Sakarya'da bir tiyatro emekçisi...

Sakaryalı tiyatro oyuncusu Oğuzhan Çatalbaş, Sakarya Life dergisine kariyerini ve Sakarya'daki tiyatro faaliyetleri ile ilgili düşüncelerini anlattı

Sakarya'da bir tiyatro emekçisi...

Sakaryatiyatro emekçisi Oğuzhan Çatalbaş; şehrin kültür - sanat ve yaşam dergisi Sakarya Life'a konuştu. 

17 Ağustos 1999 depremi öncesi başlayan tiyatro kariyeri, Sakarya'daki tiyatro faaliyetleri ve düşüncelerini anlatan Çatalbaş dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. 

Çatalbaş, Sakarya'da artık şehir tiyatrosu oluşumuna ihtiyaç olduğunu kaydetti. 

Tiyatro ile büyüyün… Oğuzhan Çatalbaş


Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?

1982’de altı çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak Sakarya’da doğdum. Rahmetli babam belediye çalışanıydı, annem ise ev hanımı. Çocukluk yıllarımdaki geçim sıkıntısını düşünürsek ailem için tiyatronun ne kadar gereksiz bir şey olduğunu belirtmeme gerek yoktur herhalde… Bir gün anneme onunla çok ciddi bir konu üzerine konuşmak istediğimi söyleyerek karşıma oturttum, ‘ben tiyatrocu olmak istiyorum’ ile başlayan, tiyatroyu ne kadar sevdiğimi anlattığım bir sürü heyecanla söylenmiş cümle sıraladım, annem yüzüme baktı, ‘evin altından odun getir, soba geçmesin sonra konuşuruz’dedi. 28 yıl oldu hala konuşacağız. Bu arada ‘neden babanla konuşmadın’ diye bir soru gelirse, tiyatronun mevzusunu bile açmam ciddi sakatlanmalar yaşamama yol açabilirdi. Tabi nesil değiştikçe ebeveyn yaklaşımları da değişiyor. 9 yaşında Nisan, 3 yaşında da Eylül 3 isimli iki kızım var, Nisan eskrim sporu yapıyor, yüzmeye meraklı, bu yaşta ciddi bir yabancı müzik repertuvarı var, istemediği hiçbir şeyi ona yaptıramıyorsunuz bunun gibi bir sürü şey, şimdilerde Z kuşağının toplum içindeki baskın olmaya başlama durumu konuşulurken alttan gelen bu yeni nesli düşünemiyorum bile.

Tiyatro ile tanışmanız nasıl oldu?

Aile ve akrabaların taklitleri ile başlayan bir serüven… Benim çocukluğumda (90’lar) taklit yapmak çok modaydı. Aile meclislerinde ‘hadi güldür bizi’ ile başlayan naz etmenin imkansız olduğu zamanlar… Bir de siyasilerin taklitleri hep revaçtaydı o dönem. Zaten öykünme (taklit) hem tiyatronun hem tüm sanat dallarının doğasında var.

Biraz da kariyerinizden bahsedersek…

1995 yılında Sakarya’da yerel tiyatro gruplarında sahne tozunu yutmaya başladım. 1999 yılında deprem öncesi Oğuzhan Çatalbaş Tiyatrosu’nu kurdum ve ilk oyunumuz Mahmut Yesari’nin Yufka Yürek Osman adlı oyunu ile seyircilerle buluşturduk. Ardın gelen o üzücü felaket 17 Ağustos Marmara Depremi ile her yerde olduğu gibi tiyatro faaliyetlerimiz durdu. Deprem sonrası bazı devlet okullarında çocuklara ücretsiz rehabilitasyon ve drama çalışmaları yaptık. Sonrasında 2000’li yılların başında Sakarya Gençlik Tiyatrosu’nu bu şehrin gençleri ile onca tozun dumanın arasında kurduk ve uzun yıllar Sakarya’da tiyatro faaliyetleri sürdük. 2016 yıl sonunda Sarduvan Tiyatrosu’nu (şuan ki Serdivan ilçemizin eski adı) kurduk ilk gösterimiz Nikolay Gogol’ün Bir Delinin Hatıra Defteri adlı tek kişilik tiyatro oyunuzu sahneledik, bu oyunla festivallerde şehrimizi temsil ettik bir çok şehre turne yaptık.

