ÖLÜLER EVİNDEN ANILAR...

 

Hayatım boyunca insan ilişkilerini, davranışlarını gözlemlemişimdir.

Oklarımı kendime çevirmişliğim de  vardır. Kendi Sibirya' ma ve toplumun Sibiryası' na da

Hepimiz sevgi, dürüslük, ahlak,  mahkumuyuz sanki.

Neden...? diye merak etmiyor musunuz?

Sevginin , ahlakın, adabın, edebin yani tüm erdemlerin  geçer akçe olmadığını bilmek, içinizi yakmıyor mu sizin de?

Sorgulamıyor musunuz neler oluyor diye...?

Sivrisinek  misali  koca fillerle savaşıyor gibi hissediyorum kendimi. Adap, edep, maneviyat demekten, yazmaktan bıkmayacağım bilin istedim.

Bizi hepimiz yapan değerleri öldürüyorlar.

Ve kimse farkında değil mi...?

Öldük mü...?

Biz ne zaman bu kadar umursamaz olduk bu kadar geniş mezhepli?

Geçen kitaplığımda Dostoveski' nin bir kitabına" rastladım.

Tam da bu işte dedim, aradığım  cevap bu kitapta...

Dostoyevski okuduğu bir şiir yüzünden mahkum olur. Çar tarafından Sibiryaya yollanır.

Sibirya`da, içindeki Sibirya’ya inmiş ve kendisini tanımaya başlamıştır.

Hapis cezasını bitirdikten sonra anılarını kaleme aldığı “Ölüler Evinden Anılar” adlı kitabı yazar. Kitapta, hapishanedeki hayatından önce insanları tanıdığını sandığını ama yanıldığını burada anladığını belirtir. Yazar, “kara halk” olarak tanımladığı bu kitleyle karşılaştıktan sonra insanları çözümlemeye ve kendi iç dünyalarının derinliklerine inmeye başlar.

Dostoyevski, hapishane avlusunda ki bir köpeğin yanından geçen her mahkum tarafından tekmelendiğini gözlemler. Köpek mahkumlardan kaçmadığı gibi yanına her mahkum yaklaştığında eğilerek tekmelenme pozisyonu almaktadır.  Köpeğin yanına yaklaşıp başını okşar. Köpek şaşkın, şaşkın ona bakarak hızla yanından uzaklaşır ve acı, acı havlamaya başlar. O günden sonra köpek, Dostoyevski’yi her gördüğünde ondan kaçar.

Ruhu köleleştirilmiş bu köpek aslında sevgi açıdır. Ancak, çok nadiren sevildiği anlarda nasıl davranacağını bilemez.

Bu durum insanlar için de geçerlidir. Hayatları boyunca haksızlığa ve kötü davranışlara uğramış sevgi açları iyi bir davranışla karşılaştıklarında nasıl davranacaklarını bilemezler. Bazen kötü davrandığınız insanlar size tapar,  iyi davrandıklarınız sizden nefret eder. Böyle insanların gözünde onları aşağılamanız, onlar için bir beklentidir. Sizi gözlerinde yüceltirler. Eşit ve iyi davrandığınızda ise, onların gözündeki değeriniz birdenbire düşer...

Asıl ilginç olan şey, köpeğin mahkumlardan kaçmaması ve yanına bir mahkum yaklaştığında otomatik olarak eğilerek tekme pozisyonu almasıdır.

Nefes alıp verseler de yaşayan ölülerdir, sevgiyi güzelliği hoşgörüye göremeyen her mahkum, herkes...

Hiçbir şeye şaşırmamak en büyük erdemdir o hapishanede.En kötü olayların bile kahkahalarla anlatıldığı karanlık bir cehennem.

Manevi yoksunluklar, bütün maddi yoksunluklardan- azaplardan daha ağırdır.

Şöyle der yazar; "Herkes çok acımasızdı, içimi dökebileceğim kimse yoktu."

Korku, endişe, umutsuzluk, ahlaki yozlaşma gibi korkunç duyguların zamanla, mekana bağlı olarak biçim değiştirip alışkanlığa dönüştüğünü görürüz. Duyguların köreldiğini de Ahlaksızlığın normalleştiğini de...

Dünden beri şaşkınım...

Cami avlumuza iş...yenlere sesimizi çıkarmaz olduk. Hatta daha acısı sahip çıktık.

