30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZIN 100. YILI KUTLU OLSUN

   Milletlerin tarihleri gelecek nesiller için  en feyizli bir abidedir. İnsanın karakter ve vatan sevgisinin geliştirilmesinde, o insanın mensup olduğu milletin tarihindeki şanlı olayları ve kara günleri nakletmekten daha tesirli ne olabilir ki?

    1912 yılında Trablusgarp savaşı ile başlayan, 1912-1913  Balkan Savaşı ile ve 1914’te başlayıp dört yıl  büyük zorluklarla  sürdürebildiğimiz ve nihayetinde ağır bir yenilgiyle sonuçlanan, ardından yapılan tarihte benzeri görülmemiş  ağır bir antlaşmayla sonuçlanarak vatanın her karış toprağı işgal edilerek  son vatan toprağı Anadolu’nun da her yanı işgal edilerek  namusumuz, şerefimiz, istiklalimizi elimizden almaya çalışan düşmanlara karşı  büyük Türk Milleti’nin can havliyle  namusunu, şerefini ve bağımsızlığını korumak için verdiği o büyük savaştır Kurtuluş Savaşı. 30 Ağustos Zaferi’iyle de  vatan toprakları  düşmandan temizlenerek bu günlerin temeli atılmış ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’yle bu coğrafyada  tekrar bir büyük güç olabilmenin yolunu açmıştır.

     Bizler o büyük zaferi kazanan kahramanların kendilerinden dinleme şansını yakaladık. Onlar da, zaferin mimarı Mustafa Kemal Atatürk de  o günleri şöyle anlatıyor:

    Birinci Dünya  Savaşı’nı kaybedenler can derdine düşerek vatanı terk etmiş. Ordular dağıtılmış, silahları toplanmış, toplanmakta.  Onursuz bir anlaşma yapılmış ve düşman ona bile uymuyor. Vatanın her yanı istila edilmiş. Sadrazam  ve İstanbul hükümeti durumu kabullenmiş, ümitsiz. Azınlıklar  işgalcilerle birlikte  Türk Milleti’ni yok etmek için adeta soykırım yapıyor. Padişah Vahdettin ise kendi geleceğini düşünme ve koruma derdine düşmüş. Her türlü sonuca razı.

 

    İngilizlerin  himayesinde  ABD’nin de desteğiyle Yunanlılar 15 Mayıs 1919’da İzmir’e asker çıkararak Anadolu’nun işgalini başlatmış.  Millet aç, fakir perişan bezgin. Mustafa Kemal Atatürk bütün olumsuzluklara rağmen Türk Milleti’ne önderlik ederek bu büyük zaferi 19 Mayıs 1919’da Samsun’dan başlatıp, ilmek ilmek dokuyarak  30 Ağustos Zaferini kazanmış, Türk Milletine bağımsızlığını kazandırmış son yüzyılın en büyük insanıdır.

     Büyük zaferin üzerinden 100 yıl geçmesine rağmen, ne düşmanlar ne de içerideki işbirlikçilerinin hala zaferi azmedemediğini görmekteyiz. İşbirlikçilerin torunlarından kimileri keşke Yunan galip gelseydi derken, kimileri de bu büyük zaferi değersizleştirmek için  savaş yapılmadı, düşman alacağını aldı kendisi çekilip gitti gibi ifadelerle  zaferi değersizleştirmeye çalışırken, kimileri de  Atatürk’ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin kazanımlarını bir bir yok etme mücadelesine giriştikleri  aşikardır.

    Bundan 1400 yıl kadar önce Arap yarımadasında 400- 500 kişilik  kabilelerin arasında geçen mücadeleleri çok büyük olaylarmış gibi anlatıp, Anadoluyu 255.000 kişilik ordularıyla istila etmiş İngiliz destekli Yunan  istila güçlerini  26 Ağustos sabahı başlatılan Büyük Taarruzun  dördüncü günü 30 Ağustosta büyük bir zaferle taçlandırıp, 9 Eylülde düşmanı denize döken ve vatanımızı düşman işgalinden kurtarıp bağımsız bir devlet kurmayı başaran Atatürk ve büyük Türk Milletinin  zaferini  değersizleştirmeye çalışmak elbette hala bu büyük yenilgiyi azmedemeyen düşman ve onun işbirlikçilerinin torunlarıdır. Bir de bu kişilerin neredeyse tamamına yakını  ağzından din, ezan , besmele, Allah, Kuran gibi  kutsal kelimeleri söyleyerek  bunları yapmaları  kendilerini dinin arkasına gizleyerek düşmanlıklarını perdelemeye çalışmaları  bazı iyi niyetli insanlarımızı kandırmalarını kolaylaştırmaktadır. Oysa keşke galip gelseydi dedikleri Yunan işgal kuvvetleri  neredeyse Batı Anadolu’nun tamamını işgal etmiş, girdikleri her yerde kızlara, kadınlara tecavüz etmiş, milletin elinde neyi varsa, atı, öküzü, ineği, koyunu , keçisi, buğdayı, arpası, ekmeği, parası, eşyası alınıp, köyleri yakılmış. Hamile kadınların karınları deşilmiş,  daha  3-5 yaşlarındaki bebeler öldürülmüş, yaşlıların başları kesilip sarıklarının üzerinde yol kenarlarına dizilmiş. İnsanlar camilere kilitlenip, cami ateşe verilmiş, köyleri şehirleri yakmış. Gidin bakın Bilecik şehrine, eski Bilecikte yanmayan tek bina yok. Çoğunun içinde insanları kapatıp yakmışlar.

