KULLUK ve İBADET

Allah, insanı yalnızca kendisine kulluk etmesi için yaratmıştır.  Kulluk, Cenab-ı Hakkı tanımak, O'na gönülden bağlanmak, inanıp iyi işler yapmak demektir. Kul olmanın özü, Rabbimize severek ve isteyerek itaat etmek, ihlas ve samimiyetle ibadete sarılmaktır. Yüce dinimizin en büyük gayesi, bizleri Allah’a imanla yüceltmektir. O’na kullukla, ubudiyetle özgürleştirmektir. Zira inancımıza göre asıl özgürlük, sadece Allah’a kul olmaktır. Asıl hürriyet, kula kul ve esir olmaktan kaçınmaktır. Asıl irade, nefsin heva ve heveslerine, istek ve arzularına, şehvet ve tutkularına teslim olmaktan sakınmaktır.

“Andolsun, biz Nûh’u kavmine peygamber olarak gönderdik. Onlara şöyle dedi: Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allah’tan başkasına ibadet ve kulluk etmeyin. Doğrusu ben sizin adınıza elem dolu bir günün azabından korkuyorum.” (Hud, 11/25-26)

Bütün peygamberler kavmini bir olan Allah’ı tanımaya ve O’na kulluk etmeye davet etmiş, bu davet esnasında çeşitli zorluklarla karşılaşmış, sıkıntıya maruz kalmışlardır. Diğer bütün peygamberlerin yaptığı gibi Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s) de aynı şekilde kavmini Allah’a kulluk etmeye davet etmiştir. “Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, ‘Şüphesiz, benden başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse bana ibadet edin’ diye vahyetmişizdir.” buyurularak bütün peygamberlere emredilenin bir olan Allah’a iman ve O’na kulluk/ibadet etmek olduğu açıkça vurgulanmıştır. Yüce kitabımız Kur’an’da Rabbimiz kendisine kulluk/ibadet etmemiz gerektiğini açık bir şekilde belirterek şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz, Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse (yalnız) O’na kulluk edin. Bu, dosdoğru bir yoldur.” (Meryem, 19/36) “Ey iman edenler, rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.” (Hac, 22/77)

“Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Allah’tan başka size göklerden ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O halde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?” (Fâtır, 35/3) Bunun için bize düşen görev, kendisinden başka ilah olmayan Allah’a hakkıyla iman etmek ve salih ameller işleyerek iki cihan mutluluğuna kavuşmaya gayret etmektir.

İbadet, müminin nişanı, imanın hayata yansımasıdır. Allah’a yakın olma arzusunun ve hayırlı bir kul olma gayretinin göstergesidir. Yüce Rabbimize olan muhabbet ve bağlılığın en güzel tezahürüdür. Cenab-ı Hakkın sunduğu imkanlara, verdiği nimetlere şükürdür. Kulun, sınırsız af ve mağfiret sahibi olan Rabbine sığınması, halini arz etmesidir. Şu halde yaratılış gayemiz; bana ancak, insanları ve cinleri “kulluk etsinler diye yarattım.” ayetinde de açıkça belirtildiği gibi, yüce Rabbimize kullukta bulunmak ve O’nun emirlerini noksansız bir şekilde yerine getirmektir. İbadetlerimizi yaparken özellikle de namazlarımızı kılarken her rekatında okuduğumuz Fatiha süresinde; “Yalnız sana kulluk/ibadet ederiz, yalnız senden yardım dileriz.” diyerek kulluğumuzu hatırlamakta ve sadece O’na ibadet ettiğimizi ifade etmekteyiz. Böylece yüce Rabbimizden başkasına ibadet edilmeyeceğini, ibadete sadece O’nun layık olduğunu özellikle vurgulayarak tevhit inancını açıkça ortaya koymaktayız.

İbadet eden insan, ecir ve mükafata nail olmanın yanı sıra nice güzel huy ve alışkanlık da kazanır. İbadet her şeyden önce kişiye daima Allah’ın huzurunda ve gözetimi altında olduğu bilinci aşılar. İnsanı iyiye, güzele, doğru olana sevk eder. Nitekim namazını kılan ve biraz sonra yine namaz için Rabbinin huzuruna çıkacağını bilen bir insan, kendisini sorumlu hisseder. Huşû içinde kıldığı namazlar onu aşırılıklardan ve çirkin işlerden uzaklaştırmış olur.

