denetlemeyen devletin işbirliği neticesinde oluşan ciddi ve çok boyutlu bir sorun bulunmaktadır.
Soma’daki maden faciası da bu işbirliğinin acı bir neticesidir.
Maden ocakları işçiliğinin hata kabul etmeyen, ağır ve tehlikeli işler sınıfına girdiği ve en ufak bir noksanın hayati tehlikeler doğurabileceği gerçeğine rağmen, denetimlerin yetersiz kalması, tespit edilen hatalara ve eksikliklere karşı kalıcı çözüme dönük ciddi yaptırımların uygulanmaması çok ağır bir sonuca yol açmıştır.
Nitekim muhalefet partilerin Meclis’e taşıdığı ama iktidar partisinin reddettiği son soru önergesinde; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından çeşitli tarihlerde yapılan teftişlerde tespit edilen noksanlara rağmen üretim faaliyetlerinin durdurulmadığına, bunun yerine para cezası ile yetinildiğine de dikkat çekilmiştir.
Haliyle yaşanan bu ağır kaybın basit bir ihmal olarak değerlendirilmemesi gerektiği aşikârdır.
Soma’ya giden ve uzun bir süre maden ocağı sahasına girişi engellenmek istenen MAZLUMDER heyetinin ilk izlenimleri de, faciada çok ciddi ihmaller olduğuna işaret etmektedir.
Bu katliamın failleri ve sorumluları, işin ucu nereye varırsa varsın ortaya çıkartılmak ve etkin şekilde cezalandırılmak zorundadır, lakin bunu yapması gereken siyasi iradenin izlediği tavır ise sadece ümitsizliğin değil maalesef öfkenin de kaynağına dönüşmektedir.
 

YORUM EKLE

banner22

banner21