Ne oldu böyle bize.

Pavlus'un köpeği gibi bir parça kemikle eğitildik mi? Yoksa Dostoveski'nin köpeği gibi  kafamız mı karışık? Doğru ne yanlış ne diye...?

Şunu farkettim. Her edepsizliğin, adapsızlığın, Türkçe tabiriyle ahlaksızlığın  tarafı var.

"Peki şuna niye ceza kesmediniz?

Şunu niye tutuklanmadınız?

Şurda sesiniz niye çıkmadı...?

Ahlaksızlığın provakötörlerinin hepsine ceza verilsin.

Bu konuda davranış  yada sözlü olarak destek veren kim varsa herkes ceza alsın...

Arsızı, uğursuzu, adap düşmanı cezasız kalmasın ... Hele ki çoluk çocuğumuzun ahlakını bozan onlara manen ve madden zarar veren herkes en büyük cezayı alsın.

Bu konuda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum.

Ülkemiz, camı kırılan metruk bir bina gibi. Eline kuş lastiği alan  diğer camlarıda kırmaya kalkıyor.

Sahipsiz miyiz?

Bilmezler mi bir taşına zeval gelse ayağa kalkarız. Bunun içinde  örf ve adetlerimiz de ve manevi değerlerimiz de var.

Kimse olayı yumuşatmasın. Denmek istenen belli.

Taş atan da belli taş atana sahip çıkan da... Karalanmak istenen dinimizdi.

Öyle düm-dük söyleyemezler. Söylenenden hepimiz anladık. Kimse anlamaz davranmasın. Kimse salağa yatmasın.

Bunun tarafı olmaz. Taraflısı olur...

Kral çıplak da deriz, soytarı çıplak da... Mevzubais Vatan ve değerlerimiz olunca, fikirlerde de elele oluruz. Zaten olmalıyız da.

Benim kardeşim de imam hatip mezunu. Hergün gördüğüm karşı komşumda.Ve etrafımda birçok imam hatipli var. Hepside tertemiz  insanlar. Hem  beyinleri...

Hem  konuşmaları... Hem de üstleri başları...!

Tertemiz...

Nokta!

Her mesleğin, her milletin, her ülkenin, her şehrin iyiside var kötüsüde... Genelleme kimsenin haddi değildir. Hele ki birilerinin hiç değil.

Ve geleyim esas konuya...

Tekmeyle vuruyorlar bize, değerlerimize...

Alıştık mı yoksa gelenin vurmasına gidenin vurmasına...?Şamar oğlanı mı olduk?

Bakın;

kimsenin, dünyadaki hiç kimsenin başka dinlerle bir alıp veremediği yok. Ne havra ne kilise ne sinagogla...

Kaç tane var, kaç tane yapılmış, umurları bile değil.

Haham, papaz nasıl olunur ya da başka dinlerin de ilahiyat okulları var mı, ilgilenmezler bile...?

Papa hangi dinin halifesi  pozisyonun da?

Kiliseye para ödenir mi?

Vatikan niye en zengin ülke...?

Neden  bu kadar saygın...?

Kilise nelere karışır.  Hayatın hangi alanlarında etkilidir. Neden düğünler kilisede. Olur? Niye papaz kıyar nikahı...

 

Hangi ülkenin lideri ya da bakanı yada bilim adamı, din okulu- ilahiyat okumuş... İlgilenmezler bile?

Dünyada ki herkes kendi inancına, dini eğitimine, okuluna sahiptir.

Doğrusu da budur.

Kimsenin, kimsenin inancıyla bir sorunu yoktur.

Kimsenin din sorunu yok.

Kimsenin derdi, kim neye inanır  değil?

Kime inanır da değil aslında?

Onların derdi İslam. Bizim dinimiz...

Didik- didik ettikleri... Vahabizmle bozdukları... Aşağıladıkları...!

Yeter be diye bağırmak gelmez mi içinizden?

O beğenmediğiniz,  herkesle birlikte sizin bile aşağıladığınız hatta aşağılayanlara sahip çıktığınız, İslamiyet  nedir diye hiç sordunuz mu kendinize?

Ben sordum...

Ne biliyor musunuz?

Çanakkale ruhu desem..

Olmadı mı?

Malazgirt ruhu desem...

Anafartalar ruhu desem...

Olmadı mı yine...?

Bizler bu zaferleri topla tüfekle kazanmadık ..

