FEMİNİST HALLERİM

Yalnız başıma yaptığım yürüyüşlere, adım adım kendime varma çabam eşlik eder.

Ne çok düşünürüm. Zamanı aşan bir kelime, bir görüntü, bir olay, bakış açıma farklı pencereler açar. Soyunuverir bazı gerçekler karşımda. Bulduklarımın kimiyle zihnim berraklaşır, kimini de bulduğu kemiği saklamaya çalışan bir köpek telaşıyla, toprağın altına saklamaya çalışırım. Belki bir gün onları yine çıkartmam gerekir. Döner bir mezar taşı dikerim başlarına. Ve fısıldarım tatlı bir sesle,  "susss, sakin ol, huzurla sıranı bekle" diye.

    Arkadaşla yürümekse başka bir şey. Laf lafı açar; insan hangi okyanusa açılır ya da hangi kuyuya düşer bilinmez.

Din, toplum, siyaset, ekonomi, eşler, çocuklar, doğa, sanat, sistem, evren, seyahat; konuşacak ne çok şey var.

Hayat kurtarmak, devrim yapmak, yeni dünyalar yaratmak ve nice konu basitleşiverir gözümüzde.

      Biz bugün erkekleri astık kestik biraz. Ehh iki hanım bir araya gelince ya kocalarını, ya çocuklarını, ya da kaynanalarını çekiştirirmiş derler. Şaka bir yana bu yakıştırma bile feminist duygularımızı kabarttı. Ve ne münasebet dedik, konuşacak konumuz mu yok.

Kadının öğrenilmiş çaresizliği, erkeğin ataerkil toplumun kendisine sunduğu artılarla, sanırım on sıfır önde başladığı yarışın mağlubu, elbette kadınlar olacak.

     Erkeğin soyunu karışmadan devam ettirmesine yarayacak bir dizi kural ve öğretiyle, ağzına gem, boynuna yular vurulan kadın;  taktığı at gözlüğünü çıkaramadan, önüne konan yeme burun kıvırmayı akıl edemeden, annelik, sorumluluk duygusu ve gönüllü  kölelikle nasıl da çaresiz bırakılıyor.

     Erkeğinden üç adım geride yürüyen kadın modelinden  kurtulduk şükür ama hâlâ farkına varamadığımız nice kabulleniş akla zarar  boyutta.

Simone de Beauvoir "kadın doğulmaz, olunur" deyimiyle durumu ne güzel özetlemiş. Toplumsallaşma yoluyla zihnimizde  pekiştirilen  dişiliğin, narin, korunmaya muhtaç, duygusal; erkekliğin ise sert, akıllı, mantıklı, güçlü oluşu;  koşulsuz bir boyun eğme ile kadını hizaya sokuyor.

    Yıllar önce bana öğüt vermek isteyen bir abla bilgiç bir ifade ile şöyle demişti: "Erkek göktür gürler, kadın topraktır susar. Erkek öfkeliyse sus kızım. Ona yaprtırmak istediğin bir şey olduğunda da gönül yapmasını bil."  Böyle olunca, kadının kendi kendini aşağılaması için başka sebep aramasına gerek var mı?

Haklı olduğu zamanlarda bile, yıllarca, sabırla susan kadın, yaş geçtikçe vara yoğa söylenen, öfkeli, geçmişe dönük nice pişmanlığı taşımaktan yorgun bir hale geliyor. Kadınlığının  şahane zamanlarında zihnine çakılmış arzulu saatlerden mahrum! Sosyal hayatta kendini kanıtlamış, benliği kabul görmüş, zevkleri beğenileriyle yaşam kalitesini gerçekleştirmiş bir kadın olmaktan uzak! Gölge gibi yaşayan ikinci cins!

     Virginia Volf yazdığı eserlerde sık sık kadını konu edinir. Erkeklerle eşit eğitim, eşit fırsat olanaklarından mahrum bir kadının, cam tavan sendromuyla karşı karşıya kalmaması mümkün mü.

Pek çok sorunu aştık gibi görünse de medya en güçlü gösterge. Erkek, sunmanın hazzını yaşarken, kadın, sunulan olmaktan kurtulamadı. Çiklet veya araba fark etmiyor, satılan onlar mı kadınlar mı belli değil. Teşhirdeki yüz her daim kadın.

     İpe sapa gelmez sorunlarıyla gündeme taşınan ikinci cins, yasak ilişkileri, kıskançlık mağduriyetleri gibi kadını daha da aşağıya çeken olaylarla işleniyor. Yaşanan çirkinliklerin tek suçlusu gibi lanse edilen kadınları, ekranlarda, milyonların önünde, hemcinsleri yerden yere vuruyor. Mağduriyetlerin, çirkinliğin altında yatan ataerkil  yapıdan, zihinlere salınan yasak ve korkulardan, eğitimdeki adaletsiz yapıdan, ekonomik yetersizliklerden, yanlış dini öğretilerden, dayatmacı yasakçı zihniyetten bahseden yok.

Ve şimdilerde kendine verilen hakları ellerinin tersiyle itip erkeğe gölge olmak isteyen sözde eğitimli kızlarımız  yangına körükle gitmekte.

     Yıllar önce kadını atından indiren, obasındaki söz hakkını elinden alan, elini, dilini, başını bağlayan zihniyet yine iş başında. Kadın üzerinden erkeği namus sahibi yapan töreler devrilmedi bir türlü. Ahlaksızlığın, namussuzluğun sınırı kadın bacağından, memesinden öte gidemedi.

    Yok yok iki kadın yanlız başına yürümemeli. İki erkek de yalnız kalmamalı. Bir kadın bir erkek yürümeli bir süre. Nezaket, güç, sorunlar, hayaller paylaşılmalı. İnsana dair tüm güzel sıfatlar kadın erkek ayrımı yapmadan paylaşılmalı.

Reyhan Karagöz Çetin

4 Haziran 2022

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Reyhan Karagöz Çetin - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?