DEREDEN TEPEDEN

Sabah uyandım ve her zamanki alışkanlıkla kahvaltı hazırlığı için mutfağa daldım. Çayı ocağa koyduğum gibi buzdolabını açtım; beyaz gövdeli, yeşil kapaklı, sera 9 lt, dikdörtgen saklama kabımı aldım, masanın üzerine koydum. Kapağını açınca ne göreyim. Yıkanıp kurulanmış çarliston biberler, yedi sekiz adet salkım domates, birkaç havuç ve salatalık, suratlarında ciddi bir ifade, hazırola geçmiş vaziyette  beni beklemekte. Hiçbirinde ses soluk yok. Ayy ne oluyor ya deyip irkildim biryol. Daha düne kadar itiş kakış yapıp birbirinin önüne atlayan, arkadaşlarına çelme takıp düşüren, avuçlarıma ilk kendisi gelmek isteyen yaramaz, şımarık cicişlerimin neyi vardı? Uzun etmedim. Amaan, ya beni denemek istiyorlar ya da ilgi çekmek niyetindeler deyip daldırdım elimi aralarına; restgele birkaç tanesini aldım içlerinden.

Baharla beraber sadece parklar bahçeler şenlenmediki. Heryerde bahar. Pazar tezgahlarını süsleyen deniz börülceleri, kuşkonmazlar, taze bakla ve fasulyeler, rengarenk ve şekil şekil biberler, bademler, yeşil erik ve çilekler...

Ay bak çilek deyince de irkildim yeniden. Öyle ya, ancak şimdi aklıma geldi. Dün akşam otururken meyve yiyesim geldi. Gündüz pazardan aldığım çilekler, baktım yıkanıp tertemiz olmuş, servis tabağında boy  sırasına geçmiş; resmi geçite hazırlanmış ilkokul çocukları gibi heyecan içinde titriyorlar. Ayy kuzum ne oldu size dedim; ses soluk yok hiçbirinde. İyi misiniz dedim, yine gıkını çıkaran yok. Kızdım bu defa kötü konuştum "lan hepiniz de alt tarafı sera çileğisiniz. Kaç milim fark var ki aranızda, tutmuş boy sırası olmuşsunuz", baktım yine ses yok, doldurdum elimdeki kaseye bir avuç, afiyetle yedim. "Hadi şimdi de midemde girin boy sırasına" dedim.

Evde değişen bir düzen vardı ama haydi hayırlısı. Sanki sihirli bir el dokunuyor, bazı şeyler karmaşadan kurtulup hizaya giriyordu.

Camını açıp havalandırayım diye  kızımın odasına girdim. Aman Allah'ım, her şey ne kadar da temiz ve düzenliydi. Allah Allah ojeler bile uyum içinde dizilmişti; açıktan koyuya, sıcaktan soğuğa doğru tüm renkler. Gökkuşağı ahengi sarmış odayı. Oysa daha düne kadar minik bir kutuda tepe tepeye yatıyordu onlarca minik şişe. Demek o sihirli el kızıma aitmiş.

Kendim de bir zamanlar titiz, tertemiz, çok düzenli olmak istemiştim. İstemekle yapmak aynı şey değil tabiki. Ya dilsiz ve sinirleri alınmış bir insan olarak evdeki herkesin ardında dolaşıp, her ellenen şeyi yerine koyacaksın ya da sinirli, yorgun bir anne olarak yerinde kalmayan her şey için akşama kadar söyleneceksin.

Benim gibi  üretmekten hoşlanan biri, yapboz oynamaya benzeyen bazı işleri zevkle değil sadece mecburiyetten yapıyor.  Dikiş diktiğim malzemeler, yaptığım incik boncuk işleri, kızların proje ödevleri derken kolay  da değildi derli toplu olabilmek. Dershane koşturmacaları da işin içine girince zamanla yarışmaktı yaşamak.

Yine de çabuk pes etmiş değildim. Bir gün dolaptaki rafları çekip de "bak işte böyle, mağazadaki raflar gibi özenle katlı dursun eşyalarınız" dediğimde, kızım kahkahalarla gülüp  "anne bir doktora git lütffen" demişti.

Boğazıma bakan dr Salih bey ise bu ses telleri ile nasıl konuşuyorsun, bu ne gerginlik diye sorduğunda ısrarla gergin biri değilim dedim. Evden birine en son ne zaman kızdın diye sordu. "Üniversite öğrencisi  kızımı dersteyken telefonla arayıp da dağınık dolabın hesabını akşama vereceksin dedim" sen artık çevrendekilere zarar vermeye başlamışsın deyip Prozac'ları dayamıştı önüme.

Niçin ben ilaç kullanayım, onlar düzenli olsalar ya dediğimde de sadece gülmüştü.

Herkes kendi düzenini kuruyor.

Şimdi kızlar da kendi evinde uğraşıyor düzen kurmaya. Onlarca oyuncak araba, lego parçaları, yapbozlar, hikaye ve ders kitapları defalarca dolup boşalıyor raflara.

Zamanı geldikçe oluyor her şey. Oyun gibi başlayan kurabiye yapımları baklava açmaya varınca tamam, oldu artık diyor insan.

Bizler ham koparılmış meyveler gibi sepette olgunlaştık. Çocukluk kadar tat vermedi gençlik çağı. Anneliği, ne olduğunu anlamadan kucağımıza aldığımız bebekler öğretti. Biçilmiş rolleri en güzel şekilde oynamak için gayret ettik ama zordu aslında. Ön plana çıkarılan marifetlerimiz değildi asla; kusurlarımızdı dillenen.

Yeni acemiliklerle devam ediyoruz yola. Daha ne kadar pişeceğiz bilmemki? Herhalde pişmiş ayva gibi yayılıp kalacağız son dem'de.

Ardımızda nice söylenceler.

Reyhan Karagöz Çetin

6 Mayıs 2021

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Reyhan Karagöz Çetin - Mesaj Gönder --- Okunma

# Yeni, yok, oldu

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?