BİR GÖÇ HİKAYESİ -4

Ertesi gün öküzler ve arabayı satmak için pazara gitti. Biraz pazarlıktan sonra müşteriyle anlaştı. Karnı iyice acıkmıştı. Bir lokantaya girdi. Önce koca bir tencerenin içindeki kavurma dikkatini çekti. Kavurma’yı çok severdi ve her zaman kendi hazırlardı.

Bir kesekağıdı dolu kavurma, bir kaç Trabzon ekmeğiyle limana geri döndü. Bir süre sonra gemi yolculuğu başlamıştı. Süleyman Ahmet, hanımı ve 5 çocuğu ile birlikte 2 gün sürecek olan bu yolculuk,  Zonguldak’ta sona erecekti. Hayatında ilk defa büyük bir gemiye binmişti.

Bir arkadaşını ziyarete gittiği Rize’de bir kez balık tutmak için küçük bir kayıkla denize açılmıştı. O zaman deniz tutmuş ve arkadaşının kahkahaları eşliğinde geri dönmüşlerdi.  Bu kez 2 büyük oğlu ile beraber aynı ızdırabı yaşıyordu. O kadar çok kusuyorlardı ki tuvalete bile gidemiyorlardı. Perişan halleri yolculuk boyunca devam etti.

Yolculuğun sonuna doğru bir çok yolcu kenardaki banklara oturmuş, ayaktaki kimi yolcular ise muhabbet ediyorlardı. Genç adam yere çömelmiş ve bitap düşmüş bir halde konuşulanları dinliyordu. Hiç anlamadığı konulardan bahseden bu insanları arada sırada süzüyordu. Hepsi son derece iyi giyimli ve bakımlıydılar. Hiç kendisine ve ailesine benzemiyorlardı. İçlerinden zayıfça ve kısa boylu olan son derece yüksek bir sesle ama düzgün Türkçesi ile karşısındakilere hararetle bir şeyler anlatıyordu.

Adolf Hitler’in Avrupa’da her ülkeye savaş açtığını ve Çekoslovakya’da 2.000 den fazla sivili katlettiğinden bahsediyordu. Bir diğeri Atılay denizaltısının battığını ve 39 askerin şehit olduğunu ve batış sebebini ise kimsenin bilmediğini söylüyordu. Sohbetteki bir diğer kişi ise, İsmet Paşa’nın ekmeği karneye bağladığından söz ediyordu.

Genç adam, yolcuların konuşmalarında bahsi geçen olayları duymamış ama İsmet İnönü’yü tanıyordu. Askerde onun hakkında çok şey duymuştu. Mide bulantısı sırasında adamlardan birinin ayaklarına kusmaktan son anda kurtuldu. Gemi uzun ve şiddetli düdüğünü öttürdüğünde ise artık limana yanaştıklarını anlamıştı. Ayağa kalktı. Çocukları ve hanımıyla beraber yükleri toparladılar ve iskeleye çıktılar.

İskeleye indiklerinde yüklerini büyük bir çınar ağacının altına indirmeye başladılar. Yanlarına usulca yanaşan bir köpek onları rahatsız etmeye başladı. Israrla havlıyor ve uzun dişlerini gösterirken bir yandan da adım adım onlara yaklaşıyordu. Süleyman Ahmet köpeklerden korkmazdı ama çocuklar tedirgin olmuş ve annelerinin arkasına saklanmışlardı. Ahmet köpeğin yanına yanaştı. Yanaştıkça hayvanın ağzı büyüyor ve ısrarla hırlıyordu.

Bu anı bir kez daha yaşamıştı. O geceyi hatırladı. Gece yarısı köyüne dönerken 2 kurt tarafından saldırıya uğramış, birini bıçağıyla öldürmüş ama daha irice olan diğer kurt çevresinde dolaşıyordu. Kurt, genç adama yanaşmıyor ama onun gitmesine de izin vermiyordu. Çevresinde daireler çizen kurt bir fırsatını bulunca önce yüzüne saldırdı. Elleriyle savuşturdu. Bir kez daha saldırdığında bıçak olan sağ elini kaptırdı kurdun ağzına. Sol eliyle kurdun gırtlağını yakaladı fakat diğer elindeki büyük acıyı da iliklerine kadar hissediyordu. Kurt ile boğuşması sonucu karların üzeri  toprak ve kan rengine büründü.

Kurt ısrarla elini bırakmıyor ama o da hayvanın boğazını bırakmıyordu. Birbirlerinin gözlerinin tam içine bakıyorlardı. İkisi de nefes nefese kalmıştı. Adeta önce sen bırak der gibiydiler. Yavaşça elini boğazından çekti. Dizlerinin üzerine dikildi.

-Bırak elimi ve çek git, dedi kurdun gözlerine bakarak.

Sonrasında kurdun dişlerini gevşettiğini fark etti. Yavaşça elini kurtardı ve ayağa kalkarak bir kaç adım geri geri yürüdü.

Uzaklaşmasına rağmen kurt sırtüstü yattığı yerden kımıldamadı bir süre. Sonra çuvalındaki somun ekmeklerden birini aldı ve fırlattı kurdun önüne. Kurt önce kokladı ve sonra doğruldu.

Genç adam yavaş yavaş uzaklaştı. Geriye baktığında, kurdun ekmeği ağzına aldığını ve yerde ölü bir vaziyette yatan diğer kurdun çenesinin altına bıraktığını gördü. Kurt ölen arkadaşını yalamaya başladı ve ayakları ile göğsüne bir kaç kez dokundu. Sonrada 2 eli önünde ve ayaklarını geriye atarak uzandı. Burnuyla ekmeği bir kez daha ittirdi ölü kurdun kafasına doğru. Süleyman Ahmet üzülmüştü.

İyi Haftalar..

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necdet Korkmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?