SİYASET MİYASET

 

        Dün bahçemizdeki kır menekşelerinin fotoğrafını çektim. Bu güzellerin kökü Geyve'den, anneannemin bahçesinden. Anneannemi sever gibi sevdim onları. Bahara çok var, erkencisiniz ama olsun hoş geldiniz deyip öptüm. 

Sonra hemen yan taraftaki, geçen yıl sevgili komşumuz Maria ile beğenip aldığımız, begonvili sevdim. Üzeri hâlâ çiçek dolu. Maria koydum bu çiçeğin adını. Komşum gibi zarif, nazlı, kibar, güzel. Maria bir Rus kızı. Bizim pek çok hanımımızdan daha evcimen. Kültürümüze sahip çıkıyor.  Bir yandan çalıştığı şirketin temsilciliğini yaparken diğer yandan bahçesinde kocaman kocaman kabaklar yetiştirebiliyor. Bahçe meyvelerini toplayıp rengarenk reçeller, kavanoz kavanoz turşular, domates konserveleri yapabiliyor. Aşk ve sevgi varsa insan özündeki güzellikleri bir bir ortaya koyuyor. Uyruğu, buyruğu ne olursa olsun.

      

           Gündelik hayatın dili ne kadar güzel. Aşk gibi. Çiçekler, hayvanlar, dağlar, deniz, gökyüzü gibi. Siyasi dile geçinceyse ne kadar da agrasif oluyor insanlar. Daha doğrusu oluyoruz. 

Şimdi siyasetten konuşsam tutar beni çok rahatsız eden  dünkü görüntülerden bahsederdim. Binali beyin oğlundan mesela. Bir giyim mağazasında, giysilerin arasında, kocaman göbeğini yayarak sandalyeye kaykılmış,   karşısında, vali, komutan falan filan. Üstelik üniformalı. Hangi alışveriş, hangi mühim konu kim bilir? Bir zamanlar bazı giysilerin, makamların, mesleklerin  onuru vardı. Hocaya demişler ya, benden utanmıyorsan başındaki kavuktan utan diye. Giysiler de, çağımızın getirisi kimliksizleşmekten nasibini almış demek. 

      

          Neyse ki siyaset veya eleştiri yok gündemimde. Siyaset ve din konusunda  objektif olmayı başaramadık. Tarafsız kalamıyoruz. Bize çalınan maya, bu yaşa gelene dek maruz kaldığımız doğru yanlış öğretiler, sağlıklı kararlar vermemize izin vermiyor.

      

          Algılama ve yorumlama konusunda başka başka yollar seçiyoruz. 

T. Erdoğan seçim stratı verirken 1950 seçimlerini, Menderes'i, "artık yeter" solaganını örnek veriyor ama  ben bir türlü onun istediği şekilde düşünemiyorum. Bana kalsa artık yeter diyecek biri varsa o da muhalefet. Menderes öyle yaptı çünkü. Yeter artık yıllardır ülkeyi yönettiğiniz, biraz da biz oturalım o koltuğa dedi. Üstelik kendisinin de içinden çıktığı, kendisini yetiştiren partiye karşı yaptı bunu. Ee Erdoğan kimi, hangi koltuktan kaldıracak? Yok yok hiç aklım ermiyor bu işlere. Kimin yaptığı işleri beğenmeyip daha iyisini ben yaparım diyecek ki?

     

          Deniz Yavuz Yılmaz Amasra'daki göçük meselesini araştırmış. Elinde dosyalar, haritalar, belgeler. Tek tek izah  ediyor adam. İşçileri uyaracak sistem çalışmıyor, çünkü yanlış  bağlantı yapılmış. İşin ehli insanlar yok. En çok üç yıl iş deneyimi olan işçiler salıverilmiş yerin altına. Sonra takdiri ilâhi. Peki işi ehline verin sözü? Liyâkat?  Kendilerine emanet edilen canlar?

Din bize, bir mıhın hesabını sabaha kadar veremedim diyen nalbant hikâyeleriyle öğretildi.

Demek ki başka dinlerin mensubuyuz. İşimize gelince takdiri ilâhi diyor ama liyâkat emrine sırtımızı dönüyoruz. 

     

          Küçük bir kasaba kızı olmamdan dolayı herhalde bazı şeyleri asla yerine  oturtamıyorum.  Örneğin Suriye politikamıza bakınca dün dündür , bugün bugündür diyemiyorum. Bir dönem dostum Esat sözüyle içimize doğan umut, düşman  Eset'le yerle bir olmuştu. Şimdi tekrar dost olabiliriz, siyaset dediğin böyle bir şeydir diyenlere hâlihazırda bir hikâyem var. Sende evlat acısı, bende bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız diyen yılan gibi hissediyorum. Tükürdüğüm yüze bakmak zorunda kalırsam diye, kimseye tükürmemeyi, kötü söz söylememeyi tercih ediyorum. 

Tarih okumalarında tilki gibi davranıp alttan alta iş çeviren İngiltere ve Fransa'nın siyasi taktiklerini ben bile öğrendim. Gerektiğinde tilki, gerektiğinde aslan olmak varken savaş meydanının orta yerine salıverilen kurt olmak hangi aklılcı  siyasetin yoludur.  Bize giren Suriyelileri, kazanım diye yutturmak, başarılı bir algı yönetimi, bunu da kabul etmek lazım doğrusu. 

     

           Böyle işte. Bir türlü akıl erdiremiyorum siyasi gündeme. O yüzden atıyorum kendimi şiirin kollarına. Özleyen, acıyan, sevinen, sevindiren kalbime sığınıyorum. Ülkem de aşk, o da başlı başına bir şiir. Bir hikâye o. Binlerce hikâye. Ana dolu bir yurt. Acılı anaların hikâyelerini unutturmadan yeni acılı hikâyelere geçit vermemek niyetimiz. Neşeli çocuklar, gülen gelinler, mesut nineler dedeler görmek dileğimiz. Ne kaçmaya niyetimiz ne savaşmaya enerjimiz var. Bu topraklarda, yurtta sulh, cihanda sulh diyen Atamızın sancağı altında güzel günler yaşamak dileğimiz. Dini din tüccarlarına, siyaseti laf cambazlarına emanet etmezsek neden olmasın. 

 

Reyhan Karagöz Çetin 

20 Ocak 2023

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Reyhan Karagöz Çetin - Mesaj Gönder --- Okunma

# Yeni, kabul, yok

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?
Tüm anketler