Kızıldeniz

Kıymetli okuyucularımız,

Size bugün Kızıldeniz ile ilgili insanlar ve denizler hakkında aklımda iz bırakan bazı hatıralarımdan bahsetmek istiyorum.

Kızıldeniz'e bizim coğrafyadan giriş, Süveyş (Suez) kanalı ile olur. Akdeniz ile Kızıldeniz'i bağlayan bu kanalın yapımı 1869 yılında tamamlanmıştır. Mısır ekonomisinin en önemli gelir kaynaklarından biri olup yaklaşık 120 deniz mili uzunluğundadır. Uzakdoğu ve Akdeniz arasındaki yolu çok önemli oranda kısaltır ve bu yüzden geçiş çok pahalıdır. Ama ben bir kaptan olarak bazen 2 hafta fazla yol yaparak Ümit Burnundan geçmeyi, buradaki Mısırlı Arap kardeşlerimizle bütün gün ve gece avanta/bahşiş vs. tartışmasına girmeye tercih ederdim. Arap hayranı arkadaşlarımızdan özür dilerim.

Kanal bitiminde Suez körfezine, oradan da Kızıldeniz'e açılır denizciler. Benim için Kızıldeniz insanlığın özellikle İslam dünyasının tezat merkezlerindendir. Bir tarafta yattıkları yerden trilyonlarca dolara hükmeden petrol zenginleri ama tam karşıda da açlık ve hastalık kokan zavallı Sudan, Eritre, Etiyopya hatta güney Mısır. 1986 yılında aynı seferde önce Port Sudan, sonra Cidde limanlarına uğradım. Sudan'da liman işçilerinden bir adamın, yırtık PVC torbasından dökülen beyaz parçaları pirinç taneleri sanarak avuçlayıp çiğnemeye çalıştığını, onun yiyecek olmadığını anladığında ezik bir şekilde tükürdüğünü gördüğümde ben insanlığımdan utanmıştım. Tam karşıdaki Cidde şehrine yaklaşırken denizden koskoca bir şehir gözükür, her taraf yepyeni binalar doludur. Sanırsın 5 milyon nüfus var. Öğrendim ki nüfus ancak 200 bin civarı olmasına rağmen parayı harcamayı bile adam gibi bilemeyen bu sonradan görmeler, kendi çocuğuna, sonra o çocuktan olmasını umdukları torunlarına yani 3-4 kuşak sonrasına evler, bazen saraylar yaptırdıkları için bu kadar büyük görünüyormuş.

Deniz muhteşem güzelliklerle dolu, masmavi ve her yerden biten su altı mercan kayalıkları, her renkte balıklar. Ama, çok dikkatli olmak gerek, buradaki çoğu balıkla kıyaslanınca köpekbalıkları melek gibi kalır.

Kızıldeniz'in güneyi Bab Al Mandab (Babülmendep) boğazı ile sınırlanır, sonra Aden Körfezine girilir. Babülmendep, Kuran-ı Kerim'in Rahman suresinde geçen birbirine karışmayan denizler ifadesi için örnek gösterilen yerlerden biri olmasına rağmen, açıkçası ben öyle net bir çizgi göremedim. Belki burada kast edilen bir ayrışım çizgisi görmek değildir.

Babül Mendeb'in bende bıraktığı bir acı vardır. Sınıf arkadaşım sevgili Fuat Otarcı'nın kıymetli babası, yine kendisi gibi bir kaptan olan rahmetli Sait Otarcı (Deniz camiasındaki ismi ile, kısa boyu sebebi ile Boy Sait) abimizdir. Eşi ve küçük oğlu ile beraber gemidedir. Talihsiz bir gemi kazası ile gemisi ortadan bölünür, kurtarma şansı yoktur. Gemi su alıp batmakta iken, tüm personeli, sevgili eşini ve oğlunu öperek kurtarma botlarına bindirir, hepsini öperek helalleşir, denizci selamı olan ''Allah selamet versin'' der, kendisi gemisini terk etmez. Batıp birlikte denizin dibine giderler. Kısa boylu ama yiğit kaptan boy Sait, hala orada yatmaktadır. Allah makamını cennet etsin.

Ben de bazen düşünürüm ve bir cevap bulamam, batması kesin olan bir gemiyi kaptan olarak biz niye terk etmeyiz diye. Terk eden tabi ki eder, ama benim yakın bir tanıdığım olan İngiliz Big John da, Suriye açıklarında batmış olan canlı hayvan gemisi Danny F 2 gemisini batarken terk etmemiş ve yaşları 4/12 arası olan 4 çocuğunu babasız bırakmıştır. Toprağı bol olsun. Allah geride kalan eşi ve çocuklarına sabır versin.

Güzel insanlar, yazmaya devam edeceğim inşallah. Ama lütfen içinden geçmekte olduğumuz salgın hastalık nedeni ile, uyarılara saygı gösterelim, tedbiri elden bırakmayalım. Sadece kendiniz için değil, hepimiz için.

Sağlıkla kalın.

YORUM EKLE