Kalbiyle düşünenler

Nasıl yani, insanlar beyinleri ile düşünmüyorlar mı?

Kitapta akıl bir isim olarak geçmez ancak o fiil olarak Kur’an’ın gündemindedir. Fiil olmayan akıl haliyle yok hükmündedir. Dilimizde kullanılan bazı kalıplar bu anlamda geçersizdir. O akıllı ama tembel yani aklını kullanmıyor dediğinizde doğru söylemiş olmuyorsunuz. Kullanılmayan şey bir anlam ifade etmez akıl bağlamında yani. Ayrıca kötüye kullanılmış olan akıl da değersizdir veya yok hükmündedir. Bizim kitaptan anlayabileceğimiz şeylerden biri de hissiyatımızın yani beş duyumuzun bihakkın kullanılmasıdır. Bunları koordine eden ve sonuçta bizim yapacağımız şeyleri söyleyen, düşünen bir kalpten bahsedebiliriz. Beyin bir algı merkezidir ve kendine gelen sinyalleri insanın anlayabileceği bir moda sokar ama biz biliriz ki beynimiz çoğu zaman yanılmaya meyillidir. Bize yanlış algılar verebilir. İşte burada bazen basiret dediğimiz (yani kalp gözü) devreye girer ve bizi uyarır. Bizim de bunu bilerek ona kulak vermemiz gereklidir. Yoksa zekice aldanışlar bizi bekler. Çoğu zaman ben mi, aldanacakmışım, der ve güler geçeriz ama…

Yaratıcıyı inkâr edenler çoğunlukla şöyle derler: Kalp bir et parçasıdır ve kanı pompalamakla görevli bir organdır. Bu zahiri anlamıyla doğrudur belki ama dikkatten kaçan şey biz kalp dediğimizde ruhu veya beden ile ruh arasında bağlantıyı sağlayan şeyi kast ediyoruz. Bu ise insanın asıl odak noktasıdır ve onun olmazsa olmazıdır. Şayet kalbi fonksiyonlarımızı yitirirsek ve sadece beynimizi merkez alırsak iki problemle karşı karşıya kalırız. İlki az önce bahsettiğimiz gibi zihnimiz bize oyunlar oynar ve doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin ve faydalı-zararlı arasındaki farkları tefrik edemeyiz. Bu da bizim için kötü sonuçlar doğurur. Mesela; alkol başlangıçta kişi özgürlükleri anlamında tercih edilir ama sonrasında alkol harici bir beyinmiş gibi sizi yönetir. İkincisi beynimiz çeşitli zihin oyunları ile kontrol altına alınır ve artık o beyin sizin değildir. İçinizden yükselen bir ses yok öyle bir şey der ama…

Aslında kalp ve beyin birlikte hareket etmelidirler. Bir bakıma onlar birbirinin sağlaması olmalıdır çünkü her biri diğerine muhtaçtır ve tek başlarına insanın felaketini hazırlarlar. Onların bu konudaki en önemli yardımcıları akli ve nakli bilimlerdir ancak bu konuda da dikkatli olunmalıdır çünkü bunlar vasıtası ile de manipüle edilebiliriz. Kalbi olana meyledenler daha çok nakli ilimler ile yanlışa yönlendirilirler. Onlar için duygusallık her şeyin önüne geçer ve aşk haliyle aldanırlar. Ancak onlar âşıktır fakat maşuk onlarla dalga geçer. Hala astroloji, numeroloji, ebcet gibi şeylerin peşinden koşanları ve bu tarz programların televizyonda revaç bulmasını başka nasıl izah edebiliriz. Akli ilimler konusunda ise aldanışlar farklı bir boyuttadır. Bir zamanlar kelli felli ilim insanların televizyonlara çıkıp tereyağı yemeyi kötüleyip bize margarinleri önermişlerdi. O günlerde bilim adına yasaklanan halk ilaçlarının ki çoğu uzun tecrübeler sonrasında oluşmuştur başına gelenleri hatırlarsınız. Ortak bir yaftaları vardı: Kocakarı ilacı. Bugün bilimin geldiği bu noktada görüyoruz ki aynı bilim insanları bunları tavsiye ediyor. Bu konuda dikkatli olmamız gereken şey her okuduğuna, dinlediğine inanmamaktır. En azından birkaç kaynaktan daha doğrulatmaktır. Tamam, doğru söylüyorsun ama…

Beynin ve kalbin üzerinde anlaşmaları gereken ilk şey fıtrat çizgisidir. Fıtratın çağrısını kale almak ve bunun üzerine çalışmalar yapmak çok önemlidir. Bana göre fıtratın en önemli çağrısı birey olduğumuzun farkında olmaktır. Tıpkı parmak izlerimizin farklı oluşu gibi birbirimizden farklıyız ama içinde bulunduğumuz toplumun da bir parçasıyız. Toplum adına kendimizin feda edilmesine karşı olduğumuz gibi bireysellik için de toplumu feda edemeyiz. Hepimiz birimiz için ve birimiz hepimiz için gibi bir slogandan bahsetmiyorum. Belki şöyle diyorum: Ben benim, sen de sen. Ne ben sen olabilirim, ne de sen ben. Birlikteliğimiz sen ve ben olabildiğimiz sürece vardır ama…

Kalbi sadece duyguların merkezi olarak görürsek ve beyni de sadece maddi olanla sınırlandırırsak her şey birilerinin istediği gibi olur. Onlar bizi yönetir ve yönlendirirler. Onların bize verdiği şeyler, onların öğretileri bizi huzurlu ve mutlu kılmaz ancak onların ekmeğine yağ süreriz, balı zaten arılar yapıyor. Böylece onlar tereyağlı ballı ekmeklerini yerken bize de ancak onların hayalleri düşer. Unutmayın bu konuda bile ileri gitmenize izin vermezler. Yani onlar hayallerinize bile kota koyarlar. Şimdi bir elinizi kalbinizin üzerine koyun (tabii ki sağ el), diğer elinizin işaret parmağı ile şakaklarınıza dokunun ve şöyle deyin: Bu ikisi de benim, birini diğerine tercih edemem. Beni benden ayıranların bir planı var ve ben onların planlarını bozacağım. Ayrıca çok şeyler söyleyeceğim ama…

Okumalısın kitabı olabildiğince ve anlamalısınız üstelik. Yaratan Rabbin adıyla oku, emrinin muktezası bu. Yoksa siz okumayı bilmiyor musunuz? Okumayı biliyorum ama…

“Kalpleri var ama onunla bir şey anlamıyorlar” (el-A‘râf 7/179); “Akletmek için onlarda kalp yok mu?” (el-Hac 22/46); “Kalbi olanlar için bunda öğüt vardır” (Kāf 50/37) meâlindeki âyetler kalbin idrak, ilim, mârifet ve düşünme aracı olduğunu ortaya koymaktadır. Bundan dolayı kalp (fuâd) sorumludur (el-İsrâ 17/36; el-Ahzâb 33/5). (TDV İslam ansiklopedisi)

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Tarakçı - Mesaj Gönder

# Zaman, yok

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?
Tüm anketler