Kafamızı karıştıranlar

“Unutma, düşman kör nişancıdır ama dost nereden vuracağını iyi bilir.” La edri.

İlahiyatçı bir profesör öteden beri Kur’an tarihseldir anlayışını savunuyordu. Bu bağlamda birçok video çekip paylaşımlar yapıp fikirlerini anlatıyor ve yaymaya çalışıyordu. Üstelik kendisi tefsir üzerine çalışmalar yapmış. Belki aykırı düşünceleri dolayısıyla kolay kariyer yapmış da olabilir. Bazen şunu söylüyordu: Kur’an direkt inmemiş peygamber onu özümseyerek kendi çevre şartlarına göre yorumlamıştır. Bu fikirler kendi içinde (ben katılmasam da veya bu fikirler önemli ölçüde toplumda karşılık görmese de) tutarlı da olabilir ancak son günlerde gördüğüm bir videosu bana çelişkili geldi. O şöyle diyor: Kur’an ahiret inancı konusunda ortaya bir şey koymuyor. Onun söyledikleri o günün insanları ile bir polemikten ibarettir. Aslında ahiretin varlığı ile ilgili herhangi bir delil de yoktur. Olansa ‘ kabul edin gitsin’ şeklindedir. Ayrıca insana yüklenen misyon da onun kaldıracağı düzeyde değildir. Neticesinde zevk için yapılan cinsel ilişkinin sonucunda olmuş bir varlığa bu kadarı fazla, diyor mealen.

Madem bu kadarı fazla bu durumu sen niye kendine mesele ediyorsun? Şayet inancın bu yönde ise o halde takma bunları kafana, otur oturduğun yerde, insanların kafasını karıştırma. Bu tarafta durup o tarafta imiş gibi davranma. Ayrıca eğer ahiret yoksa sorumluluk da yoktur, niye bunları kendine vazife edindin? Yoksa kendi görüşlerine güvenmiyor musun? Biz okurken eşlerini bile ikna edemeyen Hocalar duyardık. Bazen de kendileri itiraf ederdi. Seninki bunun bir tık ötesine geçmiş sanki. Şimdi söyle bize açıkça, senin sorunun ne?

Evet, ahiret vardır, biz buna inanıyoruz. Gelen vahiyle (Kur’an) içimizdeki arayışı, ihtiyacı telif ediyoruz. Vardığımız sonuç bu, sizin de başınıza silah dayayan yok, iman etmeyin ama gölge de etmeyin. Yoksa uzaklardan(size yakın olabilir) bir emir mi aldınız, kafamızı karıştırmak için?

Bir diğer kafa karıştıran şey  ise bazı tasavvuf veya tarikat liderlerinin yaptıkları ve söyledikleridir. Onlar, hangi mezhebin, hangi tarikatin ve hangi şubesinin veya kolunun kesin kurtulacağı ilgili sözler sarf ederler, kitaplar yazarlar. Böylece zaten din hakkında bilgisi yeterli olmayan halkın kafası karışır. Bazen daha da ileri giderek tek kurtuluş yolunu kendileri olarak tarif ederler. Üstelik bu anlatımlarında çok az ayet kullanır veya hiç kullanmazlar. Onlar daha çok rivayetleri esas alırlar ve onların da sadece kendilerine uygun olanlarını seçerler. Daha da ötesi en önemli delillerinden biri kendi önderlerinin söylemleridir. Ooo siz onu bilmezsiniz o çok âlimdir, Allah dostudur o halde onun söylediklerini delil olarak kabul etmelisiniz, sık kullandıkları argümanlarıdır. Benim en çok yadırgadığım yönleri ise ‘bir lokma bir hırka’ söylemlerine karşılık zenginlik içindeki halleridir. Üstatlarından en çok öğrendikleri şeylerden biri de ‘nasıl zengin oluruz’ zikirleridir herhalde.

Evet, sufilik İslami bir yaklaşımla tercih edilebilir ancak onun belli bazı kuralları vardır ve asla Allah’ın ilahlık vasıflarını insanlara (peygamber de dahil) yakıştırmamalıdır. İnce eleyip sık dokumak lazım yoksa başka dinlerden sızmış anlayışlar sizi sarmalar da çektiğiniz onca sıkıntı da boşa gider. Çünkü Allah bir kısım günahları affeder ama şirki asla.

Başka bir profesör ama o karşı kıyıdan yani din karşıtı ve ateist. Muhtelif videolarında bunu açıkça deklare ederken asla kendini tutmaz çünkü o bir aydın olduğu düşüncesindedir. Mesela; namazı eleştirir ve ne o öyle insan eğilir mi, secde eder mi, insana hiç yakışmıyor, der. Elbette Allah’tan başkasına eğilmez insan ama o da ona göre yoktur(haşa). Yine annenin mezarına ziyaret için gittin mi sorusuna, neden gidecekmişim, orada karbondan başka ne var, deyiverir. Ancak başka bir videosunda yakalanır, bir heykelin önünde ona söz verirken üstelik bir de secdeye kapanır. Sormak lazım, orada ne var betondan başka. Ben onun fikrine bir şey demiyorum ama başkalarını eleştirdiği konularda aynısını yapmak hiç de etik ve estetik değil. Ona ancak şunu söyleyebiliriz: Ele verir talkını kendi yutar salkımı. Geçenlerde vefat eden meşhur şahıs kadar olamıyor bazıları, hani beni yakın, demişti. Gerçi onu da ailesi dinlemedi ama orası bizi ilgilendirmez.

Evet, biz kabirleri iki şey için ziyaret ediyoruz, bunların dışanda yapılanlar bizi enterese etmez. Belki onları güzel bir üslupla uyarırız. Ziyaretimizin ilk sebebi ölen için dua etmektir. Gerçi bunun için kabirleri ziyaret etmek zorunlu değildir ancak bir kısım hissiyatlar daha iyi oluyor. İkincisi ise ibret almaktır. Hayatın kısalığı ve ona çok fazla kapılmanın sakıncaları hatırlanır çoğunlukla. Kimler geldi, kimler geçti, deriz iç çekerek. Namazı da kılıyoruz, kılmaya çalışıyoruz, Allah’ın bir emri olarak. Siz isterseniz kılmazsınız ama saygılı olmalısınız. Başka coğrafyaların ilkel ve putperest anlayışlarına bile saygı gösterirken bu neyin kini böyle. Ayrıca sizin bu saldırılarınız, hakaretleriniz düşmanlığı körüklüyor ve aramıza aşılmaz engeller koyuyor. Bu yüzden ülke olarak ne gelişebiliyoruz ne yükselebiliyoruz, yerimizde sayıyoruz. Olur mu, biz çok geliştik dediğinizi duyar gibiyim ama bunun adı gelişme değil. Gelişmenin göstergesi şudur: Muasır medeniyetler seviyesine çıkmak ve hatta onları geçmektir. Başka ülkelerin pahalı telefonlarını alıp kendini bir şey sanan ergenler gibi davranmayın, lütfen.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Tarakçı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?
Tüm anketler