1984

İngiliz yazar George Orwell 'in bir sözüne rastladım.

Şöyle diyordu;

"Biz düşmanlarımızı yok etmek için uğraşmayız. Onları değiştiririz".

Orwell'ı okuyanlar bilirler, distopik romanlarıyla bizi uyarır sanki.

"1984" ve "Hayvan Çiftliği" kitapları okuyanını çok farklı düşüncelere sevketmiştir.

Belki de fark ettirip, fark yaratmıştır.

Hele ki, yazarın İngiliz olması yazdıklarına on kat daha "acaba" dedirttiriyor.

Acaba mı?

Önce şöyle düşündüm.

Bizi de değiştirdiler mi?

Dönüştürdüler mi?

Neydik ki?

Aklımda deli sorular...

Bu sorulara cevap, ancak okuduğum Orwell kitaplarındadır diye düşündüm.

Ve "1984" yorumumu bir daha yazmalıyım dedim.

Takdir sizin...!

Bizi de değiştirmiş olabilirler mi?

Yorumum;

"1984"

GeorgeOrwell

Yazarın 1948'de yazdığı bir kitap. Adı 1984 olsa da. Aslında, uyarıcı nitelikteki konusuyla bir distopya.

Yani, geleceğin kötü günlerine parmak basıyor.

Totaliter bir rejimle yönetilen halkın cehennemi anlatılmış. Fahrenayt 451- Hayvan Çiftliği ve Ayşe Kulin'in Tutsak Güneş'inde de gördüğüm totaliter rejimlerin, insana değer vermedikleri, sadece iktidar aşkıyla iktidarın yaşayabilmesi adına, insanları nasıl pasivize ettikleri var. İnsanı yönetebilmek adına, doğal tüm gereksinimlerini kısıtlamaları...

Düşünmesini bile...

Hitler ve Stalin rejiminden bile daha ağır rejim bu.

Çünkü, parmak bastıkları nokta, bu rejimlerin gevşek olduğu ve bu yüzden yok olduğu.

Dil- dilbilgisi üzerindeki yazdıkları beni şaşırttı mı? Hayır...!

Çünkü dil, ilk önce değiştirileceklerden...

Dili değiştir, gerisi zaten gelir.

Dilini konuşamayan düşünemezde. Orwell bu kitabı yazarken neler düşünmüş o devirde dedim. Dünya siyaseti ve Dünyayı yönetenlerin tüm adımlarını ve yapacakları hamleleri hep görmüş ve bilmiş.

Mi acaba?

Yoksa olan biteni mi deşifre etmiş?

Bizi mi yazmış acaba diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum?

Nedense...?

Evet...!

Belki de yazıldığı 1948 yılında distopya olarak görülmüş bir kitap. O günlere geldik sanki.

Neler gördük, nelere şahit olduk...

Bilim adamlarının  labaratuarlarda geleceğin savaşlarının  lojiktiğini planladıklarından, koca kıtaların bitki örtüsünü yok edebilecek  gazlardan , yapay hastalık mikroplarından, yeryüzünün merkezindeki ısıyı çekip sızdırarak yapay depremler- deprem dalgaları oluşturmasından bahsetmiş.

Yani, günümüzde olanlardan.

Şöyle düşünün. İnsanca yaşanmayan bir dönemi anlatmış Orwell. Baştaki iktidarın- totaliter rejimin her dediğine uyulması zorunlu.

Çünkü izleniyorsun. Televizyon ekranlarından,

Dev ekranlardan. Hatta partinin casuslarından. Hatta küçük yaşta eğitilen çocuklarından bile. Herkes iktidarın casusu olmuş. Mimiklerin bile seni ele verebilir.

Her an kontrollü olmalısın.

Tarih diye bir şey yok. İktidar bunu bile her daim değiştiriyor. Dil, az düşünebilmek adına değiştirilip abuklaştırılıyor.

Bu konuda bizim dilimizi biraz araştırayım dedim. Aynı şeyler bizde de var. Gerçek ana dilimiz erezyona uğramış.

Neler erezyona uğramamış ki...

Ne kalmış  desek yeri...!

Biraz- birazcık düşünebilen  biri var.

Wiston...

Gördüklerini sorgulayan ve üzerinde düşünebilen biri O. Ekranlara yakalanmadan eski arşivlerde yazanları beynine sokan biri. Çünkü işi, eski arşivleri  iktidarın isteğine göre değiştirmek. Yani hafıza silmek.Tarihi değiştirmek.

Winston bana şunu gösterdi. Tüm çıkmaz durumlarda  bile biraz sorgulamak , düşünmek algının yükselmesini sağlıyor.

Mantığa uymayan bir fikir bir olay azıcık sorgulamayla, akıl yürütmekle  çözülebiliyor.

Orwell"in kitabı yazıldığı dönem de tepki çekmiş. Büyük biraderler karşı çıkmış. Haklılar da. İfşa etmiş her şeyi.

Savaşların yalanı var. Silahların kârı var. İnsanın değersizliği, yönetenlerin konumlarını koruyabilmek için daha neler yapabileceği var.

Algı zayıflığı... Düşünmememiz için zihin bile zayıflatılıyor. Ülke genelinde içilen ve iktidarın bedava dağıttığı bir içki var.

Daha bir uyusunlar diye.

Aslında çok şey var kitapta. Düşünmenin ailenin, sevginin- cinselliğin, müziğin, aşkın, arkadaşlığın, bilginin, yiyecek ve giyeceğin bile  iktidarın tekelinde olduğu bir kitap bu. Okudukça dehşete düşürecek,  "Aman Allah'ım" dedirttirecek olaylar var.

Aslında umut da var. Kurtuluşun alt tabakadan, yani halktan geleceğinden bahsedilmiş.

Yani; ayakları yere basanlardan.

Yani çıkar- yükselme umudu olmayanlardan. Ağzına bir kaşık bal çalınıp iç partiye alınma umudu olmayanlardan. Halktan işte!...

Normal insandan umudu var yazarın.

Yani, bizden...

Sadece bir silkinip düşünsek ve sorgulasak.

Sevgi ve güç bizde.

Görünenin, gösterilenin ardını görebilmeyi öğrenmeliyiz. Sığ düşünmeyi bırakıp,  daha derin analizci düşünmeliyiz.

Benden bu kadar. Spoiler vermek istemiyorum.

Hayır...!

Biraz kopya vermek istiyorum bu sefer...

Nedense...?

Bazen eski bir türkü duyarız,

çok eskilerden gelen...

Bir şey hatırlatır bize.

Tek bir kelime, çok şey anlatır.

Da...

Çok şeyin hiç bir şey anlatamadığını anlarız .

İşte öyle bir şey... 

Okuyun bu kitabı.

Dönüştük zan-nederken, ne kadar değiştirildiğimizi  anlayabilmek için okuyun.

Artık konfor alanından çıkalım. Hazır ayak izlerinden yürümek ne büyük rahatlık.

Bu yoldan çıkıp, çakıllar ve engellerle döşeli bir yolda  hakikatle yüzleşecek cesaretimiz var mı?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Seyhan Ramazanoğlu - Mesaj Gönder --- Okunma

# olay, yok

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?