Erezyona uģratmaya çalıştıkları, önemini sizden- bizden çok iyi bildikleri İslamın verdiği iman gücüyle kazandık.

Yoksa niye uğraşınlar bu kadar dinimizle?

Öyle iyi biliyorlar ki İmanımızın gücünü.

O yüzden her yönden saldılar ordularını.

Bizde geçtik o safa.

Ne diyeyim...!

Bilin istedim...

Birilerine sahip çikarken neyi sahipsiz bıraktığınızı da...

Bilin...!

İslamı  yaşayan yada yaşatmaya  çalışan herkesi sapık, pedofil, kadın düşmanı, kara cahil gibi göstermeye çalışıyorlar.

Bu düşünceyi de iğne oyası gibi işleyip senaryoları ve oyuncularıyla her gün oynuyorlar. Bizlerin de bu oyuna katılımı ve desteğiyle coştular. Anlayın artık...!

Kendimize, tarihimize, inancımıza düşmanız. Düşmana bile gerek yok ki...

Hepimiz bir anlamda Dostoyevski’nin köpeğine benziyoruz. Bize   ve değerlerimize tekme vurana tarafız.

Gerçek sevgiye, değerlere, kendimize, bizi- biz yapan maneviyatımıza yeterince değer vermiyor, sahipliğimizi göstermiyoruz. Bize sevgi gösterenleri, değerlerimize sahip çıkanları ise kırıyor ve itiyoruz. Aynı hapishane avlusundaki o köpek gibiyiz. Her vurana pozisyon alıyoruz. Sesimiz çıkmıyor.

Gerçek değerlerimizi açığa çıkardığımızda  ve  maneviyatımıza  daha çok  sahip  çıktığımızda kendimize de biraz daha yaklaşmış olacağız.

Bu durumu konuşma özgürlüğü, insan hakları, demokrasi gibi kavramlara alet etmeyelim. Durum belli. Had bilmek gerek. Bilmeyenede bildirmek gerek.

Ve şunu da unutmayalım Malazgirt ve Büyük Taarruz  Zaferi'mizin dönüm haftasında şunu bilelim. Haçlılar kırk yıldır artık topla tüfekle saldırmıyorlar. Yöntem değiştirdiler. Manevi erezyonla yok etmek yeni yöntemleri.

Ellerini bile kirletmiyorlar.Yorulmuyorlar. Kendi ipimizi kendimize çektiriyorlar.

"Hepimiz haçlı zihniyetindeyiz" demeye ramak kaldı. Boynumuzda haçla uyanmaya da.

İnşallah uyanırız ve düşünürüz... Çünkü bu yöntemlerle hiç bir asker, hiç bir silah savaşamaz.

"Düşünmek savaşmaktır.

Bir nesil uğruna.

Bir millet uğruna..

Bir medeniyet uğruna..." demiş

Cemil Meriç.

Düşünelim artık...

Nereye doğru gidiyoruz biz böyle?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Seyhan Ramazanoğlu - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

04

Ahmet Acar - “İster mermi kullansın, ister oy pusulası; insan iyi nişan almalı, kuklayı değil, kuklacıyı vurmalı.” (Malik-el Şahbaz) Teşekkürler Seyhan hanım, yüreğinize sağlık.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 30 Ağustos 01:54
03

Azizkahraman - CANAKKALEICINDEVURDULARBENIOLMEDENMEZARAKOYDULARBENIGENCLIGIMEVAY

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 29 Ağustos 15:02
02

Kamer - Vayyy be diyerek okudum. Anlamışsınız hiç anlayamayacak olanlara bile.

Çok iyiydi. Anlamak isteyene.

yine teşekkürler.Devammm yazmaya

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 29 Ağustos 13:35
01

Nedret Mental - Sayın yazar...

Dini ve manevi değerlerimize tu kaka dendiği bu günlerde ve günümüzün konjüktüründe,

siz hangi akla uyupta,halkın dini ve manevi değerlerine sahip çıkıp,saygı göstermeye kalkiyorsunuz..!!! ...

Pes diyorum size..!!!

...kaleminize kuvvet,Seyhan hanım...???

sizin gibi,dünümüzün ve günümüzün değerlerine sahip çıkan,entellektüellerimizin sayılarının çığ gibi artmasıdır dileğimiz....

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 29 Ağustos 12:31


Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?