17 Haziran 2019

İhsan AÇIK31 Mayıs 2019 , Cuma

İhsan AÇIK

HAMD

(Hamd, Alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” (Fatiha, 1)
Sözlükte “iyilik, güzellik, üstünlük ve erdemlilikle niteleme, övme” manasına gelir. Şükür, kişinin kendisine yapılan bir iyiliği bilip sahibine övgü ile mukabelede bulunması ve bunu diğer insanlara da duyurmasıdır. Hamd ise söz konusu iyiliğin kendisine yönelik olma şartı aranmadan bir kimsenin mutlak manada lutufkarlığının ve iyilik severliğinin dile getirilmesidir. Buna göre hamd şükürden daha kapsamlıdır. (TDV İslam Ansiklopedisi, hamd md.)
Hamd; iyilik, güzellik ve üstünlükle niteleme, övme anlamına gelmekte, âyet ve hadislerde genellikle Yüce Allah’a yönelik şükür, medih, sena, tazim ve her türlü övgüyü ifade etmektedir. Her hamd bir şükür olmasına rağmen, her şükür bir hamd sayılamaz. Dolayısıyla hamdeden kimse, aynı zamanda şükretmektedir. Zira bir hadiste de, “Hamd etmek, şükrün başıdır, Allah’a hamd etmeyen şükür de etmemektedir.”
Hamd, yapılan bir iyiliğe karşı gönül açıklığı ile o iyiliğin sahibine saygı ifade eden bir övgü sözüdür. Bu, kısmen medih, kısmen teşekkür ile birleşen bir övgüdür. Ancak yerine getirme yönüyle dilin hamdi “Elhamdülillâh” demek; kalbin hamdi inanmak; azaların hamdi itaat etmek; aklın hamdi tefekkür etmek; hayatın hamdi ise onu Allah yolunda geçirmektir. Ebû Musa el-Eş’arî (ra), Allah Resûlü’nden işittiği Allah ile melekler arasında geçen şu ilginç diyaloğu rivayet eder: “Bir kulun çocuğu öldüğü zaman Yüce Allah meleklerine, ‘Kulumun çocuğunu elinden aldınız, öyle mi?’ diye sorar. Onlar da, ‘Evet.’ diye cevap verirler. Allah Teâlâ, ‘Kulumun gönül meyvesini mi kopardınız?’ diye sorar. Melekler, ‘Evet.’ diye cevap verirler. Yüce Allah tekrar, ‘Kulum o zaman ne dedi?’ diye sorar. Melekler, ‘Sana hamdetti ve ‘İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn.(Biz Allah’tan geldik, Allah’a döneceğiz.)’ dedi.’ diye cevap verirler. O zaman Allah Teâlâ şöyle buyurur: ‘(Öyleyse) kulum için cennette bir köşk yapın ve ona ‘Hamd Köşkü’ adını verin.’”  Örneğin bir anne veya babanın, ciğerparelerini kaybetmek gibi en çetin sınav karşısında dahi Allah’ın hükmüne razı olmaları, bunun da ötesine geçerek O’nu övebilmelerinin adı hamddir. Şükür ile hamd kavramları arasındaki en önemli fark da buradadır. Şükür, daha çok verilen nimetlere, yapılan iyiliklere karşı bir teşekkür ifadesi olurken hamd, her zaman ve her durumda en güzel övgülere lâyık olan Yüce Allah’ı tazim ile yâd etmek, O’nun yüceliğini, Rab oluşunu, verenin de alanın da O olduğunu itiraf etmektir. Nitekim Allah Resûlü (sav) hoşuna giden bir şey gördüğü zaman, “Elhamdülillâhi’llezî bi ni’metihî tetimmü’s-sâlihât. (Hamdolsun Allah’a ki yararlı şeyler O’nun nimetiyle tamamlanır.)” der; hoşlanmadığı bir şey gördüğünde ise bunu, “Elhamdülillâhi alâ külli hâl (Her hâlükârda Allah’a hamdolsun.)” şeklinde ifade ederdi.
