Olmadı olmuyor

Hayat denilen bu yolda sürüklenmek öyle tuhaf bir şey ki, yaşanan her şeyin bir sebebi varken bazen bütün sebeplere kör oluyor insan. Gözlerinin önüne zindan karası bir perde iniyor ve bütün renkler siyah beyaza dönüşüyor. Ancak bir günümüz diğer bir günümüze bağdaşmıyor çoğu zaman. Kimi gün bir sonbahar yaprağı olup savuluyoruz bir sağa bir sola, kimi gün ise tomurcuk olup yeniden açıveriyoruz tam da bittiğimiz yerden…

Bazen hayatı adeta bir yük taşır gibi yaşıyoruz ve her gün sol tarafımızda taşıdığımız yürek ve ona yüklediklerimiz daha bir ağır basıyor sanki. Her renge her role bürünüyor, hayatı her yönü ile kabul edip onu bütün gücümüz ile hakkını vererek yaşamaya çalışıyoruz. Evet çalışıyoruz çalışmasına da, bunu ne kadar başarıyoruz işte onu bilmiyorum… Bazen ise yüreğimiz elimizde cümle pazarında tırım tırım dolaşıyor ve yüreğimize iyi gelecek bir cümle artığı arıyoruz en çıplak ve en yorgun halimizle…

Sonra da kendimize göre formüller yaşamak için güç veren bir sürü aklı başında sözler üretip, bakıldığında anlamsız hayatı anlamlı kılmak için bir ömür boyu uğraşıyoruz… “Olsun’’ diyoruz “olsun bu da geçer…’’ ‘’hayat bu’’ diyoruz sonra “hayat bu, kabul etsek de bu, etmesek de bu…” bizler nedense çoğu zaman kabul etmeyi arada sırada olsa da kendimizi zamana bırakmayı tam anlamı ile beceremiyoruz. Ancak bizler ne yaparsak yapalım ve de hayata karşı ne şekilde davranırsak davranalım ne yaşanacaklar değişiyor ne de yaşanacakların zamanı ileri ya da geri gidiyor…

Hiçbir şey hiçbir zaman bizim istediğimiz gibi olmadı olmuyor işte. Bir sürü hayaller kuruyor, “bu ay geçsin, önümüzdeki ay şunu yapacağım’’ diyip, bir sürü plan program yapıyoruz. Bazıları, gerçekten ‘’gerçek’’ oluyor iken, bazıları ise yüklemi olmayan bir söz gibi hayal olarak kalıyor yüreğimizin bir köşesinde… O anlarda kimliksiz ve güçsüz kalıyor sanki insan hayat karşısında. Ne yapsa nereye gitse virgüller hiçbir şekilde bırakmıyor peşini. Bazen bütün yolların sonuna bir kırmızı şerit çekiliyor ne yöne dönülse o yön uçsuz bucaksız bir boşluğa dönüşüyor… Belki de o anda kendimizi elleri ayakları iple bağlı bir kuklaya dönüştürmek lazım. Ve ipleri sadece Allah’a teslim edip bütün hayatımızı ona havale etmek lazım…

Zaten hayatı çok fazla sahiplenmenin anlamını hiçbir zaman çözemedim. Çünkü oturduğunuz ev, bindiğimiz araba, cüzdanımızda taşıdığımız ve hatta bedenimizdeki can bile bize ait değilken her şeyi neden bu kadar zorluyoruz bilmiyorum. Sizi bilmem de ben kötüyüm bu ara. Çünküsüz, nedensiz kötüyüm işte. Teslim olamıyorum Allah’a. Dua gerek belki de bana.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ömer Alikılıç - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Ali - Her şey gönlünüzce olsun inşallah. Hakkınızda hayırlısı ne ise o olsun.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 29 Eylül 12:13


Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?