Eğitim durumunuz nedir?

Deprem sonrası kurulan ve bir yıl süre ile açık kalan Sakarya Şehir Tiyatrosu’nda eğitimim başladı, ardından Kocaeli Şehir Tiyatrosu Tiyatro okulunun açtığı sınavları kazarak orada 2 yıl eğitim aldım, sonrasında ise Zonguldak Üniversitesi Devlet Konservatuarı oyunculuk bölümünü kazandım.

Sakarya’da tiyatro faaliyetleri ve yerel yönetimin desteğini nasıl buluyorsunuz?

Ne yazık ki çok yetersiz, bu yüzden profesyonel anlamda şuan tek tiyatro faaliyeti gerçekleştiren ekip biziz, bu üzücü. Sakarya; doğası, sanayii alanları Karasu, Kocaali gibi turizm ilçelerinin varlığı,  arım şehri oluşu gibi ayrıcalıklı özeliklere sahip. Bu artıları sanatsal faaliyetlere dönüşemiyor. Bunun başlıca sebebi ne yazık ki yerel yönetimin tiyatroya yeterli desteği vermeyişi. Zaman zaman belediye Şehir ve Devlet Tiyatroları’ndan gelen ekiplere oyunlar sahneletiyor. Deprem sonrası bir dönem belediye tarafından tiyatro festivalleri gerçekleştirilmişti ama hep yarım kaldı, bir yerde tıkandı. Sakarya Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı olabildiği ölçüde zaman zaman afiş basma, AKM’in oyunlarımızı sahnelememiz için düşük maliyetli kiralanması gibi destekleri oluyor. Ama tiyatro dekorundan kostümüne, sahnesinden ışığına kadar içinde birçok maddi endişeyi barından bir sanat dalı, canlı bir organizma yeterli destek olunmadan yaşayamıyor.

Sizce çözüm nedir?

Birçok kez dile getirdim, Sakarya’nın artık bir şehir tiyatrosu oluşumuna ihtiyacı var. 1 milyon nüfuslu bu şehrin insanları bunu hak ediyor. Bir yerden başlamamız gerekiyor.  Kurulum aşamasında, Kocaeli Şehir Tiyatrosu sanat kadrosu, İstanbul Şehir Tiyatrosu gibi oluşumlardan destek alabiliriz, insanlara ‘çocuklarınızı tiyatroya götürebiliyor musunuz?’ diye sorduğumda AVM’lerin hafta sonu etkinliğinden bahsediyorlar, başka gidecek bir yer bulamıyorlar çünkü… Sanatın bize kattığı doyumu AVM’lerde bulamayız. Ne yazık ki, şehirciliği yalnızca iyi yollar ve parklar yada kaldırımlar inşa etmekle yeterli görmek bizi sığ bir yere çeker. Şehir tiyatrosu kuruduğunda çok kısa sürede halkın yoğun desteği ile belediyenin sırtında maddi bir yük olmaktan çıkıp, şehir için bir marka haline gelebilir. Kocaeli bunun en iyi örneği. Bu şehrin insanları tiyatroyu seviyor, onlara bu şehrin tiyatrosunu el birliği ile kurmalıyız.

Sizce Sakarya’da tiyatro salonları yeterli mi?

Bu zaten başlıca sıkıntımız, ileriye gitmek yerine ya yerimizde sayıyoruz ya da geriye gidiyoruz. Bu şehirde Abasıyanık Sanat Merkezi (ASM) gibi bir sahnemiz vardı, oyunlarımızı sahnelerdik, ayrıca sinema salonu olarak da hizmet veriyordu ama bir süpermarkete devredildi. Neden? Bilmiyoruz, Ahmet Faik Abasıyanık Kültür Merkezi’miz vardı bildiğim kadarı ile deprem hasarı gerekçesi ile yıkıldı, dönemin başkanı Zeki Toçoğlu 2016’da yaptığı açıklamada kültür merkezi yapılacağını açıklamıştı, yıllardır bekliyoruz çivi çakılmadı. Depremde zarar gördüyse iyileştirme yapılamaz mıydı ya da iyileştirme yapılmayacak kadar kötüyse deprem sonrası bir sürü oyun neden sahnelendi? Şuan için hem akustik hem koltuk sayısı hem de teknik alt yapı açısından en iyi salon Sakarya Üniversitesi Kongre Merkezi Salonu fakat kiralama fiyatı o kadar yüksek ki biz yanına bile yaklaşamıyoruz. Çünkü biz bilet fiyatlarını herkes tiyatro izleyebilsin diye olabildiğince uygun tutuyoruz haliyle de bu büyük gideri karşılamıyoruz.