Allah’a kulluk ifadesi olan hamd, insanlık tarihi boyunca Rabbine karşı şükran ve minnettarlık bilinci içinde olan bütün insanların ortak vasfı olmuştur. Zira Peygamber Efendimizin (sav) bildirdiğine göre, “Allah’ın verdiği nimet karşısında kulun “Elhamdülillâh” diyerek hamd etmesi, o nimetten daha da değerlidir.” Bu sebeple insanlığın örnek şahsiyetleri olan peygamberler, Rablerine hep hamd etmişlerdir. Âyetlerde cennet ehlinin nasıl hamdettikleri şöyle anlatılır: “Derler ki, hamd, bizden hüznü gideren Allah’a mahsustur. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.” (Fâtır, 35/34) Cennettekilerin dualarının son cümlesi de hamd iledir: “Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” (Yunus, 10/10)
Yüce Allah’ın en güzel isimlerinden biri “Hamîd”dir. Sevgili Peygamberimizin isimleri olan Ahmed, Muhammed ve Mahmûd, “çok övülen, övülmüş” anlamlarını taşır. Âyette Peygamberimize verileceği vaad edilen makam, “Makâm-ı Mahmûd (Övgüye layık makam)” (İsrâ, 17/79) olarak, bazı hadislerde geçen Resûl-i Ekrem’in kıyamet gününde taşıyacağı sancak da “Livâü’l-hamd ” olarak isimlendirilir.
Kur’an’ın mükemmel bir uygulaması olarak nitelenen Peygamberimizin hayatı, tamamen hamd ile bezenmişti. Hayatının her ânını hamd ederek geçiren Ahmed-i Mahmûd, hem kulluğunu yerine getiriyor, hem de bizlere örnek olacak bir bilinç inşa ediyordu. Onun hamdi sadece nimet ve sevinç zamanında değil, bela ve musibet anlarını da kapsayacak derinlik ve genişlikteydi.
Peygamber Efendimiz hutbesine başlarken, uykudan uyandığında ve yemekten sonra Allah’a hamd ederdi. Müminleri de güzel bir rüya görünce ve aksırınca hamd etmeye teşvik ederdi. Sevgili Peygamberimiz, “Allah Teâlâ, kulunun bir şey yedikten sonra hamd etmesinden veya bir şey içtikten sonra hamd etmesinden hoşnut olur.” buyurur, yemeği yediği zaman da “Hamd, bizi yediren, içiren ve Müslüman kılan Allah’a mahsustur ”derdi. Yeni bir elbise giydiğinde, “Rabbim, hamd sanadır, onu bana sen giydirdin. Senden onun hayırlı olmasını ve güzel işlerde kullanılmasını istiyorum. Onun şerrinden ve kötü işlerde kullanılmasından da sana sığınıyorum.” diye dua ederdi. Hatta bazı hadislerde yemek yiyen veya yeni bir elbise giyen kişinin hamd etmesinin, geçmiş günahlarının bağışlanmasına vesile olacağını belirtirdi. Tuvaletten çıktığında, “Benden sıkıntıyı gideren ve bana afiyet bahşeden Allah’a hamdolsun.” diye dua ederdi.  Namazlardan sonraki tesbihatta otuz üç defa da “Elhamdülillâh” demeyi tavsiye ederdi.
Hadislerde hamd etmenin sevabının çok olduğu belirtilir. Hatta Ebû Mâlik el-Eş’arî’ (ra)den nakledildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
"Temizlik imanın yarısıdır. ‘Elhamdülillâh’ mizanı doldurur. ‘Sübhânallâh’ ve ‘Elhamdülillâh’ göklerle yer arasını doldururlar...”  Yine bir başka hadisinde Sevgili Peygamberimiz, “Kim, günde yüz defa ‘Sübhânallâhi ve bihamdihî’ (Allah her türlü eksiklikten uzak ve çok yücedir. O’na hamdederim.)derse denizin köpüğü kadar bile hatası olsa silinir.” buyurmaktadır. Bu tür hadislere göre, Allah (c.c.), kendisine hamd etmeyi ihmal etmeyen müminin küçük günahlarını bağışlayacaktır.
