Kün (ol) emrindeki sır

“O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece "ol" der, o da hemen oluverir.” Bakara-117

Aklımız ve muhayyilemiz daha tam gelişmemişken yani çocukluğumuzda bizi yaratan Allah’ı bize anlattıklarında onunla ilgili hayallerimiz bildiğimiz cismani şeyler üzerinden olurdu. Büyüdük, okuduk ve herhalde anladık ve çok şey değişti onunla ilgili bilgimizde ve bilincimizde. Gerçi onu bihakkın anlamak mümkün değilse de onu bildiğimiz, bilebildiğimiz şeylerle kıyaslamaktan vaz geçtik, en azından ben vaz geçtim. Peki, ne anladık okuduklarımızdan? Varlıklar iki kısımdır, birincisi yaratıcı varlık ki o Allah’tır, doğmamış ve doğurmamıştır, kimseye muhtaç değildir aksine herkes ona muhtaçtır. İkincisi Allah tarafından yaratılmış olan varlıklar yani diğerleridir. Allah yarattıklarından münezzehtir ancak yarattıkları Allah’tan münezzeh değildir. Böylece Allah insanları ve diğer varlıkları örneksiz bir şekilde yoktan var etmiştir ve onunla nasıl iletişime geçebileceğimizi de bize elçileri vasıtasıyla tebliğ etmiştir. Ancak insanlar kısır ve güdük bir düşünce yapısında kalır ve okumazlarsa yani büyümezlerse onunla olan iletişimlerinde bir aracının olması gerektiğine inanıyorlar veya inandırılıyorlar. Halbuki Allah ayetlerinde bunu kesinlikle reddediyor. Buna rağmen bazıları bu durumdan menfaat devşirmek adına aracısız hiçbir şeyin halledilemeyeceğini kendilerince delillendiriyorlar ve aracı olarak da kendilerini işaret ediyorlar. Cahiliyye döneminin Mekke’sinde de aynı tarz aracılara inanıyorlardı veya bir kısım elit tabaka tarafından inandırılıyorlardı insanlar. Bir görüşe göre bu aracılar aslında o toplumda geçmişte yaşamış insanlar idi ve sonrasında cehalet eğitimleri ile bu şahısların heykellerinden bile medet umuyordular. Gerçi az buçuk aklı olanlar bunu anlamsız bulsa da çeşitli sebeplerle karşı çıkamıyorlardı.

“O’nu bırakıp da başka ilahlar mı edineyim? Rahmân, benim için bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati hiçbir fayda vermez, hem beni kurtaramazlar da.” (36/Yâsîn 23)

Şimdi  bu ve benzeri ayetlerin ışığında duruma baktığımızda aracı edinmenin o aracıyı ilah edinmek olduğu vurgulanıyor ama çoğu zaman ağzı kalabalık olanlar tarafından bir şekilde ikna ediliyorlar insanlar. Müşriklerin birçoğu aslında Allah’ı inkâr etmiyorlar ama onun Fatiha Suresindeki kesin emrini (hem de günde kırk defa okuyarak) imha ediyorlar. Ne diyor orada bir musalli: “ (Ey Allah’ım) Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Sen’den yardım dileriz.” Evet, günde kırk defa bunu söyledikten sonra başkalarından medet ummak, rızkı onlardan sanmak da neyin nesi? Kısacası, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu, derler insana. Lütfen insanlara laf kalabalığı yapmayın ve hakikati söyleyin. Az bir değer karşılığında Allah’ın ayetlerini satmayın. Gerçi Allah’a inanmadığını söyleyenler de birilerini ilahlaştırmakta pek mahirler. Kendi gibi insanları gözlerinde büyütüyorlar ve o şahısları kusursuz ve eksiksiz addediyorlar ve kendilerine ila nihaye yol gösterdiğine inanıyorlar. Belki onlar sadece Müslümanların yanlış olarak ilahlaştıklarına karşı çıkıyorlar. Garip bir çelişki durumu, ilginç. Bu da insanın doğasında var olan ama akıl ve nakil ile düzeltilmesi gereken bir durumu gösteriyor. Zaten bu fani dünyadaki asıl sınavımız bu değil mi?

Tam da burada sormamız gerekiyor: İnsan Allah ile nasıl iletişim kuracak? Bu ise kün(ol) emrinde saklı. Çünkü insan ve diğer varlıklar bu emrin gereğince oluyorlar ki bu hemen olup bitiveren bir şey değil. Olmak sürekli olarak değişme ve gelişmeyi ifade eder. Böylece insan yaratıcısına hep muhtaç durumda oluyor ve onun yeniden yaratmalarıyla hayatını sürdürebiliyor. Bilimsel çalışmalar da bunu gösteriyor ve insanın nerdeyse tüm vücudunun belli sürelerde yenilendiği söyleniyor. Belki insan çoğu zaman bunun farkında bile olmuyor. Burada insandan istenen belki de şudur: O halde beni anın, ben de sizi anayım. Bana şükredin de nankörlük etmeyin. Bakara-152  Bu yazıyı bir şiirle noktalamak gerekirse;

Hak şerleri hayr eyler
Zannetme ki gayr eyler
Arif onu seyr eyler

Mevla görelim neyler
Neylerse güzel eyler.

Herkesin önce kendini sonra Rabbini buna bağlı olarak da haddini bilebilmesi temennisiyle (en başta ben).

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Tarakçı - Mesaj Gönder --- Okunma

# Hem

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Attila - Daha sakalında kaç tüy var onu bilmiyor ayetlerdeki sırrı bilecek.. Vah vah

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 11 Ağustos 20:51


Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?