Tiyatro salonu bulma konusunda sıkıntı çektiğinizi belirttiniz, peki provalarınızı nerde alıyorsunuz?

Okuma provalarını sakin gördüğümüz kafeteryalarda, evlerimizde, genel provalarımızı da oyundan birkaç gün önce sahne alacağımız salonda… Son oyunsuzumuzun provası için Kocaeli’de kiraladığımız salona gittik. Düşünebiliyor musunuz, kendi şehrimizde salon bulamayıp başka bir şehirde üç ay boyunca salon kiralayıp prova yaptık. Bir dokundunuz bin ah işittiniz ama bunlar bizim gerçeklerimiz. Bunları düzeltmedikçe şehrimizde hiçbir zaman kurumsal bir tiyatrodan bahsedemeyiz.

Pandemi sürecinde tiyatronun durumu neydi?

Bundan bir yıl önce biri bana bu süreci yaşayacağımız anlatsaydı gülerdim, zamanımızın büyük çoğunluğu kulaklımızı yara eden maskeler ile geçiyor. Sıkıcı ve stresli bir dönem,  özelikle şubat sonundan başlayarak üç ay boyunca evde yaşamak çok zordu, Tabi ki bu süreçten tiyatroda fazlası ile yara aldı. Özelikle İstanbul’daki bir çok tiyatrolar kapandı ya da kapanma noktasına geldi. Bizler oyunlarımızı tiyatro salonlarında oynuyoruz, haliyle bu dönem kimse kapalı yerlere gitmek istemiyor. Açıkhava tiyatroları son bir aydır hareketlendi, bu süreçte geçecek, umutla bekliyoruz. Bilime ve başarmaya odaklı birileri sayesinde aşacağız bu kötü günleri.

Son oyununuz ‘Aşk Bu Mu’yu konuşalım, nasıl doğdu? Sahnelemesine kadar olan süreci anlatır mısınız?

Ekip olarak iyi bir komedi oyunu arayışına girdik, onlarca oyun okuduk en sonunda Onur Sermik’in yazdığı ‘Aşk Bu Mu?’ adlı oyunu okuyunca ‘budur’ dedik. En çok etkilediğimiz oyun. Onur’un birebir yaşadığı komik aşk hikayesi, gerçek bir hikaye, doğal olarak komik.

Oyunun konusu ve rejisi hakkında bilgi verir misiniz?

Oyun, iki perdelik bir aşk komedisi. Konusu ise, Ezgi (Özlem Tokcan Uray) okumayı seven, iyi bir işi olan, yoga meraklısı bir kadın… Mert (Oğuzhan Çatalbaş) ise işsiz, biraz serseri, yalnızlıktan bunalmış bir adam… Bu iki zıt karakter, yıllar sonra yeniden bir araya geliyor ve evliliğe giden bir ilişkinin içinde buluyorlar kendilerini. Oyun, kadın ve erkek ilişkisi yeterince zorken, gün geçtikçe birbirine benzeyen bu ikilinin ilişkisini anlatıyor. Yönetmeniz Kocaeli Şehir Tiyatrosu’nun deneyimli oyuncusu ve Kocaeli Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Ozan Şahin. Dramaturgumuz Dilem Cengiz, sahne asistanlarımız Ragıp Enes ve Şevval Parlak.

Aşk Bu Mu oyununu ne zaman izleyeceğiz?

Oyunumuzu ilk 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde sahneledik. Yoğun ilgiyle karşılandık fakat pandemi süreci girdiğinden bu yana tekrar sahneleme şansımız olmadı. Önümüzdeki ay sahnelemek için tekrar provalara başladık yer ve zaman bilgileri için seyircilerimiz sosyal medya hesaplarımızdan bizleri takip edebilirler.

Sakarya Yenihaber

Güncelleme Tarihi: 08 Ekim 2020, 15:49
banner3
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER