Şov başlıyor

Yemişsin, içmişsin bir güzel doymuşsun, peki bunları niçin paylaşıyorsun? Yoksa bazı arkadaşlarını dürtmek mi istiyorsun? Halbuki sadece şükretsen her şey güzel olacak. Belki biraz fazla da kaçırmış olabilirsin ama en azından sadece Allah’a karşı sorumlu olursun, tövbe edersin ve muhtemelen affedilirsin ama sen birilerinin içindeki şeytanı uyandırıyorsun. Bunu bilerek veya bilmeyerek yapıyorsun ama sonuçta senin imkanlarına sahip olmayan aile bireylerini birbirine düşürüyorsun. Aynı şeyi aldığın eşyalarda da yapıyorsun, unutma, bu davranış şekli büyük veballere gebedir. Eskiler bir yerlere gidip gelenlere şöyle derdi: Yediklerin, içtiklerin senin olsun gördüklerini anlat! Hatta burada gördüklerini anlatırken bile dikkatli olmalısın çocukları anne-babalarına karşı, eşleri de birbirlerine karşı kışkırtmamalısın. Eğer bir şeyler paylaşacaksan (ki artık moda oldu) bir mesajın olmalı; belki bir uyarı, belki bir hatırlatma yoksa attığın taş ürküttüğün kurbağaya değmez.

Görevli imam, vaiz veya müftü çıkıyor kürsüye işi halkı aydınlatmak ve yanlış giden bir şeyler varsa uyarmak ama olan oluyor (bilmiyorum kürsünün bir azizliği mi) başlıyor şova. Öyle şeyler söylüyor ki önce kardeşliğimizi baltalıyor, kırıp geçiriyor. Sonra İslam’ın evrenselliğini bozuyor birçok ilmi yalayıp yutmuş ama hazmedememiş. Sanırsın avamdan biri (belki de öyledir), bu işi almak için girdiği sınavı nasıl kazandı anlamak zor. Büyük ihtimalle mülakatla kazanmıştır. Bu yüzden bir eziklik hissediyor olsa gerek. Aslında yapması gerekeni hakkıyla yapsa adamın kralı olacak ama o kralın adamı olmayı tercih ediyor çünkü (sebebini henüz ben bulamadım) …

Siyasetin arenası da şovmenlerle dolu, güvenceleri halkın unutkanlığı veya gözü kapalı bağlanışlarıdır. İşleri kendi işlerini yapmaktan çok karşıdakileri suçlamak böylece kendilerinin bir şey yapmasına gerek kalmıyor. Belki muhalefet bu şekilde davranış bir nebze doğru olabilir ancak iktidarlar laf yapmaz iş yaparlar. Elbette yaptıkları işler ele avuca gelir cinsten olacak. Hani eski bir belediye başkanı vardı ve rakip belediye başkanının yaptırdığı heykele tükürmüştü fakat kendi iktidarında büyük paralar harcayarak dinozor heykelleri yaptırmıştı. Aslında bizim ilk işimiz dinozor zihniyetli siyasetçilerden kurtulmak olmalı. Zihniyetleri değiştirmezsek biri gider, diğeri gelir ve sonuçta değişen sadece mevsimler olur. Öyle ki halktan bazılarına işler kötü gidiyor, ne dersiniz, deniyor; onlarsa bilinç altına yerleştirilmiş şeylerin etkisi ile diğerleri olsa daha mı iyi yapacak sanki, diyor.

Şimdi şovların en büyüğü ile karşı karşıyayız. Çünkü  çalışan ve emekliler için zam vakti. Ayrıca şehrimiz açısından fındık fiyatlarını belirleme zamanı. Ayrıca mutat olmayarak asgari ücrete zam yapılması planlanıyor, bu ise kendilerini ele veren bir garip icraattır, anlayana. Bu şovun birinci kısmında TÜİK var ve görevi enflasyonu düşük göstermek ki onların açıkladığı rakamlar bile rekorlar kırıyor. İkinci olarak enflasyon farkı olarak ödenen kısımda şov devam ediyor. Memura şu kadar zam, müjdesi gazete manşetlerinde. Daha önceki dönemlerde yazmıştım, enflasyon farkı zam değildir. Geçmiş dönem zararlarının bir nebze giderilmesidir güya. Ama aslında bakılması gereken alım gücüdür. Hani, düğünlerde çeyrek takardık eskiden, gibi mesela. Çünkü zam önümüzdeki dönem muhtemel enflasyonuna göre hesaplanmıyor ve yeni dönemde sıkıntılar devam ediyor. Çoğunlukla verilen bu fark bize zam furyası olarak geri dönüyor. Yani kaşıkla veriyorlar, kepçeyle alıyorlar. Tabii bu arada malum kürsülerde ve ekranlarda fakirliğin faziletleri anlatılıyor. Mesela; şöyle bir anekdot duyarsanız şaşırmayın, şayet fiyatlar artmışsa insanlar kendi değerlerini düşürmüşlerdir yoksa iktidarların bu konuda hiçbir suçu yoktur. Şayet kendi değerlerini yükseltirlerse fiyatlar otomatik olarak düşecektir. Bu hangi ekonomik modelin görüşü ben bilmiyorum. Bilen varsa söylesin lütfen. Zaten onlar da bostan korkuluğu olarak orada durmaktadırlar. Suç onlarda değil onları oraya getirenlerdedir.

Son şovumuz kurban satıcıları ile ilgili, satarken şöyle derler: En az kişi başı (mesela) kırk kilo et çıkacak, eksik çıkarsa ben buradayım( dikkat şov yapıyor). Ancak (varsayalım) otuz kilo çıkarsa ki vaat edilenden dörtte biri eksik muhatabı ara ki bulasın. Eh, hasbelkader buldunuz diyelim cevap hazır çünkü artık o bir din alimidir: Yahu sen kurbanı eti için mi kesiyorsun?

- Yok, derisi için kesiyorum, kendime iki çift kösele ayakkabı yaptıracaktım. Tövbe, tövbe…

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Tarakçı - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

03

Emreni Ismet - Sakalllar beyazlamış siyaset yapmaktan...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 15 Temmuz 04:53


Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?