Sahici bir yazı: Araftayım

A'râftakiler simalarından tanıdıkları birtakım adamlara da seslenir ve şöyle derler: "Ne çokluğunuz ne de taslamakta olduğunuz kibir size bir yarar sağladı!" (Araf suresi 48)

Dini bir kavram olarak değerlendirildiğinde cennet ve cehennem arasında kalan bir yer olarak anlayabiliriz arafı. Muhtelif yorumlara-tefsirlere bakıldığın en dikkat çekici olanı (bana göre) şöyledir: Cennet ve cehenneme götürecek asıl eylemleri anlayabilecek veya anlatabilecek bir ilme, irfana sahip olanların çıkabileceği, yükselebileceği bir hali tanımlar. Yani bu dünyadaki bir kısım gerçeği görmemizi engelleyen şeylerden yüksek bir tepeye çıkarak (ilim ve irfan ve buna uygun davranışlarla yükselerek) kurtulabileceğimizi anlatan bir kavramdır bu. Sonuç olarak ya herkesin düştüğü bataklığa düşer orada debelenip durursunuz ya da o ortamdan sıyrılıp hakikati görebilecek bir yere yükselirsiniz. Mesela; ülkenin ve belki dünyanın zor şartlardan geçtiği bu dönemde ‘bu yıl hangi takım şampiyon olur’ tartışmasına dalanlar için hakikati görmek, anlamak veya anlatabilmek mümkün mü? Aktif öğretmenlik görevindeyken  öğretmen odalarında erkek öğretmenlerin en önemli meselesi buydu. Çoğu zaman kavgalara ve kırgınlıklara yol açardı, acayip değil mi? Tabii bir de araba mevzusu var, unutulmaması gereken! Şimdi bu veya benzeri anlayışta olanların körpe dimağlara anlatabileceği ne vardır veya bahsi geçen öğrenciler bunu yer mi?

Bu kavramın bir de güncel konuşma veya yazılarda kullanılan mecazi manası var, iki şey arasında tercihte zorlanmak anlamıyla: Arafta kalmak. Ben aslında bu yazımda söyledikleri, savundukları veya içinde bulundukları grubun fikirleri ile yaptıkları çelişenler bakımından bir değerlendirme yapmak istiyorum. Böylece onları örnek almak isteyenlerin içine düştükleri ikilemi kastediyorum. Bu konuda tasavvuf ehli veya diğer bir deyişle tarikat mensuplarının bir lokma bir hırka söylemlerine rağmen sürdürdükleri lüks ve şatafatlı yaşam biçimlerini birinci sıraya yazarım mesela. Bu görüş sahipleri belli ortam veya durumlarda bu fikirleri hararetle savunurken hayatlarının diğer bölümlerinde tam tersi bir davranış biçiminin içinde olabilmektedir. Böylece dışarıdan bakıldığında farklı, içeriden bakıldığında farklı bir renkle karşılaşabiliyoruz ve bu bir kısım insanları arafta bırakabiliyor. Nedense bu konuda iyi örnek olabilecek şahsiyetlerin çoğu ölüp gitmiş olanlardan veya filmlerde oluyor.

İnsanımızı arafta bırakan diğer bir davranış-fikir çelişkisini siyasette görmemiz mümkün hatta neredeyse kesin diyebiliriz. Öyle davranışlar sergileniyor ki iyi insanları siyasetten soğutuyor ve uzak tutuyor. Zaten siyasetin gediklileri de sıkıştırıldıklarında siyasetin kirli bir iş olduğunu itiraf ediyorlar. Böylece iyilerin bu alandan uzak durması gerektiğinden dem vuruyorlar. Böylece bir taşla iki kuş vuruyorlar belki de bir taşla kuş katliamı diyebiliriz buna. Kendilerinin riske girdiğini söyleyerek ve doğrucu Davut rolünü oynayarak doğru olanı yapmadan yaptıkları yanlışları örtüyorlar, yerseniz. Bir kısım toplum katmanlarında da şöyle bir görüş hâkim: Siyasete dahil olmak isteyenler şeytanla bir anlaşma yapmak zorundadır. Sonuçta da şeytanın avukatı olup çıkarlar ve çoğu zaman da geri dönüşü olmayan bir yoldur. Ancak diğer bazıları ise böyle bir tehlikenin varlığını kabul etse bile mevziiyi tamamen kötülere terk etmenin oluşturacağı problemi öne sürerler. Hattı zatında bu yaklaşım doğru ancak başlangıçta bu niyeti gösterenlerin sonrasındaki inanılmaz değişimleri insanları muallakta bırakıyor. Yani tam bir arafta kalma hali.

Sanat alanında da görebileceğimiz ikilem oluşturacak davranışlar yok değil hatta birçok diyebiliriz. Öyle ki sanatla uğraşanların toplum inançlarına gösterdikleri saygısızlık veya fütursuz saldırılar toplumu sanata karşı mesafeli durmaya itiyor. Halbuki sanatçıların ince ruhlu olmaları beklenirken ve eleştirilerini yapılan yanlışlar üzerinden yapmaları gerekirken özellikle İslam Dini bağlamında yapmaları sorunun temel kaynağıdır. Bu davranış biçimi sanatla toplumun arasına soğukluk oluşturmaktadır. Böylece sanatçının topluma ince dokunuşlarına engel olunmaktadır.

Özetle şöyle bitirelim, toplumun içinde bulunduğu bu halden (araftan) kurtulması gerekmektedir ve her kesim bu konuda elinden geleni yapmalıdır. Ancak bu şekilde ülkemizde oluşan cehennem halinden kurtulabiliriz ve kısmen de olsa geçici cennetimize kavuşabiliriz. Bunun için umudumuz var, sahte ve çakma saadet zincirlerine aldanmamak kaydı ile.

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Tarakçı - Mesaj Gönder --- Okunma

# yok, dikkat

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Gılgamış - Çakma saadetçiler mi??.. Siz resmen bir siyasi partiyi asagiliyorsunuz..

Sizin arkanızdan namaz kılınmaz

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 01 Ağustos 01:12


Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?