GERÇEK DÜŞ ARASI

Güneş, ilk ışıklarını yeryüzüne yavaş yavaş yayıyor iken, tabiat deli gibi bahar kokuyor. Evet, bir düşün, bir hayalin içindeyim yine. Güneş, kızıldan sarıya dönüyor iken, kalkıyorum yatağımdan en neşeli, en mutlu ve en enerjik halim ile. ılık bir duş alıyorum ilk önce. bağıra bağıra şarkılar söyleyerek saçımı kurutup, sırtıma limon sarısı bir gömlek, ayağıma da, gök mavisi bir kot giyiyorum. saat, sabahın 6’sına veda edip, 7’sine doğru ağır ağır yol alıyor. malum, nedenini uzun yıllar boyunca çözemiyor olsam da, kot giymeyi çok seviyorum ve belki de bu yüzden, iki dakika önce kendini enerjik hisseden ben, şu dakika daha neşeli, daha moralli ve daha mutlu hissediyorum.

                Derken, atıyorum kendimi bahar kokan sokaklara. Tabiat, iyiden iyiye uyanmış olsa da, insanlar, yeni sabaha ‘’merhaba’’ demedi daha. Hayal bu ya, yürüyerek İstanbul Üsküdar sahiline varıyorum. Üsküdar, her zaman olduğu gibi, çok kalabalık yine. Her insan, geçici hayatin, geçici dertleri için koşuyor. Hayat nedir bilmiyor. Hayat ne anlatır dinlemiyor ve hayatın anlamı ne sormuyor. Bırakın hayati, mis gibi yosun kokan denizi dahi görmüyor. O sadece koşuyor. Ama nereye ve neden koştuğunu, kendi de bilmiyor.

                Ben ise, sıcak bir simit, bir de demli bir çay alıp, oturuyorum Kız Kulesi’nin tam karşısına… İstanbul’un, hatırını soruyorum ilk önce. ‘’Nasılsın’’ diyorum, cevap vermiyor. ‘’Nasılsın aziz ve canim İstanbul’’ diyorum, çok kısık ve hüzünlü bir ses ile ‘’iyi’’ diyor sadece. İstanbul’un üstünde bir keder olduğunu anlasam da, çay simit keyfimi bozmuyor o anda. deniz, nazlı nazlı vuruyor kıyıya. Kuşlar, bir Erdem Beyazıt’tan şiir okuyor, bir Cahit Zarifoğlu’ndan. Çok zor ve çok sıkıcı bir kış yaşayan yüreğim, mest oluyor adeta.

                Kahvaltımı bitirip, öğlen namazı için, Ayasofya’ya doğru, adım adım yol alıyorum. Ama yolda gidiyor iken, İstanbul’un elemi, hüzne boğuyor beni. Ne olmuş İstanbul’a böyle? Yabancı ellere geçmiş sanki. Efkarın, sebebi ne İstanbul? Hadi bana söyle. Kim düşürdü seni dibe? Yol boyunca, bu soruları sorsam da, İstanbul cevap vermedi bana. Ayasofya’ya geldim ve ezana on dakika var. Şadırvana geçip abdest alıp, Ayasofya Camii’ne giriyorum. 86 yıllık özlemden mi bilinmez, hayatimin en tatlı namazını kılıyorum. Namazdan sonra, Ayasofya’nın da hatırını soruyorum, o da ‘’tadım yok’’ diyor. ‘’Neden, ne oldu? Seksen altı yıl sonra özüne döndün. Mutlu ve huzur dolu olman gerekmez mi?’’ diyorum. ‘’Haklısın.’’ diyor. ‘’Haklısın ama, millet patates soğan ile uğraşıyor iken, beni görmüyor ki’’ diyor.

 Bu sözler karşısında, susup oturuyorum Ayasofya’nın dizinin dibinde. İkindi ezani okunuyor, ben oradayım. Akşam okunuyor orada, yatsı okunuyor, yine aynı yerdeyim. Yalnızlığm ve huzurum ile birlikte, nokta koyuyorum, gerçek ile düş arası cümlelerime…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ömer Alikılıç - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

Siyahwhite - Yazılarınız çok güzel,tebrik ederim sizi.Allah yolunuzu açık etsin.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 24 Haziran 19:59
01

Bende-i Halidi - Ne güzel yazmışsınız Ömer Bey, içimiz ısındı okurken. Kaleminizi, zihninize kuvvet...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 24 Mayıs 21:50


Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?