Allah Resûlü’nü kendilerine örnek edinen Müslümanlar da hayatlarını hamd ve şükür ile anlamlı hâle getirirler. Müslüman, bir şeyler yediğinde, içtiğinde, herhangi bir işe başlarken ya da işini bitirdiğinde “Elhamdülillâh” , hâl ve hatırı sorulduğunda “Allah’a hamdolsun” der. Aksırdığı zaman “Elhamdülillâh” der, hastalığını atlattığında Rabbine hamd eder.
Hamdetmek, müminin ayrıcalıklı bir vasfıdır. Esas olan, nimetleri veren Allah’a sadece varlık zamanında değil, sıkıntıda, darlıkta ve yoklukta da hamd edebilmektir. Nitekim “(Kıyamet gününde) cennete ilk çağrılacak olanlar, bolluk zamanında olduğu gibi darlık zamanında da Allah’a hamd edenlerdir.”  buyuran Peygamber Efendimiz, müminin varlıkta şükrederek, darlıkta ise sabrederek kazançlı çıkacağını belirtir.
Bilinçli bir kul, şükür ve hamd ederken, yaptığı her işi Allah sayesinde yaptığını hatırlar, elde ettiği nimete karşılık olarak O’na teşekkür eder, böylece her durumda Allah’ın yüceliğini itiraf ederek daima O’ndan yardım talep eder.
Hamd ve şükür, kulluğu ve Yaratan’ın varlığını hissetmeye vesiledir. Kulun yaptığı işi Allah sayesinde yapıldığını hatırlama, O’nun ismini zikrederek ikram sahibine teşekkür etmedir. Bundan dolayı yapılan her iyi, hayırlı ve meşru işe “Elhamdülillâh” diyerek başlanmalı, nihayetinde iyi işi nasip edip ve kötü bir sonuçtan koruduğu için Allah Teâlâ’ya tekrar hamd ve şükür edilmelidir. İnsan kendini bu haslete alıştırmalı, karşılaştığı acı tatlı her şeyden dolayı Allah’a hamdi terk etmemelidir. Çünkü bu, insan olmanın ve kulluğun bir gereğidir.
Yüce Allah Sevgili Peygamberinin şahsında bizlere, “Rabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölüm gelinceye kadar Rabbine kulluk et.”  buyurmakta ve bizlere şöyle hamd etmeyi öğretmektedir: “Hidayetiyle bizi (bu nimete) kavuşturan Allah’a hamdolsun! Allah bizi doğru yola iletmeseydi biz doğru yolu bulamazdık.” (Hadislerle İslam, DİB Yayınları, s, 187-192)
“Allahım! Hamd sana mahsustur. Sen göklerin ve yerin ve bunlardaki her şeyin yöneticisisin. Hamd sana mahsustur, sen göklerin ve yerin ve bunlardaki her şeyin nurusun (bunları aydınlatırsın). Hamd sana mahsustur, sen göklerin ve yerin ve bunlardaki her şeyin sahibisin. Hamd sana mahsustur, sen Hak’sın, va’din haktır, seni (ahirette) görmek de haktır, sözün hak, cennetin de hak, cehennemin de haktır…” (Buhari, Teheccüd, 1)
İhsan AÇIK
Sakarya İl Müftüsü


Bu yazı toplam 1 defa okundu.
UYARI: Sitemizde yayınlanan yazarlara ait yazılar, yazarların görüşüdür ve yazarları sorumludur. SAKARYA YENİHABER GAZETESİ sorumlu değildir. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yorumda yasal sorumluluk yorum yapan kişiye aittir ve SAKARYA YENİHABER GAZETESİ sorumlu değildir. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında yorum gönderen muhataplarına dava açılabilmektedir. Yorum şikayet konusu olduğunda ,yazılı talep halinde adli makamlara bu yorumların IP adresleri verilmektedir.

Arşivde Tarihe Göre Arama Yap

Arşivde Ara


 

 

 


 

 



 



Sakaryada Avukatlar

Site İçi Arama

 

 

 

 

 

 

Anket Sorusu Diğer Anketler

SİZCE SAKARYA'NIN EN ÖNEMLİ SORUNU NE?

PUAN DURUMU


SAKARYADA HALI YIKAMA Sakarya'da Kiralık VinçSakarya OtelleriSakarya OtelSAKARYA HALI YIKAMASAKARYA DÜĞÜN SALONLARI