Kurban ve Dahası

        Bugün takvimler Kurban Bayramını ve onun ayrılmaz davranışı kurban kesmeyi gösteriyor. Hz. İbrahim (as)’ın oğlunu Allah’ın emri ile kesme girişiminin sembollendirildiği bir ibadet bu ve birçok ibadet gibi içi boşaltılmış: İmkânın varsa kurban kes, bir kısmını dağıt, kalanı hemen kendin ye veya sakla.

Yardımlaşma, dayanışma ve kardeşlik ruhunu canlı tutma, (eğer kaldıysa) yetiştiricilerin ekonomisini canlandırma ve sosyal adaletin sağlanması konusundaki katkısıyla inkâr edilemeyecek faydalar barındıran bir ibadet bu.

Lakin daha fazlası var. Kurban seni Hakka yaklaştırması umulan şeydir ve seni O’ndan uzaklaştıran şeylerle irtibatı kesmelisin önce, yeryüzünü kendi süfli menfaatleri için kan gölüne çevirenlerle işbirliğini mesela.

Kurban, sadece koç boğazlamak değil (haksızlığı ortadan kaldırmak ve yerine adaleti ikame etmek için) kendi İsmail’inden vazgeçebilmektir, diyor Ali Şeriati.

Yani en değer verdiğiniz şeyden vazgeçebilir misiniz? Malınızdan, makamınızdan, şöhretinizden veya iktidarınızdan fedakârlık edebilir misiniz? Envai çeşit veballe kirlenmiş ellerinizi bir kurbanın kanı temizler mi sanıyorsunuz?

Yoksa sizin çocuklarınız işe girebilsin için kötülüklere göz yumup günahlarınıza bedel olsun diye mi kurban kesiyorsunuz veya alacağınız haksız bir ihalenin sonunda 4x4 cipinizin tekerlerine sürmek için mi?

Evet, herkes kurban kesebilir ama birininki kabul olurken diğeri reddedilir. (Bakınız Habil ve Kabil).

       Hani kurban kesmeden önce Hz. İbrahim’in diliyle şu ayeti okuruz ya, bu ayetin manasına uygun bir hale gelmeden kabul edilir mi kurbanlarımız:

«Şüphesiz ki ben, bir hanif (Allah'ı bir tanıyıcı) olarak, yüzümü(gönlümü, özümü) o gökleri ve yeri yaratmış olan (Allah'a) yöneltelim. Ben müşriklerden değilim».
(Enam-79).

Yani ben, ne liderim, ne grubum, ne kavmim, ne sülalem veya dünyevi olan herhangi bir şey için bu yönelişimden vazgeçecek değilim.

Yani ben, birilerinin menfaatlerine, kazançlarına, hatalarına perde olacak bir ilaha inanıyor değilim.

Yani ben, kurulu düzenim bozulmasın diye, hakkın üzerinin örtülmesine göz yumacak değilim.

Yani ben, çoğunluk öyle yapıyor diye batılın peşinden gidecek değilim.

Yani ben, öğrenilmiş ve kabul edilmiş bir çaresizliğe boyun eğecek değilim.

Yani ben, başkalarının düştüğü kötü durumlara -bana ne- diyecek değilim.

Yani beni ateşe atsanız da yanlışa yanlış, doğruya doğru diyeceğim, bir rap şarkıcısının ifadesi ile “köprüyü geçinceye kadar ayıya ayı” diyeceğim, demeden olur mu sanıyorsunuz?

       Şimdi bazıları şunu söyleyebilir: Ya Hocam, konu kurban olunca sen de kurban nasıl kesilir, nasıl dağıtılır ve sırat köprüsünden bizi nasıl geçiriri vs yaz gitsin. Fakat bunlar için bana gerek yok. Bunların hepsi zaten ilmihallerde yazıyor ve yeni bir şey eklemeye de gerek yok. Benim amacım bize dayatılan değil, bize indirilen dini anlatmak-yazmak ve bunun benim kaçınılmaz bir vazifem olduğunu düşünüyorum. Yoksa ben de bilirim cami ile ev arasında mekik dokumayı ve boş zamanlarımda torun sevmeyi.

Çok şükür bende onlardan yarım düzine var (Allah eksikliğini göstermesin). Ya da şehrin dışında bir yerde, bir kulübede birkaç tavuk besleyip küçük bir bahçede sebze, meyve yetiştirmeyi de bilirim ve severim. Şairin ifadesi ile kuyruğumu çamura değdirmeyi severim, hem de çok.

Amma bildiklerim ve inancım buna müsaade etmiyor:

       Ya yaşanılabilir kılmak için dünyayı ve hakkın adaletin tesisi için çalışırsın, ya da diğerleri kategorisinin bir askeri yaparlar seni. O zaman da beş para etmezsin. Kurbanın manasını doğru idrak edebilmemiz dileklerimle, HAYIRLI BAYRAMALAR.

YORUM EKLE