Hani bazen filmlerde olur, adam masumdur ama bunu yalnızca seyirci bilir!

          

                                                                       Rasim Özdenören’in aziz rûhuna ithafen…

 

            Yıl 2022… Temmuz’un 23’ü. Ankara… Düşüncelerine aykırı düşen bir toplum düzeninde umutsuzca yaşarken, şehir ve insan yıkıntıları arasında kendini çok eğreti görürken sessiz bir protesto gibi çekip gitti Rasim Özdenören.       

              “Ölüm nedir biliyor musun? Önünde sonunda çalacağımız tek hakikat kapısı.”

         “Şehrin bir yerinde birileri ölüyor, ne korkunç!” dediği hal şimdi kendi can damarına dayanmıştı. Seksen iki yaşında “Çok Sesli Bir Ölümdü”.

            “Kaçan, yüzleşmekten kaçar; hicret edense meydan okur ve yüzleşmek ister. Biri yaşasa bile ölmüş gibidir; öteki ölümüyle bile meydan okumaya devam eder.”

            1940’ta Maraş’ta açtı gözlerini, ikizi Alâeddin’le. İlk ve orta öğrenimini Malatya, Tunceli’de tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Gazetecilik Enstitüsünü bitirdi. Yaklaşık iki yıl kaldığı Amerika’da Batı kültürüne aşina oldu.

            “Tanrı’ya tapmayı reddeden insan, kendine tapınmaya başladı. Tanrı’ya kul olmayı reddedeyim derken kendi zatına kul oldu.”

            1975 yılı… Kültür Bakanlığı Bakanlık Müşavirliğine getirildi. Lise sıralarında başlayan yazmak, zamanla derin bir tutkuya dönüştü.

            “Bir şairimizin dediği gibi ben de kendi kendime sesleniyorum: bir köprüden geçtiğimi ruhuma duyurmak istiyorum: duy ruhum, bir köprüden geçiyorsun!”

            Bir kum çölünün ortasında bırakılmış insanın ilk duyumsayacağı şeylerden biri, kendi aczini fark etmektir. “Yakınmak, insan ömrünün bir parçasını boşuna harcamaktır.”   

            “Hani bazen filmlerde olur, adam masumdur ama bunu yalnızca seyirci bilir, asıl bilmesi gereken bilmez. Bütün hayatım boyunca böyle bir durumda yaşadım ben.”

            Şurada burada, kıyıda köşede gül yetiştiren üç beş adam vardı. Tuhaf insanlar. Onlardan biriydi. Sessiz bir gülümseme yerleşiyor dudağının iki kenarına, sessiz bir protesto olarak kıyıda köşede gül yetiştiriyordu.

            “Taş devri gibi, tunç devri gibi, insanların bir de gül devri geçirdiklerini düşünüyorum. Nasılsa o devirden kalma birtakım adamlar yaşıyor yeryüzünde.”

             Roman ve hikâyelerinde taşra kentinden metropol hattındaki insanı, ülkede yaşanan sosyokültürel değişimler sonucu aile ve bireylerde görülen çarpıklık, çelişki ve çözülmeleri; modern-muhafazakâr fertlerin kendileri ve birbiriyle çatışmalarını, kişilerin bilinçaltı derinliğine inilerek yapılan ruhsal çözümlemeler ve dil işçiliği ile trajik bir şekilde anlattı.

            “İnsan, Tanrı’yı yok sayan bu kadar insan arasında yaşayınca umutsuzluğa kapılıyor.”

            Çok Sesli Bir Ölüm ve Çözülme adlı hikâyeleri, filme dönüşmüş, Uluslararası Prag TV Filmleri Yarışmasında jüri özel ödülünü almıştır.

            “Toprağın sesi, yerini buzdolabının homurtusuna bırakmıştır.” Denemelerinde modernleşmenin öteki yüzü, Batılılaşma, Batının çelişkileri, kent ilişkileri gibi konuları işledi.

            “Modern hayat, hiç bilmediğin bir kentte, dünyanın en büyük kentinde bile olsanız, hiç kimseyle hiçbir şey konuşmadan, size asla kimseyle konuşma ihtiyacı hissettirmeden, gündelik işinizi kendi kendinize yapmanızı sağlıyor. Yeter ki, sizin yerinize konuşmanın işlevini yerine getirebilecek parasal tedarikinizi hazırlamış olun.”

            Kentin bu derin uğultusu, bu sürgünlük ve krallık bir gün silinip gidecektir. Ne tuhaftır ki, ebedîlik iştiyakı da bu sürgün hayatının ve bu fenâ olma hâlinin içinden sökün ediyordu.

            “Bizim için her şey çabuk trajikleşiyor. İğreti şeylere tutunuyoruz. Üstelik tutunduğumuz her şey bir an sonra elimizin altından kaymaya başlıyor.”

            Ondan geriye “Gül Yetiştiren Adam”, “Denize Açılan Kapı”, “Uyumsuzlar”,  “Kent İlişkileri”, “Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler”  ve “Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı” gibi eserler kaldı.

            “Bu insanlar dev midir
            Yatak görmemiş gövde midir

            Bir yara açar boyunlarında
            Kol kola durup bağırdıklarında”

                                               Leyla YILDIZ

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Leyla Yıldız - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?
Tüm anketler