Kim ne derse desin hizmet akmadı

Seçimler hep bir umut oluyor. Aynı koltuğa yeniden aday olanlar uygulamaya koydukları projelerin devamı ve benzerlerinin yapılabilmesi için, yeni aday olanlar da yepyeni projeler ortaya koymak için vatandaşın karşısına çıkıyor.

Vatandaş da geride kalan dönemde beğendiklerinin devam etmesini istiyorsa adaya oy veriyor. Eğer yeni şeyler yapılmasını istiyor ya da bir önceki belediye başkanını beğenmiyorsa yepyeni beklentiler içine giriyor ve yeni adaya yöneliyor.

Seçimin üstünden yaklaşık 7 ay gibi bir zaman dilimi geçti. Bu süre içinde pek çok şey yapılabilir miydi? Çünkü önümüzdeki beş aylık süre pek çok hizmete müsaade etmeyecek. Asfalt atacak olsanız toprak sıcaklığı uygun değil en basitinden. Altyapı ve üstyapı çalışması yapsanız da verimli olma imkanınız az. Günler kısa öncelikle…

Haliyle aslında bu yedi aylık çalışma aslında yıl boyu yapacağınız çalışmanın en kapsamlı kısmı. Bundan sonra rutin hizmetler verilebilecek. Belki kültür hizmetleri falan…

Gazeteciler seçimde aday olan isimlere eskiden beri hep aynı soruyu sorarlar: İlk icraatınız ne olacak?

Ne olacak adamın ilk icraatı! Olana bitene bakacak. Durum tespiti yapacak. Kim ne iş yapar? Kim kimin adamı olarak burada? Kim alın teri ile çalışıyor? Nerede ne kadar gelir var? Hangi harcama doğru, hangisi eğri? Kimler iyi niyetli, kimler dümeninin peşinde?

Bununla da sınırlı değil tabi. Adamın ziyaretçileri var. Bunların ağırlanması uğurlanması. Gelenlerin niyetleri, beklentileri.

Yetmiyor tabi. Başına geldiği kurumun işleyişinin sağlanması. Kendi karakterini yansıtması. İlk günden mi etkinliğini hissettirecek yoksa zamanla mı etkin hale gelecek?

Personel şişkinliği mi var ihtiyacı mı? Çünkü belediyelerde asla yeterli kadro olmaz. Ya eksiktir ya fazlalık vardır. Her belediyeyi gezin. İş tanımını kendi yapamayacak adam mutlaka vardır. Yani sorsan “Kardeşim sen ne iş yaparsın” diye kendisi bile ne iş yaptığını söyleyemez. Ama belediyede çalışıyordur.

Özellikle seçim öncesi işe alınanlar bu şekildedir. Onun için “Aileler iş bulamayacağını düşündükleri çocuklarını belediyeye verirler” diye bir inanış bile oluşmuştur.

Çok iyi iş yapacak adamlar ad vardır mutlaka. Onun sayesinde zaten işler bir şekilde ilerlemektedir. Bu kişilerin doğru ayıklanması ve değerlendirilmesi aşaması da var elbette.

Yetmez elbette. Belediyeye çeşitli vesilelerle iş yapmak durumunda. Çeşitli kurum ve kuruluşlarla çalışmak zorundasınız. Bu kurumlar arasında fetö’cü var mı? Yandaş diye yaftalanmış var mı? İleride sizi zora sokabilecek bir durum meydana gelir mi? Bunu da hesap edeceksiniz.

Bitti mi? Bitmedi.

Üst belediyelerin ve Ankara’nın tavrını ölçeceksiniz. Proje yapsanız nasıl karşılanır, hangi tür projeler kabul görür? Bunların hesabı yapılacak.

Sonra döneceksiniz vaatlerinize. Acaba hangileri uygulanabilir? Hangileri acil?

Bu arada seçildiğiniz partinin il ve ilçe teşkilatlarının da bazı fikirleri var. Onları da dikkate almak durumundasınız. Sonuçta seçim sürecinde sizinle gezen insanlar da bazı fikri ve beklenti içinde oluyor.

Tüm bunları halledebilir, üst belediyeniz ve Ankara ile güzel bağlantı kurabilirseniz, personelinizi ayarlayıp, ekipmanınızı düzeltirseniz, il ve ilçe teşkilatlarınızın gönlünü de alabilirseniz iş yapmaya başlayabilirsiniz.

Bu sene tüm bu saydıklarımıza bir de ekonomik kriz eklendi. İş içinden çıkılmaz bir hal aldı.

Neyse her seçim dönemi sonrasında büyük bir hayal kırıklığı oluyor zaten. Bunda bir şey yok da…

Bu işi halletmenin yolu çok zor değil. Seçimleri mart yerine ekimde yapacaksınız. Adamlar bu konaklama ağırlama işlerini, personel tanıma, Ankara, il, ilçe teşkilatı görüşmelerini kışın yapacak.

Yazın da hizmet alacak.

Son altı ayda hizmet alamamış olmamızın tüm sorumluluğu belediye başkanlarında değil.

Sorun aslında biraz da sistem sorunu yani…

 

Diyanet yorumu

29 Ekim günü çıkan yazımızda Diyanet’in hutbede Atatürk’ü ısrarla işlemediğini söylemiştik. Pek çok eleştiri aldık da…

Önemli bir bilgiyi Ömer Arık Hocam verdi. Diyanet’te görevli hocaların maaşa bağlanması Atatürk’ün sayesinde olmuş. Osmanlı zamanında gönüllülük esasına göre yapılan imamlık Cumhuriyet döneminden itibaren maaşlı bir işe dönüşmüş. Üstelik de devlet memuru statüsünde ve ömür boyu iş garantisi ile…

Siz halen Atatürk’e şükran duymuyorsunuz öyle mi?

Başka sorum yok!

Sakaryaspor

Daha önce yazdım yine yazayım. Bir il takımı kadar büyüktür. Trabzonspor olmaza Trabzon’un bilinirliği o kadar olmazdı. Adana ve Antalya aslında İzmir’den çok daha küçük olmasına rağmen futbol takımlarının konuşulması sayesinde önemseniyor. Benzer durum yakın zamanda Konya ve Manisa için de söylenebilir.

Sakaryaspor’un lig atlaması aslında tüm Sakarya’nın lig atlaması anlamına gelir.

Herkesin buna göre davranması ve Sakaryaspor’un lig atlaması için gayret etmesi gerekir.

“Sivaslıyım” diyene “Yiğido” derler, “Sakaryalıyım” derseniz “Tatanga” diye çağırırlar.

Sakaryaspor bu şehrin en büyük markasıdır.

Ve herkes bu takıma sahip çıkmak durumundadır…

YORUM EKLE

banner7

banner6