Küçük planlarınıza Sakarya’yı alet etmeyin

İktidara yakınlığı ile bilinen bir haber kanalı Sakarya’ya geliyor. Türkiye’nin gözbebeği Tank Palet Fabrikası önünden canlı yayın yapıyor. Canlı yayında muhterem sunucu Tank Palet için “Yıllardır atıl durumda bulunan” diyor…

Bak güzel kardeşim. Yıllardan bu yana Türkiye’nin en önemli fabrikalarından biridir Tank Palet.

Türkiye’nin en önemli mühendisleri, en nitelikli işçileri çalışır bu kurumda.

Oraya senin girdiğin kurum gibi torpille ya da doğru kişilerle aynı görüşteymiş gibi davranarak girilmez… İktidar kim olursa olsun muhalefet kim olursa olsun oradaki kişiler bu vatan için çalışır.

Zaten dikkat edersen aynı kişiler yeni yapılacak olan savunma sanayinde çalışmaktadır. BMC ile Katar ortaklığında kurulan yeni firma yine Tank Palet Fabrikası’nda çalışan işçileri alacaktır.

Bu ülkenin yerli ve milli kalabilmesinin sigortası konumundadır Tank Palet. Bugün satılmamış olmasının nedeni de odur. Acil bir işbirliği gerektiği için, Karasu’daki fabrika bu kadar kısa süre içinde yetişmeyeceği için Tank Palet kiraya verilmiştir.

Atıl durumda olan bir yere en azından hiçbir işadamının o kadar para vermeyeceğini idrak edebiliyor olman gerekirdi.

Buraya kadar olanları bir medya takipçisi olarak yazdım.

Şimdi bir de iletişim mezunu ve yıllardır da hasbelkader eli kalem tutan bir arkadaşın olarak bir şeyler söyleyeyim:

Bak canım kardeşim. İnsanlar haber yapmalı. Habercilik insanları aydınlatmak için yapılmalı. Bazen içine siner bazen sinmez. Ama ne olursa olsun gazeteci gerçekleri söyleyebilmeli. Bir futbol maçının sonucu haberi vereni her zaman memnun etmeyebilir. Ama gazeteci o haberi vermek zorundadır. Ya da bir depremde ölenlerin sayısı gazeteciyi rahatsız eder. Daha az sayı olsa keşke diye düşünür. Ya da bir terör saldırısında şehit olanların sayısının daha az olmasını istersin. Ama olmaz bazen. Sen gazeteciysen olanı söylemek zorundasın.

İktidara göre, mevcut şartlara göre veya daha kötüsü sana para verenin takındığı tavra göre hareket eder, durum alır, kalem sallarsan senin yaptığın iş gazetecilik olmaz. Ya da şöyle diyeyim, senle ben aynı işi yapıyor olamayız.

Yine de “Ben işimi bilirim” dersen eğer onun için de bir şeyler söyleyeyim:

Bir yere habere giderken en azından ne söyleyeceğine ilişkin bir fikrin olsun. Söylediğin şeyler bari seni oraya gönderenlerin işine yarasın. Senin bu söylediğin seni oraya yollayanların işine yaramadığı gibi senin görüşüne yakın düşünenlerin de tepkisini çekti.

Şimdi de Sakaryalı olarak bir şeyler söyleyeyim:

Sakın ama sakın Sakarya’daki Tank Palet Fabrikası’nın atıl durumda olduğunu bir daha söyleme.

Ve sakın Sakarya’daki işçilerin alın terini hiçe sayan bir söylemde bulunma.

Gazetecilik mi yapıyorsun yoksa kendi dümeninin peşinde misin bilemem ama sakın kendi küçük planlarına Sakarya’yı alet etme…

Git ötede oyna…

Ne yapıyor bizim dehalar

Bizim öğrencilik dönemimizde “Bilimsel olarak her 100 kişiden biri deha çıkıyor” diye öğretilirdi. Eğer bir güncelleme olmadıysa 1 milyonu aşkın Sakarya’da binlerce deha olması lazım.

Ancak üstün zekalılık bir hammaddedir. Bir atasözü “Dehalığın yüzde biri ilham 99’u terdir” diyor. Size verilen altın külçesini üstüne römork indirmek için kullanırsanız bunda altın külçesi suçlu olmaz.

Bizde de pek çok deha var şüphesiz. Bunları sokakta gezerken de görebiliyoruz. Ancak bu insanlar üstün akıllarını doğru yönde kullanmak yerine kendi mutlulukları için harcıyor.

Bazıları tefecilik yapıyor, bazıları kısa yoldan köşe dönme peşinde gidiyor. Pek çoğu bizi parmağında oynatıyor.

Biz ilimizdeki üstün zekalıları bu şekilde harcamış oluyoruz.

 

Oturup konuşmak bu kadar mı zor

Seçim zamanları defalarca söz verilir. Her belediye başkan adayı “Biz ortak akılla şehri yöneteceğiz” der. İşi ileri götürüp, “Şehrimizi birlikte yönetmeye var mısınız” diye sorar. “Ben sizin başkanınız değil hizmetkarınız olmaya adayız” der. Seçmeni ikna eder. Sonra seçimi kazanır.

Ardından da “Koskoca ben” sendromu ortaya çıkar. Daha önce de yazdığım gibi “Belediye başkanı bir adam asamaz bir para basamaz” diye düşünenler var.

Pek çok yerde konuşmamaktan kaynaklı sorunlar var. Kişisel inatlaşmalardan kimse kazançlı çıkmıyor.

Seçim öncesinde olanları unutmak lazım. Seçimi kazanan adamın intikam ile işi olmamalı. “Şehr-ül emin” olan kişinin şahsi beklentisi olmamalı.

Egoların bedelini çok ödedik. Yeter artık.

Sivil toplum ile muhalefette olanlar ile tarafız derneklerle ve vatandaşlar ile oturup konuşmak o kadar zor olamaz.

Dört buçuk yıl gelir geçer. Bugün yaptıklarınıza sonradan pişman olmayın diye söylüyorum…

YORUM EKLE

banner7

banner6