PENCERELERİM

Dün gece yatmadan son bir kez daha baktım pencereden. Mavi geceye, önümde uzayıp giden denize, bulutlara, yıldızlara, "iyi geceler" dedim. "Sizi seviyorum, sabah yeni renklerle karşılayalım birbirimizi" dedim. Onların yeni güne ne güzel renklerle başlayacağını düşününce, kendi acizliğimi aklıma getirip biraz telaşlansam da varsın olsun, onlar benim her halimi seviyor deyip avundum.

Pencereler, hayatımızda ne kadar önemli bir yer tutuyor. Özellikle belli dönem ve zamanlarda hayat onun bize sunduğu kadar oluyor. Yasaklı günlerde mesela. Bir cezaevi penceresinin değerini eminim ki onun ardına mecbur edilmeden anlayamaz insan.

Bir hastane penceresi? Ya da evinin penceresinden bakan insanlar! Dışarıya çıkamayacak kadar kilolu biri mi? Kötürüm mü? Baktığı bir hasta mı var? Belki de evladı yada kocası hasta bir kadın, pencere önünde dinlenirken dilinde dualarla hastasına şifa beklemekte. Babasını bekleyen bir çocuk, sevgilisini bekleyen bir kız, askerdeki evladını bekleyen bir ana, bir tas sıcak çorba yolu gözleyen nine? Kim bilir...

Kendi pencerelerimi düşündüm sonra.

İlk pencerem dört beş yaşlarımdan. Oradan dışarıya bakmadım hiç. İki katlı eski, çok sevdiğim evimizin alt katındaki pencereden bahçeye atlamak en büyük zevkimdi. Genellikle benden on yaş büyük amcamı yakalamak için olurdu bu koşturmacalar. Elimizde koca bir dilim yoğurtlu ekmek hatırlıyorum, üzerine toz şeker ekilmiş. Yoğurt ki şimdiki yoğurtları düşünüp de tadını kestirmek imkânsız. Kaymak, tereyağ, yoğurt karışımı gibi bir şey. Şimdilerde nasıl oluyorsa ineğin memesi başında beklesek bile elimize tutuşturulan süt sahte. Bir hokus pokus var, keşfedemediğimiz.

O çok sevdiğim şahane evin yıkılışını hatırlamıyorum. Yaşayacağım yeni evin hayâli mi beni kayıtsız kıldı bilmem ki. Neden ona sarılıp ağlamadım. Neden kollarımı açıp onu korumaya kalkmadım. Kim bilir ne kadar gücendi bana. Küskün gitti. Düşündükçe yüreğim paramparça.

Sonrasında yapılan evimizi de sevdim. Çıkmaz sokağın en sonunda, balkonu sardunyalar, begonyalarla süslü bu evde de mutlu oldum. Pencerem anneannem ve dedemin odasındaydı, çünkü onlarla yatıyordum. Tahta divan üzerine serilmiş yatağıma yattığımda perdeyi hemen sıyırır, ay'ı kendime arkadaş yapardım. Şimdiki gibi aydınlatılmayan, sokak lambalarıyla donatılmayan Geyve gecelerinin yıldızları muhteşemdi. Gören zannederdi ki başka diyarlar yıldızsız kalmış, tüm yıldızlar Geyve'ye koşmuş. Geceyi ay'la, yıldızlarla geçiren bir çocuğun ruhu dizginlenebilir mi? Hiçbir yere sığamaz hallerim belki de bugünlerin eseri. Duvarları, kapı, pencereleri, sınırları yıkıp geçmek isteyişim, gökyüzünden başka çatı istemeyişimden belliki.

Bir sonraki pencerem Paşa sokakta. Sokağa bakan penceremizin, o dönemlerin modası ahşap bir çiçek rafı var. Boş teneke kutulara dikilen rengarenk cam güzelleri, küpeliler, sakız çiçekleri ne ahşabın eskiliği ve özensizliğini ne de teneke kutuların derbederliğini gösteriyor. Renk renk taşıyor herbiri kendi kutusundan. Biz oturduğumuz tahta sedirde, bu çiçeklerin ardından bakıyoruz yaşamın sunduklarına. Sayılıdır ama b pencereden bakışım. Gelin olana dek yaşadığım bu evin penceresinden 12 Eylül öncesi sokaklara taşan olaylar var hafızamda. Işığımızı söndürüp korku ve telaş içinde izlemiştik ellerinde sopalarla slogan atanları.

