SİMİDİM DE SUSAMDIN

Başlığa aldığım söz Zeki Müren'in ''Bıldırcın Yağmuru'' adlı şiir kitabından bir dize.

Zeki Müren hakkındaki düşüncelerimi daha sonraki paragraflarda açıklamaya çalışacağım.

Sözünü etmek istediğim şeyler simit, simit fırını, simitçiler ve simidin hangi diyarların ürünü olduğu.

Edirne'de kaldığımız yıllardı. Edirne çok başka bir kent. Ne ararsan var, derler ya, öyle bir kent.

Belediye binasının hemen ardına, rahmetli babam bir ev yaptırdı. Güzel bir evdi. Evin karşısında oturan bir ailenin, Özcan'ın babası usta idi, o yaptı evi. Bodrum katı vardı. Merdivenle iniliyordu. Arka tarafta bir bahçe vardı, babam bahçeye pek meraklı idi.

Bana pek karışmazdı. Sabahleyin erkenden kalkar, tablamı alır, bir simitçi dükkanına gider ve simit alıp satardım.

Yakın bir yerde idi fırın dükkanı. Fırın sahibinin adı Ferhat idi. Biz ''Ferhat Ağa'' derdik. Kırmızı yüzlü bir adamdı. 50 ya da 75 simit alırdım. Bellediğim bir mahalle vardı. Orada bitiremezsem Yahudi mahallesine giderdim.

Mahalleye girdiğimde; ''Taze simit, gevyak!'' diye bağırmaya başlardım.

Adeta simit alan evleri ezberlemiştim. Pencereler, pencere kepenkleri açıldı mı ve hele hele ''Simitçi!'' diye seslenildi mi içimde bir şeyler kımıldar, sevinirdim.

Sevinç ne kadar güzel bir şey.

İnsan vücudunun bütün kimyası değişiyor. Sanki yaşamına bir başka pencere açılıyor. Ilık bir meltem esiyor, sarmalıyor seni.

İşin içinde saklı olan bir şey zaman zaman başını uzatıyor ve kendini hatırlatıyor.

Eskiden guguklu saatler vardı. Belli saatlerde bir kuş çıkar, gagasını uzatır ve guguk guguk öterdi. İşte onun gibi bir şey. Zaman zaman kendini hatırlatan bir şey var idi içimde.

Neydi o? Simitleri sattıktan sonra kazandığım para ile Aslan Boza'ya gidip kendime ekler pastası olacaktım.

O kadar emek vermiştim, bunun bir karşılığı olmalı idi. Çalışacaksın, didineceksin; ondan sonra sana bir hak olarak bir şey dönecek.

Kim demişti, Ziya Gökalp mi? ''Hak verilmez, alınır.''

Tarihe bakınca onu açıkça görmek mümkün.

Kralın, kraliçenin tebaası olan kimseler yeri gelmiş, bizim de hakkımız, haklarımız var, demişler.

''Ağlamayan çocuğa meme verilmez.'' diye çok güzel bir atasözümüz var. Tam da bunu karşılıyor.

Edirne, dedim de bu kadar güzel bir şehir azdır herhalde.

Tunca ve Meriç nehri kıyılarında parklar, kafeler. Osmanlı'ya 90 yıl başkentlik yapmış.

Şifahaneleri, camileri ve kervansarayları ile. (Bir de çok modern kervansaray, otel vardır.)

Öğleden sonra da yağlı halka satardım. Yağlı halka da küçük küçük halkalar şeklinde hamurdan yapılmış yiyecekler idi.

Onları satacak yerleri gayet iyi biliyordum. Eski Cami'nin altında bir otobüs durakları alanı vardı. Genelde otobüslere girer ve orada oturan, yolculuk yapmak isteyen kimseler hedef tahtasına koyduğum kimseler idi.

Daha sonra kahvehaneler, öyle ya insan bir açlık duyar ve bunu yatıştırmak ister ve o arada bir şeyler atıştırarak bunu gidermek ister. Bunun için yağlı halka çok elverişli bir aparat sayılabilirdi.

Simit, simitçiler İstanbul'da 17. yüzyılda çok dikkati çeker.

Ressamlar yaptığı resimlerde simitçi tezgahlarına yer verir. Jean Brindesi'nin yaptığı resimlerde simitçi figürleri yer alır.

Bunu çok büyük şekilde genişleterek o günkü şehrin kültürü hakkında bir şeyler söylemek zor olmasa gerek. Şıracılar, bozacılar ve sırtlarındaki o kaplar ile eğilip bir bardağa boşaltırkenki fotoğraflar çekicidir.

Gravürlerde çok vardır bu.

Balkanlarda, Orta Doğu'da çokça görülen simit, özellikle Arnavutluk'tan gelen ve Bursa'ya yerleşen Arnavut kökenli vatandaşlarımızın eliyle bir kalıcılık oluşturmuştur.

Tanıdığım Arnavut kökenli vatandaşlarımızın birçoğunun pastaneleri vardı. Çok güzel pasta ve kurabiye yaparlardı.

Simitleri ile ün yapmış ve çeşitleri ile aranan simit çeşitler yok değildir.

Kabak simit.

Susamlı simit.

Gelelim Zeki Müren'e. Rahmetli büyük bir sanatçı idi. Bunu çok iddialı söylüyorum.

Birçok yönü vardı. Bir kez inanılmaz bir sesi vardı. Müzikle ilgili olduğum için o sesi bir yere oturtmakta güçlük çekmekte idim. Bir erkek sesi olarak TENOR mu idi. Bir başka ses idi. Sonraki yıllarda bir uzamnından öğrendim ki bir erkek ve kadın sesi arasında gidip gelen bir ses imiş.

Güzel Sanatlar mezunu idi. Sahne kıyafetlerinin çizimlerini kendi yapıyor, ona göre kıyafetler hazırlanıyor idi.

Sahnede ikinci devrimi gerçekleştirmiş bir insandı. Birinci devrim, Münir Nurettin Selçuk'a aitti. M. Nurettin Selçuk gayet güzel kıyafetlerle yaptığı konserlere bir başka seviye getirmiş idi. Enstrümanları çalanların da kıyafetler çok güzel ve yeknesak idi. Bir düzen ve estetik var idi.

Zeki Müren sahneye çok yenilik katmıştı. Döner Sahne onundu. Sahneden seyircinin içine uzanan ve onun dinleyici ile daha yakın olmasını ve iletişim  kurmasını sağlayan podyum onundu ve kullanmayı çok iyi biliyordu.

Dinleyici ile diyaloğu vardı.

Kıyafetleri ile de bir devrim yapmıştı. Mini etekli bir başka olan kıyafeti çok büyük sükse yaratmıştı.

Reklamını da çok iyi yapıyordu. Zaman zaman basına ve üstelik ilk sayfalara düşen bir kadınla birlikte fotoğrafları ile kendinden söz ettirmeyi çok iyi biliyordu.

Ve yazımın başına aldığım söz onun bir şiir kitabından, ''Bıldırcın Yumurtası'' adlı kitabından aldığım bir mısra idi.

Her yönüyle tam bir sanatçı, bir kabiliyetti.

Ölüm sahnesini bir TV kanalında bütün ayrıntıları ile yaşadım. O da nasipse bir başka yazının konusu olur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Erdoğan Sunar - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?