Kimi Yazar, Kimi Bozar, Kimi Bakar

Sağcı veya solcu yazarlar şeklinde yapılan kategorik ayrımlara hepimiz alışığız. Son yıllarda buna üçüncü bir sınıf eklendi. Hem liberal hem de müthiş muhafazakârlar… Evlerde yapılan tuzlu kekler gibi! Kendilerine, "Muhafazakâr Yazarlar" ismini versek, sanırım mutsuz olmazlar.
En belirgin özellikleri, iktidara çok yakın olmaları veya kapısında beklemekte bir mahsur görmemeleridir.
Yazdıklarını, gördüğümüz her mecrada okuyoruz. Özellikle aramamıza gerek kalmıyor çünkü hemen hemen her medya kuruluşunda konuşlanmış durumdalar. Hemen belirtelim; gündemin akışına göre ortak hedef belirleyebilme ve hemen saldırıya geçebilmedeki maharetlerini takdir (!) ediyoruz.
Fakat kabak tadı verdikleri bir nokta var. Ele aldıkları her konu, günlük “yağ çekme” görevlerini tamamladıktan hemen sonra dönüp dolaşıp aynı noktaya gelmektedir.
“Ben Müslümanım, sen başka bir şeysin… Devir değişti, haddini bil! Az bekle, Allah (cc) cezanı verecek!”
***
Bu tarz yazılar yazanların inancına göre, "ben Müslümanım" deyince; demokratik haklar ile dini tercihler siyasal düzlemde birleşiyor ve ortaya tarifi zor bir irade çıkıyor. Bir şeyi sahiplenmek güzel ama İrade'den aldığın güçle sağa sola saldırmak; bak işte, o hiç güzel değil!
Anladığımız kadarıyla temel hareket noktaları; geçmiş zamanda ceberut (!) devlet karşısında ezildikleri fakat çok şükür, yıllarca süren çalışmaların sonunda gerçekleştirdikleri demokratik devrim sayesinde o malum günleri artık geride bıraktıklarıdır. Yeni dönemde “boru” kendilerindedir, çaldıklarını herkes dinlemek zorundadır.
Neticede kişinin inancı kendisini bağlar. Özgüven de kötü bir şey değildir. Ayrıca düşüncelerini ifade etme hakları elbette saklıdır. Ancak itiraz ettiğimiz önemli başka bir durum vardır.
Eskinin mağdurları, yeninin galipleri, muhafazakâr yazarlar, teröristlere çaktırmadan benzer bir plan önermektedirler. Mevsime göre buzdolabına girip, çıkan paketleri bu bağlamda yorumlayabilirsiniz. Son tahlilde söyledikleri; “kendi devrimini yapacaksan yap ama bunu bize iş çıkarmadan, hâlihazırda bizim yaptığımız gibi, kulağını üfleyerek yap!”
Çok uzun süre teröriste, terörist diyememelerinin sebebi budur! “Silahı bırak, gel, siyaset yap! Ne de olsa;  devletin malı deniz, yemezsen hatırım kalır!”
***
Yazıyı hazırlarken, televizyon ekranlarında İstanbul’da patlayan bomba ile ilgili haberler dönüyordu. Siyaset arenasında yer kaplayan bütün aktörler teker teker konuşuyordu.
İktidar; “failler bulunacak, olay mutlaka aydınlatılacak, sorumlular cezalandırılacak” dedi.
Muhalefet; her zaman ki gibi karnından konuştu, posta koydu, gürledi. “Nerede bu devlet, nerede istihbarat!”
Biz ise; televizyonun önünde kendi kendimize söylendik. Spiker sesimizi duymadı tabii. Hepsini birden yazamayız, ayıp olur ama bir cümle ile özetleyelim.
Birileri yazıyor, birileri bozuyor. Birileri ise sadece bakıyor. “Yeter artık, harekete geçelim” diyenleri mahkemeye gönderiyor.
Aksakalını kazıyanlar da soteye yatmış, siyasi geleceklerini planlıyor.

YORUM EKLE