Daha sonrası ise Alifuatpaşa. Bu kez pencere önünde nöbetlerim geliyor aklıma. Reco'dan ve ailemden uzak bir evde, bir hafta bekliyorum cumanın gelişini. Nihayet gece 22.10 gibi Meram ekspresi çığlıklar atarak yanaşıyor istasyona. Bana vuslat oluyor gece.

Sonraki yıllarda anneyim artık. İçerenköy'deyim. Ne çok işim var. Özellikle ilk yıllar. Sonraki yıllar da mı öyle ne? Pencere kenarı bir zaman büyük kızımın. Bit salgını var çünkü. Ve kızımın en sevdiği arkadaşı bitten kurtulamıyor. Annesi zihnen rahatsız yavrumun. Bir süre kızımı oyuna bırakmak istemiyorum, çünkü bit kabusunu tekrar yaşamak istemiyorum. Ama bu iki çocuk bana arkadaşlık dersi verdi. Kızım pencere demirlerinden ayaklarını çıkartarak oturdu, canım Leylacım pencere yanından ayrılmadan oynadı. Konuştular, gülüştüler. Sonunda brn utanıp pes ettim.

Seksenli yıllar işte. Kızım pencerede yine, bana sesleniyor, anne seni biri çağırıyor". Gelip uzatıyorum başımı, minibüste genç bir adam "bunu ister misin" diyor. Neyi isteyeceğim diyorum, gösteriyor eliyle. Ben şaşkınlıktan, korkudan çığlıklar atıyorum. Meğer böyle sapıklar varmış ortalıkta dolaşan. Geçen zaman ve artan olanaklar sapıklığı da başka mecralara taşıdı yazık ki. Silebilmek mümkün olsa onca çocuğun, kızımızın, kadınlarımızın canı yanmayacaktı.

Sorumluluk bilinciyle yaptığım şikayetin poliste bıraktığı iz de hiç hoş değildi. Alaycı duruş!

Çiçeksizdi pencere kenarlarım. Hatta evim çiçeksizdi. Susuz günleriydi İstanbul'un. Ben işine yetişemeyen, tüccar için elişi yapan genç bir anne. En güzel çiçeğimdi kızlarım. Her şey onlar içindi.

Çamlıca günlerimizi ise şimdiki evimizin penceresiyle anabilirim. Bazı geceler kar müjdesi verilir. Yatak odamdan göremeyeceğim kar için defalarca salon penceresine koşarım. Tam on beş metre. Kar yağmamışsa yavaşlar ayaklarım. Sonra bir kez daha, bir kez daha. Kar'ı ilk gören seslenir, koşun kar var diye. Yağmuru izlemek için de yapışırız camlara. Avuçlarımızı dışarıya uzatıp yağmurla doldurmaya çalışmak. Başımızı uzatıp yüzümüzü gözümüzü yağmurla yıkamak. Unuttuğumuz çocukça sevinçleri bir an için de olsa yakalamaya çalışmak.

Hiçbir yağmur seyri Paşa sokaktaki kadar sevinç vermiyor. Evimiz çarşı yolundaydı. Kimi günler yağmurdan kaçıp evine koşan insanları izlemeye bayılırdık. Paçasını sıvayanlar, ıslanmasın diye pabucunu elini alanlar! Eee pabuç dediğin ayaktan pahalıydı bir zamanlar. Gerçi şimdi de öyle ama ne ayağa kıymet veren kaldı, ne pabuca.

Gün çoktan ışıdı. Güneş her zamanki renk cümbüşüyle geldi ve vurdu gonk'a. Başlamış gün. Beni beğenmiş, öyle söyledi. Dudaklarına ruj mu sürdün dedi, yok dedim, daha elimi yüzümü bile yıkamadım. Çok güzelsin dedi, teşekkür ettim. Nasıl dı o söz, bir iltifat bir kilo et yerine mi geçiyordu. Öyle değil miydi? Amaan canım, ben öyle dedim, bugünlük öyle oluversin. Günaydın. Hepiniz çok ama çok güzelsiniz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Reyhan Karagöz Çetin - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?