SOM HATIRLATMA …

                  “ Her doğru her yerde söylenmez “ sözüne ben inanmıyorum. Çünkü ; her doğru her yerde söylenmeli bence.

                    Her doğru her yerde söylenmezse, ona doğru denir mi..?

                    Madem her doğru her yerde söylenmeyecek,  doğrunun doğruluğunun kalır mı bir önemi..?

                    Söylenmeyince doğrular ; kim nerden, nasıl bilecek o zaman doğrunun kıymetini…

                    Ben yine söyleyeceğim, yine hatırlatacağım bildiğim doğruları.

                    Aynı yanlışlara düşülmesin, aynı hatalar yapıla yapıla alışkanlık haline gelmesin diye ; köşemden haykıracağım  duyuracağım doğruları sizlere değerli okuyucularım.

                    Kimse kimseyi kandırmasın artık..!

                      İnsanların ; paralı, şanlı, şöhretli, makam ve mevki sahibi olan insanların etrafında menfaatleri için, hiç umursamadan - sorgulamadan nasıl dört döndüğünü, toplandığını  bilmeyenimiz var mı…

                     İşin garip tarafı, yalakalık - yağcılık öyle bir boyutta ki, hiç utanmak arlanmak diye bir şey de yok ne yazık ki..!

         

                     *

                     Ya mevki ve makam hırsına kapılmış ; kibrinden, egosundan burnunun ucunu dahi göremeyen, görmeyen insanlara(!) ne demeli...

                    Makam ; önemli bir görev yeri, demektir.

                    Adı üstünde işte, görev yeri…

                    Egonu tatmin etmek, cebini doldurmak, insanlara tepeden bakmak, hakir görmek yeri değil kesinlikle..!

                  Makamların talipleri çok olur, çünkü görev yeri (makam-mevki) yüksek olunca, getirisi de yüksek olur, maaşından arabasına kadar...

                    Elbette bu mevkilerin , makamların ; makam odası, makam koltuğu, makam arabası, makam şoförü, makam tazminatı ve daha da önemlisi “ makam havası ” da vardır.

                     Makam havası, koltuktan mütevellit olsa gerek ki, bir türlü vazgeçmiyorlar koltuklarından..!

                     Makam ve mevkilerin bazı insanları nasıl değiştirdiğini de biliyoruz hepimiz.

                      Kim bilir kaç kez şahit de olmuşuzdur aymazlıklarına, belki hala olmaya devam bile ediyoruz.

                      Çünkü onlar hem çoklar, hem de her yerde, hatta burnumuzun hemen dibindedirler..!

                        Nasıl da böbür böbürlenirler selamlaşırken, konuşurken bile nezaket kurallarını hiçe sayarak.

                        Elini cebinden bile çıkarmaz, yüzünü başka tarafa çevirir, burnu Kaf Dağı’ nda, hatta şu dağları - dünyayı ben yarattım havasına bürünürler bu kibirli kendini beğenmiş makamzedeler..!

                      Örnek ver deseler; şu an en az yüz tane örnek sadece güzel şehrimden verebilirim.

                      Ülkemdekileri saymakla zaten bitiremem..!

                     Eminim, şimdi sizin gözünüzün önüne de vardır gelenler..!

                     Ve o makamları, mevkileri elde etmek için ne çok emek(!) verirler.

                     *

                     İmam Gazali’nin çok manidar bir sözü vardır konuya dair : “ Layık olmadan devletin makamlarına atananlar, astlarını ısırır, üstlerine kuyruk sallarlar.”

                    Makam ve görevler din, dil, ırk, cinsiyet, mezhep, eş-dost, hemşehri - akraba, siyasal düşünce, felsefi inanç, para, mal - mülk gibi parametrelere (değişkenlere) bakılmaksızın, ehline tevdi edilmelidir.

                    Akraba kayırma, adam kayırma, öznel ve adil olmayan şekilde yapılan ayrımcılık olan  “ Nepotizm “,

                    Ahbap çavuş ilişkisi, iki kişinin birbirini korumaya ya da kollamaya dayalı, karşılıklı çıkarları gözeterek sıkı dostluk içinde olması, eş - dost kayırmacılığı olan “ Kronizm “,

                       Siyasal kayırmacılık -  partizanlık ve

hemşehri kayırmacılığı olduğu sürece makam ve mevkiler gerçek sahiplerine teslim edilemezler..!

                         Tıpkı, günümüzde olduğu gibi… O kadar çok ki örnekleri günlük hayatımızda.

