Kendimi kendime emanet ediyorum

“Firavun bu konuşmalarla halkının aklını çeldi, hemen ona boyun eğdiler; onlar zaten yoldan çıkmış bir topluluk idi.” (Zuhruf 54)

Yukarıdaki ayetin tefsirinde Mevdudi şöyle bir yorum yapıyor:

Bu kısa cümleyle, önemli bir gerçeğe temas edilmiştir. Bir ülkede diktatörlüğünü ilan eden bir hükümdar, her kuralı açıkça bir kenara iterek, hileye başvurur, rüşvet vasıtasıyla bazı kimseleri çıkarları için satın alır, yiğit ve dürüst kimseleri de satın alamayıp, onlara zulmederek susturmaya çalışırsa, her ne kadar bizzat ifade etmemiş olsa da, açıkça halkını bir “hiç” yerine koymuş demektir.

Halkının aklını, ahlâkını ve hatta onların yiğitliğini bile hiçe saymış ve halkı aptal yerine koymuştur. Çünkü onları korkak ve şahsiyetsiz kimseler yerine koyarak, adeta “Ben bu insanları istediğim gibi evirir-çevirir ve yönlendiririm” demiş olmaktadır. Ancak bir ülke bu şekilde teslim alınmış ve halk, hükümdarın önünde köleleşmişse, gerçekten de o halk, tıpkı o hükümdarın düşündüğü gibi şahsiyetsiz ve değersizdir. Çünkü halkın bu zillet içinde yürümesinin asıl nedeni, onların fasık kimseler olmalarıdır. Onlar hak ve batılın ne olduğuna aldırmadıkları gibi, adalet ve zulüm arasında bir fark da gözetmezler. Doğruluk ve şeref ile yalan ve zillet aynıdır onların nezdinde. Çünkü onlar, bu gibi değerlerin keyfiyetiyle ilgilenmeyip, kendi şahsi çıkarları için her zulme boyun eğerler, zorbalıktan korkarak batılı kabul ederler. Ancak hak bir ses yükselirse aralarından, onu hemen susturmaya hazırdırlar.

Tefsirlerde baştaki ayetteki aklını çeldi yerine daha birçok ifade var ve her biri benzer şahsiyetlerin davranış biçimlerini ortaya koyuyor. Şimdi bunlardan bir kaçını irdeleyelim ama güncel halleriyle:

Firavun halkını aldattı ki o bunu açıkça yapmadı. Çoğu zaman hedef şaşırttı ve bazı değerleri önüne perde yaptı. Ne zaman halktan bazıları geçinemediklerini söylese onları şükürsüzlükle suçladı. Şu sözü söyleyen bir başbakan vardı: Olana şükretmiyorsunuz hâlbuki tavuk bile suyu içer ve başını kaldırır şükreder. Bazen de ‘onu da bulamayanlar var’ dedikleri ayniyle vakidir. Şayet çok ısrar ederseniz birilerini üzerinize salar, kaçacak delik ararsınız. Bazen de konuyu bugün birlik zamanı, kim bu durumda o tür konuları gündeme getiriyorsa haindir.

Firavun halkını yanılttı, onlara çeşitli vaatlerde bulundu. Kalkınmanın, adaletin, kardeşliğin, huzurun ve barışın propagandasını yaptı ama icraatları tam tersi sonuçlar verdi. Bozacının şahidi şıracıdır ya hani onun destekçileri pespembe tablolar çizdiler, milletin gözüne gözlük, diye. Firavun sihirbazları vardı ama bugün onun yerini alan malum medya organlarıdır. Bu kıyaslama ile belki sihirbazlara haksızlık edilmiş oluyor ama biz onu örneklendirmek için verdik. Aslında sihirbazlar hakkı (yani Musa’nın asasını) görünce Müslüman oldular fakat günümüz medyasının böyle bir istidadı yok. Ayrıca halkı yanıltma ve uyutma görevini bir kısım kurumlar da üstlenmiş durumda, en başta da enflasyon rakamlarını açıklayanlar geliyor. Hâlbuki biz biliyoruz ki rakamlar çok daha bunun ötesinde ve yetkililer de bunu biliyor olmalı ki vergiler enflasyon rakamının çok daha üzerinde artıyor. Hadi, ayıklayın pirincin taşını bakalım.

Firavun halkını tahrik etti ve yanlış yönlere sevk etti. Klasik vatan, millet, Sakarya edebiyatı yaptılar yani. Ancak bütün bunları yaparken ne vatan, ne millet, ne de Sakarya umurlarındaydı. Sizin umurunuz onların koltuktaki saltanatının devamı için kullanılırdı. Firavun sisteminin en önemli silahı ise cehalet idi ve ortalık okumuş ama anlamamış ya da bilginin bataklığına saplanmışlarla dolu idi. Ayrıca okumuşlukları sadece ilk öğrendikleri ile sınırlı olanlar bu durum ortaya çıkmasın diye Firavun’a güzelleme yapmayı iş edinmişlerdir. Yani onlar cahilliklerini ekmek kapısı yapmışlardır ve başka bir yetenekleri de yoktur.

Firavun halkını aşağıladı ve onlara kendilerini ezik hissetmelerini sağladı. Onlar da bundan etkilendiler çünkü çok duygusaldılar. Akıllarını kullanmayı da akletmediklerinden başka türlü olamazdı zaten. Kabullendiler ve şöyle dediler: Biz kimiz ki onlara karşı duralım, ne haddimize bizim. Elbette onların bir bildiği vardır. Neredeyse vahiy aldığını söyleyecekler ama son nebi çoktan gelmişti ancak onlar buna da çareyi buldular (bak burada akıllarını kullanıyorlar, ilginç) : Şayet vahiy gelseydi son nebiden sonra ona gelirdi şüphesiz. Ya işte böyle!

Firavun halkını etkisi altına aldı çünkü milletin malını yine onlara vermede pek mahirdi. Gerçi verdikleri kendi malı değildi ama halk öyle sanıyordu. İstese hiç vermezdi, ne diyebilirdik buna. Ayrıca verdiklerini alanlar verdiklerini almayanların hakkını yemenin ne olduğunu bir bilselerdi. Sizce bunu bilebilirler mi? Bazen de işe alırken insanları hak edip etmediklerine bakmaksızın hayranlığını kazanıyordu o halkın. Diğer yarısı ne olacak? Bu soruyu sormamış kabul ediyorum, yoksa sen…

Ayetin manasından anladığımız son şey şudur herhalde: Kendini bir başkasının insafına bırakmak, kendini geliştirmemek, ayaklarını üzerinde durabilecek kadarına sahip olmamak bizi bu dünyada rezil ederken öteki dünyada da vezir etmeyecek. Bir iş işlediğinde kendini bir ruhbanın önüne atma çünkü o kendini bile kurtaramaz. Âcizane bir dörtlükle bitirelim yazımızı:

Okurum kitabı anlarım biraz, /Sorarım ehline vermeden ivaz,

Rabbime kendimce kılarım niyaz, /Gereksiz ruhbana itibar etmem.

 

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Tarakçı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?
Tüm anketler