ÜZÜLEREK

 

Sakın okumayın yazdıklarımı. Koruyun benliğinizi. Kan akıyor kalemimden; kan! 

Her bir yandan saldırı var ruhumuza. Miş gibi yaparak yaşamaya devam etsek de hepimizi hedef alan saldırılardan kendimizi ne kadar koruyabiliriz ki? 

Bir yanda görünen yüzüyle Rusya/Ukrayna savaşı, görünmeyen yüzde kimler var malum. Bir yanda İsrail/Filistin savaşı, görünmeyen yüzde kimlerin olduğu malum. Bir yanda teröre kurban edilen evlatlarımız; görünmeseler, adları dile gelmese de ardındaki düzenbazlar ve sefil maşalar malum.

 

Bazen tarih okumaları, yaşananları olağan görmek sonucunu doğuruyor. Yapacak bir şey yok, dünya hep çirkindi, her şeye rağmen yaşamaktır hüner olan dedirtiyor; ama nereye kadar, ne zamana kadar? 

 

Köleler, savaş esirleri, cariyeler, serfler, pranga mahkumları, sürgün yiyenler, hücre mahkumları, vatanlarından koparılıp satılanlar, organ mafyası tarafından pazarlananlar, bedenini satmaya mecbur edilenler, holokost, Srebrenitsa, Hocalı, Kıbrıslı Türkler, Yunan mezalimi...

Acıya ad mı arıyoruz? Milyonlarca addan birini seçmek kolay olsa gerek. 

 

Zaman içinde depremden, veremden, koleradan, sıtmadan, vebadan ölenleri saymasak da, savaşların mecburiyetini anlamak için aklımızı zorlasak da kazığa oturtulanları, çarmıha gerilenleri, cadı deyip diri diri yakılanları, Tayger'den atılanları, giyotinle başı kesilenleri, tiyatro gösterisi yapar gibi meydanlarda asılanları, arenalarda ölümüne dövüştürlenleri, aç aslanların önüne atılanları anlamak nemümkün.

 

Okudukça, filmlerde izledikçe, tarih sayfalarına gömüldükçe ya da insanın neler yapabileceğini fark ettikçe, insanın çıldırmaması mümkün mü.

Derin düşünmek delirtirdi değil mi? Çıldıran filozofları alaya alacak kadar sağlam mı aklımız, ya da var mı sahiden? 

Bir atın boynuna sarılıp ağlayan Nitzche'nin gördüğü, duyduğu, hissettiği neydi? İlk kopuş muydu yaşamdan? Ya da yaşamla yüzyüze olmanın ilk şoku muydu? 

 

Düşünme gereği duymadan yaşamı safça sevmek, belli ki yaşamak için en pratik yol.

Salyangoz taklidi yapıyoruz bazen. Kabuğumuzun içine çekiliveriyoruz. Ya da kaplumbağa gibi saklanıp taş oluyoruz; koca bir taş!

Kirpi gibi büzülüp, dikenli bir top oluyoruz, kendimizi güvende sanmak için. Oysa insanlar var bu dünyada. Onun olduğu dünyada, güven sadece ütopya.

Etrafımıza ördüğümüz koza kendimizi kandırmaktan başka işe yaramıyor. Bir örümcek gibi ağların en güzelini örsek de, ne av olmaktan ne avcı olmaktan kurtulabiliyoruz. 

 

Bir hayâl ile yırtıyoruz tomurcuk zırhımızı; renk renk çiçek açıyoruz pek âlâ. 

Bir de karanlığın zırhını kıran Güneş'ten ilham alabiliyorsak ne âlâ. 

Bakir limanlara demir atıyoruz aşk için. Mutluluk sahnesinde rol kapabilmek hüner işi. Çıktıysak bir kez sahneye, nazlanmanın ne anlamı var. 

 

Yaşamak dediğimiz  göz açıp kapamak kadar kısa bir an. Keşke herkes için çok güzel olsa zaman. 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Reyhan Karagöz Çetin - Mesaj Gönder

# alan, yok

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?
Tüm anketler