     2016 yılının mayıs ayıydı. Bilecik- Söğüt’e yaptığım bir ziyarette Osmanlı devletinin temellerinin atıldığı Kayıların ilk çadırlarını kurduğu  ve yaptıkları ilk cami( Kuyulu Mescit) ziyaretim sırasında orada yaşayan  yaşları 80’i aşmış  üç tane teyzeyle tanıştım. Onlarla bir de repörtaj yaparak kayıt altına aldım. Çocukluğunuzda işgal yıllarında yaşananlarla ilgili size intikal eden  bilgiler varmı diye sorduğumda:  çocukken  köyümüzde boyunları yanık bazı insanlar vardı,  büyükler bize bunu  sorduğumuzda küçüğüz diye anlatmazlardı. Sonraları öğrendik ki bunlar Yunan askerleri nin kızgın demir halkaları bu insanların boyunlarına geçirmişler.  Sacayağı  denilen  demir halkalar. Bazıları ağır yaralanıp ölmüşler, bazıları kurtulmuş.

     Adapazarı’nın işgalinde  21 Mart 1921 kandil gecesine denk gelir. O gece Orhan camiinde Türkler kandil gecesini idrak ettikleri sırada  Yunan yüzbaşı askerlerine emir verir, cami bahçesinde içki içip sirtaki oynarlar. Camiye girip, saf tutmayacaksınız deyip silah dipçikleriyle cami cemaatini itip kakıp, kafa göz yaralanır yarısının. Kargaşalık sırasında karşı gelenlerden biri öldürülür, bir diğeri de düşman kurşunuyla yaralanır.  İşgalin sonlandırıldığı 21 Haziran’a kadar Adapazarı’nda camilerin minarelerinden ezan okutmaz Yunan işgal askerleri. Nihayet  21 Haziran  gece yarısı başlatılan bir baskın saldırıyla  Adapazarı’nın diğer bir çok köy, kasaba, şehir gibi yakılmadan kurtarılır Adapazarı. Adapazarına ilk giren  Halit Molla’nın  birlikleridir. Halit Molla  yanındaki askerlerden birini görevlendirerek İpsiz Recep ve arkadan gelen kuvvetlerin komutanına  bayrağı siz asın, ben sabah ezanını okuyup düşmanı kovalamaya devam edeceğim der. Ve  Orhan Camii’nin minaresine çıkıp ezanı okuduğunda sabahın  saat:04.30’u dur. 21 Marttan bu yana okutulmayan ezan, o sabah Halit Molla tarafından okunmuştur. Halen Orhan Camii’nden de vatanımızın her yanındaki camilerimizin minarelerinden özgürce ezanlar okunuyorsa  Kurtuluş Savaşını kazanarak, 26 Ağustosta Büyük Taarruzu başlatıp, 30 Ağustosta zaferi kazanıp, 9 Eylül’de düşmanı denize dökerek kazandığımız  zafer ve bu zaferi kazanan  Baş komutan Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları sayesinde  okunmakta.  Ey Yunan galip gelseydi diyen gafil. Yunan galip gelseydi bu ezanlar okunurmuydu sanıyorsun? Ey  Kurtuluş Savaşı’nı inkar eden gafil.  Ey  diyanet işleri ve hocaları  Yunan işgaline karşı bu zafer kazanılmasaydı  bu coğrafyada kalabilirmiydik? Bu camilerden ezan okuyabilirmiydik.  Atatürk , silah arkadaşları ve kurtuluş savaşı kahramanlarına, şehit ve gazilerine bir duayı çok görenler,  komuta merkeziniz mi öyle istiyor. Zaferi kazananlar kutlar. Bizim atalarımız kazandı. Biz kutluyoruz. Kaybedenlerin kutlamasını da elbette beklemiyoruz.

     Büyük Türk Milleti’nin 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun. Daha nice yüzyıllar kutlayacağız. Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere silah arkadaşlarını ve bu büyük zaferde can vermiş şehitlerimizi, kan dökmüş gazilerimizi minnet ve şükranla anıyoruz. Ne mutlu Türk’üm diyene.

 

 

    

   

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Çetinkaya - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?