                          Kafamızı nereye çevirsek, hangi sektöre baksak görmek mümkün böylelerini. Körlerle sağırlar ağırlıyordur yine bir birlerini.

      

                    *

                         Makamlar insanları değil ,insanlar makamları şereflendirir..!

                         “ Kişiliğini makamdan alanlar, makamdan sonra kişiliksiz kalırlar. “ Hz. Ömer

                          İnsana sadece makam  şeref verirse, makam elden gidince o insan  “ şerefsiz ” kalır.

                         Lakin ; insan makama şeref verirse, makam elden gitse de “ şerefi ” baki kalır, boşuna dememiş atalarımız.

                          Elbette şerefi makamdan daha önemli olanlar için geçerli.

                          Kişi mevkiden dolayı yücelmez, mevki ancak insanın Hak için - halk için çalışması ile değer kazanır.

                        Hayat, makam mevki, para pul, mal mülk, şan şöhret, servet hepsi geçici ve bizlere Allah'ın emaneti.

                         Makam da, şan da, şöhret de gelir geçer.

                        Hatta ömür dediğimiz ne ki…

                        Hayat fani, ölümse anlıktır. Kısacası, bu dünya da içindekilerin tamamı da fanidir. İşte bu gerçek asla unutulmamalıdır..!

                        Ebedi baki kalan  sadece hoş bir seda, hoşgörü ve insanlıktır. 

                        Bunun dışında kimsenin kimseden üstün bir tarafı yoktur. 

                       Allah c.c bir Ayet’inde buyuruyor ki : Ey iman edenler..! İnsanlar arasında adâlet edin ve emaneti, işi ehline (uzmanına, lâyık olana) verin.” (Nisâ Sûresi, 58.)

                      Liyakatsiz ve işe layık olmayan hiç kimseye kim olursa olsun, iş, görev verilmemelidir..!

                  Bilgi, liyakat ve erdemden yoksun, niteliksiz insanlar

makamlarla - mevkilerle taltif edilmesinler..

                 Sonuçları hepimizce malum, öyle değil mi.?!

                  Ve bunları yapanlar kadar, yapılmasına göz yumanlar, ses çıkarmayanlar da vebal altındadırlar bilesiniz…!

                

                       *

                    Bu arada başka bir konuda da birkaç cümle söylemek istiyorum, hazır aklıma gelmişken.

                    Almanya’ nın en çok neyini seviyorum biliyor musunuz değerli okuyucularım…

                    Almanya ‘da ne yapılırsa yapılsın, ne söz verilirse verilsin, hangi  anlaşmalar yapılırsa yapılsın, mutlaka yazılı olarak yapılır.

                  Kağıda dökülmedikçe söz, geçerli sayılmaz. Aklınızda bulunsun.

                    Siz, siz olun elle tutulur gözle görülür olmadıkça size verilen sözlere, vaadedilenlere aman ha, sakın ha..! İnanmayın, “ He, tamam, olur “ demeyin.

                       Bir kişi de neden, niçin, nedir ne değildir diye düşünsün sorsun sorgulasın öyle versin cevabını, he, tamam, olur demeden önce..!

                         Sonra olan bize oluyor sürü psikolojisi olsa gerek bir bakıyorsunuz ki herkesin cevabı da tıpa tıp aynı. Düşünmeden, sormadan sorgulamadan evet, olur, he, diyoruz her şeye.

                         Ve gel zaman git zaman, yeri sırası gelince tutulmuyor o sözler, vaadler,  öylece arada kaynayıp gidiyorlar. Sonra biz dediğimizle kalıyoruz ortada…

                        Bu defa son verelim vurdumduymazlık yapmayalım, duyarsız kalmayalım bu gidişata.

                         Lütfen dört açalım artık gözlerimizi; çünkü olan bu vatana, bu güzel vatanın evlatlarına oluyor…

                        İşte yine aynı durumları yaşamamak, yine ömürden ömür gitmesini beklememek için ; işi garantiye almak adına, ne vaad ediliyorsa hangi sözler veriliyorsa hepsi yazılı olarak yapılsın.

                        Zira ; söz uçar, yazı kalır..!

    

                      *

                          Bu hayatta tek amacınız olsun. O da,” iyi ölmek”…

                          İyi ölmek için de iyi yaşamak lazım. İyilikler yapmak, iyilikleri yaşatmak, doğruları dile getirmek lazım.

                          Aksi halde kalır mı bir farkımız, bunları yapmayanla..?

Birgül Soytürk

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Birgül Soytürk - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?
Tüm anketler