Aynı şekilde oruç da bize ibadet sevabı kazandırmanın yanı sıra irademizi güçlendirir, sabrımızı artırır. Nefsimize, heva ve hevesimize esir olmaktan, harama el uzatmaktan, kötü konuşmaktan bizi korur.

Hac ve umre, tevhit aşkını ve ümmet bilincini aşılarken, mahşer anını ve hesap gününün zorluğunu hatırlatır. Dünyalıklarından sıyrılıp ihrama bürünen her Müslüman, Allah katında değerli olanın mal, makam ve mevki değil, yalnızca iman, ibadet ve güzel ahlak olduğunu idrak eder. Dünyanın dört bir yanından gelen, dilleri, renkleri ve ırkları farklı müminlerle omuz omuza vererek  “Müminler ancak kardeştirler”  ilahi hitabındaki din kardeşliğini yürekten hisseder.

En kıymetli ibadetlerimizden olan zekat, sadaka ve infak ise malı arındırır ve bereketlendirir. İnsanın gönlünü zenginleştirir, dünya malına karşı hırsını azaltır, şükrünü artırır. Bencillikten sıyrılıp cimrilikten kurtulan kişi, elindeki nimetleri paylaşmakla kardeşliğin tadına varır.

Kul olmak üzere yaratılan insan, farz ve nafile ibadetlerle Allah’a yaklaşmaya çalışır. O’nun rızasını kazanmayı, sevgisini elde etmeyi amaçlar. Nihayetinde Yüce Allah’ın merhametine, yardımına ve korumasına mazhar olur. Bir hadis-i kutsi’de Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Kulum, farz ibadetlerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz. Nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder. Sonuçta ben onu severim. Sevince de onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden istediğinde ona veririm. Bana sığındığında onu korurum.” (Buhari, Rikâk, 38)

Allah’ın farz kıldığı namaz, oruç gibi ibadetlerin yanında O’nun rızasını umarak, iyi niyet ve samimiyetle yapılan her iş aynı zamanda bir ibadettir. Huzur ve güven dolu bir aile yuvası için gayret etmek, yetim ve kimsesizleri sevindirmek, muhtaçların dertlerine çare olmak ibadettir. Rızkımızı helal yollardan temin etmek için çalışmak, insanlara güzel söz söylemek ve geçim ehli olmak ibadettir.  Alışverişte dürüst olmak, selamı yaymak, hatta insanlara eziyet veren bir engeli yoldan kaldırmak bile bir ibadettir.

Var oluşumuzun anlamı, dünyaya gelişimizin gayesi olan kulluk, bizim için bir şereftir.  Bu şerefe layık olmak için sorumluluklarımızı hakkıyla yerine getirme çabasıyla olur. Allah'a kul olmanın şuurunu bir ömür canlı tutmak gerekir. Ömrümüzü ibadetlerle, salih amellerle ve güzel ahlakla süslemek, Allah’ın her an bizimle beraber olduğunun idrakiyle yaşamak ile olur. ( DİB Din Hizmetleri G. M. Hutbe, 08.02.2019)

İman, en büyük özgürlüktür. Mümin, ruhu özgür olan kişidir. Zira mümin, sadece Rabbinin huzurunda boyun eğer. Asla kula kulluk etmez. Bilir ki; Allah’tan başkasına boyun eğmek, kula kulluk etmek köleliktir. Mümin, kendisini fani şahsiyetlere değil, bâkî hakikatlere adar. Hak ve hakikate karşı kör, sağır ve dilsiz kesilmez. İyiyi ve doğruyu göremeyecek kadar kalbini ve iradesini köreltmez. Kalbinde hiçbir sevgiyi Allah ve Resûlü’nün sevgisinden daha üstün tutmaz. Bilir ki; başka sevgileri Allah ve Resûlü’nün sevgisine üstün tutmak, bütün kötülüklerin başıdır. Allah’a ortak koşmaktır. Allah’a ortak koşmak ise en büyük zulümdür.

İ

YORUM EKLE

banner7

banner6