Laiklik

Birkaç zamandır, ailemin yaşadığı trafik kazası nedeniyle kalemi elime alamadım. Yazılarımdan uzak kaldığım bu sürede hissettiğim boşluk tarif edilemez.

Kısa bir aradan sonra tekrar sizlerle buluşmak mutluluk verici.

Bu duygu ve özlemle, tüm okurlarımızı saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Türkiye genelinde oldukça yoğun bir gündem söz konusu. Her gün, gündem öyle hızla değişiyor ki, bu hıza yetişebilmek, tüm gelişmeleri yakından takip edebilmek inanın çok güç.

Ancak, gündeme bomba gibi düşen öyle bir konu var ki..!

Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu, “Diyanet İşleri” şimdiki başkanı Ali Erbaş!

Bu konuya değinmeden evvel kısa bir girizgah icap eder;

Ayasofya ibadete açıldı, binlerce insan Cuma namazı için akın etti ve 86 yıl sonra Ayasofya’da ilk ibadet gerçekleştirildi.

Bu konuda söylenecek çok söz var aslında.

18 yıldır iktidarda olan, önceleri hem ekonomik hem diplomatik açıdan daha güçlü zamanları olmuş bir hükümet; yurt içinde ve uluslararası ilişkilerde en kötü zamanlarını geçirirken, yedi düvele kafa tutup Ayasofya’yı ibadete açıyor.

Yapılan eylem tartışmaya açık fakat zamanlama açısından bunun adı: çaresizlik.

Ekonomi, işsizlik, hukuksuzluk, adaletsizlik gibi birçok olumsuzluğun üzerine serilmek istenen örtünün adıdır bugün Ayasofya.

Gündemi değiştirmek, halkın yaşadığı olumsuzlukları unutturmak, dini duyguları sömürmek hatta şova dönüştürmek ve bu hassas duygulardan siyasi rant elde etmek çabasıdır.

Evet, nihayet Ayasofya ibadete açıldı ve Ali Erbaş kılıcını kuşanıp, hutbeye çıktı.

Evvela “kılıç meselesi”ne değinmekte fayda var.

Osmanlı Devleti padişahları, savaşarak fethedilen toprakların en büyük camilerinde ilk Cuma hutbesine kılıçla çıkarmış.

Biz bu toprakları Allah’ın izniyle, kılıçla fethettik ve artık buralar bizim. Verilmek istenen net mesaj en yalın haliyle bu.

Eğer buna bağlı bir mesaj verilmek isteniyorsa, Ali Erbaş ve onun gibi düşünenlerin bilmesi gereken birtakım gerçekler var. Şöyle ki;

Şu an yaşadığımız ülke “Türkiye Cumhuriyeti”dir. Saltanat kaldırılmış, Cumhuriyet kurulmuştur.

İstanbul şehri son olarak; Lozan Barış Antlaşması ve devamında yürütülen süreçle düşmen işgalinden kurtulmuştur.

24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Barış Antlaşması'ndan sonra, 23 Ağustos 1923'ten itibaren İtilaf kuvvetleri İstanbul'dan ayrılmaya başlamış, son İtilaf birliği ise 4 Ekim 1923 günü Dolmabahçe Sarayı önünde düzenlenen bir törenle Türk bayrağını selamlayarak şehri terk etmiştir.

6 Ekim 1923'te ise Şükrü Naili Paşa komutasındaki 3. Kolordu İstanbul'a girmiş ve 4 yıl 10 ay 23 gün süren işgal resmen sonlanmıştır.

Bu bilgiler ışığında, kılıçla hutbeye çıkmak; şovenist duygularla, halihazırda iyi gitmeyen dış ilişkileri daha da germekten başka bir anlam ifade etmemektedir.

Kılıcını kuşanıp minbere çıkmakla yetinmeyen Ali Erbaş; ne dediğini bilmez, sorumsuz ve saygısız bir üslupla, vatan topraklarını işgalci güçlerden azim ve kararlılıkla kurtarmış, Cumhuriyet’in kurucusu, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü üstü kapalı hedef alarak yanlış, izansız ve fütursuz bir takım ifadeler kullanmıştır.

Bahsi geçen şahıs, Emevi halifelerini dahi anmayı atlamazken, Atatürk ve Silah Arkadaşları’nı, daha önce yaptığı gibi “kasten” anmamıştır.

Halkımızın bu ülkede özgürce dinini yaşayabilmesi, Sevr Antlaşması’nı yok sayıp, verilen askeri mücadelenin sonunda ders niteliğinde diplomatik hamlelerle Lozan Barış Antlaşması’nı imzalayan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun yanında, yolunda ilerleyenler sayesindedir.

Unutulmamalıdır ki, bu ülkeyi küllerinden var eden Mustafa Kemal Atatürk ve ona inananlardır.

Bugün bu ülkeyi yönetenler, seçebiliyor ve seçilebiliyorsa, özgürce ibadet edebiliyorsa, makamlarında oturabiliyorlarsa; onun kurduğu Cumhuriyet sayesindedir.

Laikliğin kıymetini bilmeyenlerin geçmişte yaşadıkları aslında tarih kitaplarında açıkça belirtilmiş durumdadır.

Hadler aşılmamalı, din ve devlet işleri birbirine karıştırılmamalı, hutbelerde siyaset yapılmamalıdır.

Yüce Türk Milleti, yapılmaya çalışılan bu kirli siyasetin farkındadır, gereken tepkiyi de gösterecektir.

Şahsım adına, Ali Erbaş’ın eylem ve ifadelerini şiddetle kınıyorum!

Önümüzde Kurban Bayramı var. Şimdiden; bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor, büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öpüyorum.

Umarım, bu bayram namazı hutbelerinde Ali Erbaşlar sahneye çıkmaz, bölücülük ve siyaset yapılmaz.

Saygılarımla,

Oğuzhan Gündüz

YORUM EKLE
YORUMLAR
Berna Çatalbaş
Berna Çatalbaş - 2 ay Önce

Oğuzhan Bey, benim de görüşlerim tamamen aynı, çok güzel bir yazı olmuş, ellerinize sağlık...

Özgül yıldız
Özgül yıldız - 2 ay Önce

Canım benim o kadar güzel yazmışsın ki düşüncelerine,kalemine ve ellerine sağlık...