Klavyenin başında

Eskiden bir kalem ve bir kâğıt ile başlanırdı işe sonra notlar yazılır, karamalar yapılırdı. İşin sonunda yazıya son şekli verilir ve gönderilirdi. Sonrası teknik ekibin işidir. O dönemin zorlukları vardı ama zevki bir başkaydı. Yazılar baskıya verilmeden mutlaka gözden geçirilir ve düzeltmeler yapılırdı, düşük cümleler, yanlış yazılmış kelimeler halledilirdi. Sonrasında daktilolar çıktı ve tuşların sesi oldukça cezbediciydi. Çoğu zaman daktilonun başına geçmek ilham vericiydi aynı zamanda. Bu konunun son hali ise artık klavyelerdir. Gerçi alışmış olanlar eski alışkanlıklarını sürdürse de bu durumun avantajları çekti insanları kaçınılmaz olarak. İstediğin kadar yaz, sil, değiştir ancak bir kısım dezavantajları da yok değil. İş biraz kopyala yapıştıra döndü, çoğu zaman yapılan hatalar dikkate alınmadan yazılar okuyucuya sunuldu. Hâlbuki bir kişi ne kadar dikkat etse de hatalar kaçınılmazdır. Bir çift gözün göremediğini bir başka göz görebilirdi fakat çeşitli sebeplerle bu yapılamadığından yazar okuyucu ile karşı karşıya kaldı.

Bazı meslekler vardır, herhangi bir boşluk kabul etmez. Bunlardan biri de gazeteciliktir. Her ne olursa olsun o gazete çıkmalıdır. Bu nedenle boşluk da kabul edilmeyeceğinden gazete bir şekilde doldurulur. Bu bazen gereksiz dolgulara sebep olur. Belki ben genel olarak gazetelerin çıkış hallerini bilemem ama şunu biliyorum, düzenli bir şekilde gazetede yazı yazmak zor bir iştir çünkü gündemin gereği ile sizin özeliniz çoğu zaman uymaz. Bu durumda kendi özelinizi bir kenara bırakıp gündemi değerlendirmek gerekir. Karinin durumunu da hesap etmeli, soracağı sorular ve olumsuz eleştirileri tahmin edip ona göre bir dizayn gerekir. Karşılıklı konuşmak mümkün olmadığına göre işin çok zor olduğunu tahmin edersiniz.

Ben yazılarımı genellikle tümdengelim anlayışınca yazıyorum. Elbette teorik mantıksal bir önermeler anlayışı değil bu. Bütünde verilmiş bazı hükümleri açarak günümüz özelinde yaşananları anlamada bir akıl yürütme yöntemi olarak kullanmaya çalışıyorum. Bu benim eğitim gördüğüm dönemdeki kompozisyonlara da çok benziyor. Özlü bir söz size veriliyor ve bunu sizden açmanız isteniyordu. Temel olarak giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşan bu yazı sizin konuya yaklaşımınızı gösteriyordu. Belki bizim zamanımızda çoğu branşlardaki eksiklikler dolayısıyla öğretmen olmayan öğretmenler bize ders veriyordu bu yüzden pek beğendiremezdik. Onlar şekli esas alır ve onun dışına çıkanları asla kabul etmezlerdi. Farklı bakış açılarını affetmezlerdi. Onların hikâye deyince de akıllarına sadece Ömer Seyfettin hikâyeleri gelir, olağanüstü bir olaya dayanmayan hikâyeleri basit görürlerdi. Bizim yazdığımız basit olay içerikli hikâyelerimiz onlara yavan gelirdi. Her şeye rağmen farklı bakış açılarına değer verenler sayesinde biz de kendimize gelebildik. İstediklerimizi kendi üslubumuzla yazıyor ve okuyucuların takdirine sunuyoruz. İyi kötü geri dönüşler de alıyoruz. Bizim nesil aslında hepsini bir arada kullanıyor bu yöntemlerin. Kâğıt-kalem ve not tutmak, sonra klavye ile temize çekmek ve belki bazen yanındaki birine göstererek fikir almak vazgeçilmezimizdir bizim. Ayrıca ben şahsen yazacağım konuyu uygun arkadaşlarla tartışmayı ve ona göre yazmayı da seviyorum.

Bu arada klavyenin başına geçince kantarın topuzunu kaçıranları da unutmamak gerekir. Bir bakıma klavye mücahitleri, her şeyi bilenler, ahkâm kesenler, kimseyi beğenmeyenler… İnsanda yazma hevesi bırakmayan bu güruha asla bir şey beğendiremezsiniz. Her şeyi bilen ama hiçbir şeyden anlamayan bu zihniyetler herkese yol gösterirler ama kendi yollarını bulamazlar. En ufak bir problemlerini halledemeyen ve başkalarından yalvar yakar yardım dilenenler klavyenin başında aslan kesilirler. Bir de onların mikrofon görünce coşanları vardır. Mesela; İsrail konusunda ne düşünüyorsunuz, şeklindeki soruya ‘hemen oraya gidip işi çözmeliyiz’ derler. E hadi o zaman biz oraya gidecekler için kayıt yapıyoruz, sizi de yazalım mı, deseniz hemen bir işleri çıkar. Klavye mücahitleri boykot listeleri paylaşmayı da çok severler ama boykot ettikleri ile sıkı ilişkileri olan siyasileri desteklerler. Kendi destekledikleri siyasiler artık başarısız olunca veya şöyle söylemek daha doğru olur, başarısızlık savunulamaz hale gelince şöyle derler: Bu işi hiç kimse düzeltemez zaten, kim gelirse gelsin aynısı olur. Ben hiçbirine güvenmiyorum artık.

Şimdi ben böyle bir yazıyı niçin yazdım? Aslında yazılarımı bir haftalık sürece yayarak oluşturuyorum ancak bu hafta son güne kadar klavyenin başına geçmek nasip olmadı. Şikâyet bağlamında söylemiyorum, bazı özel durumlar buna sebep oldu. Ancak yine de gazetenin benim için ayırmak lütfunda bulunduğu yeri boş bırakmak istemedim ve son akşam klavyenin başına geçtim. Herhalde bir şeyler çıkar, dedim. Bu anlamda da yazımız farklı bir tarza döndü, arz ederim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Tarakçı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?