Yalan (yavan) dünya

Evrenin büyüklüğü düşünüldüğünde dünya ona oranla nokta kadar bile değil. Hâlbuki insanoğlu ona sınırsız bir değer yüklüyor ve onun için her şeyi yakıp yıkıyor ve asıl yıkım ise gönüllerde gerçekleşiyor. İnsana çok daha azı yetebilecekken o daha fazlasını istiyor ve hem dünyevi hem de uhrevi bedele razı oluyor. Kitabın ne kadar az düşünüyorsunuz veya kıt düşünüyorsunuz dediği de bu olsa gerek.

İnsan uykudadır, ölünce uyanır, sözü de çok ilginç ve aslında biz bir simülasyonun içindeyiz, görüşüne de benziyor. Acaba bu muammanın içinden nasıl çıkarız veya çıkabilir miyiz, diye sormadan edemiyor insan. Aslında bu mümkün olmalı yoksa yaratıcının bizi böyle bir hapishaneye atması ve sonra hesap sorması adil olmazdı hâlbuki Allah mutlak adalet sahibidir. Allah bu sıfatını ancak kulunun lehine merhamet olarak bozar ve affeder.

İnsan bir vadi dolusu altını olsa ikincisini de ister, deniliyor ancak dünya dolusu malın, değerin olsa da kabul edilmez, diyor yine kitap eğer küfre düşmüşsen yani hakikatin üstünü örtmüş veya şirke bulaşmışsan. Evet, insan hakikatin üzerini örtmek şöyle dursun küçük, bayağı dünyevi menfaatleri için hakikatin üzerine beton bile döküyor. Sonra belli bazı gün, gece ve aylarda kendi döktüğü betonu kırmak istiyor ama nafile çünkü girdiği insan haklarının veballeri öyle kolay temizlenmeyecektir.

Yalan dünyanın büyüsüne kapılanlar yalancılar olarak karşımıza çıkarlar ve yalanları ile yalan dünyadan paylarını (güya) artırırlar. Kitap, sadece dünyayı isteyenlere dünya verilir ancak onların öteki dünyadan bir payları yoktur, diyor. Özellikle kitaba inananların buna rağmen dünyanın büyüsüne kapılışları ilginç bir durumdur. Üstelik bunu yaparken yedikleri haklar ya da yaptıkları haltlar şayanı dikkattir.

Yalan dünyanın büyüsüne kapılanlar arasında en çok onları görürüz çünkü her gün, her hafta karşımıza çıkarlar: Pazarcılar, pazarlamacılar ve reklamlar. Bin türlü hile ile satarlar mallarını ve insanları aldatırlar. Hâlbuki ‘bizi aldatan bizden değildir’ demiştir kitabı bize getiren. Malın iyisini öne koyup arkasından dalavere çeviren sonra da bunu marifet sayanlar nasıl bir aldatma peşindeler acaba? Aslında ‘aldatan aldanır’ denmiştir.

Yalanın zirvesini ise siyasetçiler yapmıştır bu ülkede, burada onları anmamak olmaz. Bizim jenerasyonun çokça bildiği malum siyasetçinin meşhur sözü: Dün dündür, bugün bugündür. Daha sonra ondan zirveyi almak isteyenler oldu ve seçim öncesi verdikleri sözler hatırlatıldığında şunu duyduk: Söz verdik ama senet vermedik ya. Belki de en çarpıcı olanı şuydu, bir seçim öncesi tüp gaza indirim yapıp seçim sonrasında zam yapan iktidarın başına soruldu, niçin seçimden sonra zam yapıyorsunuz: Seçimden önce zam yapacak kadar enayi değilim. Son dönemlerin örneklerini yazsak buraya sığmaz fakat bir fıkrayla özetlemeye çalışalım. Profesörün biri kulak problemi nedeniyle yine profesör olan bir doktora gider. Doktor bir aletle fıs fıs yapar kulağına ve onu gönderir. Bu böyle birkaç sefer devam eder. Artık tanışmışlardır ve doktor son seferde samimiyet gereği sorar, işler, güçler ve durum nasıl? Diğer profesör fırsat bu fırsat cevabı yapıştırır: İkimizde profesörüz ama aramızda bir fark var. Sen hava basıp para alıyorsun, ben para basıp hava alıyorum. Nasıl, cuk oturmuş laf değil mi? Artık değerlendirmeyi siz yaparsınız. Bu arada şunu hassaten belirtmek lazım, aslında siyaset hakkı hakim kılma, kötülüğü önleme çabasıdır ama içeri sızan politikacılar yalanları ile tam tersini yaparlar. Bu durumu gören iyi insanlar siyasetten soğurlar, onların da istediği budur zaten. Ancak biz bu oyuna gelecek değiliz ve sonuna kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Torun sevme ve bahçemizde tavuk yetiştirme hevesimizi bir süre daha erteleyeceğiz çünkü o gün bugün değil maalesef.

Ben bunları söylerken dünyaya sırtımızı dönelim demiyorum çünkü bu en büyük hata olur. Aliya İzzetbegoviç ‘Doğuyla Batı Arasında İslam’ isimli kitabında Müslüman’ın yüzü dünyaya dönük olmalıdır, diyor. Sanırım dünyaya sırtımızı dönersek bizi sırtımızdan vururlar, demek istiyor. Yoksa iyiliğin, hakkın, doğrunun taraftarları meydanı terk ederse kötülere gün doğar. Bir başka deyişle, aslanlar meydanı terk ettiğinde meydan sırtlanlara-çakallara kalır. Dünyaya insanın gelişinden beri hak-batıl mücadelesi devam ediyor, edecektir. Bazen batıl güçler (Firavunlar-Nemrutlar) bazen de hak yolunun yolcuları yani iyiler öne çıkacaktır. Hak yolunun yolcuları şunu unutmamalıdır, iyilik her zaman yeterli çaba göstermeyi gerektirir ancak kötülük kendiliğinden oluşur. Buğday elde etmek isteyen buğdayı ekmeli ve onu sonuna kadar takip etmelidir fakat ısırgan otu kendiliğinden biter. Not: Burada ısırgan otuna bir gönderme yapmadım yanlış anlaşılmasın, birileri anlasın, diye söylüyorum.

Büyük buluşma gerçekleştiğinde ve yeryüzünü ifsat edenler listesinde adınızı görürseniz şaşırmayın. Belki şöyle dersiniz: Ben bir şey yapmadım. Böyle bir cevaba muhtemelen şöyle karşılık verilir: Niçin yapmadın, seni kötülerle mücadele etmekten alıkoyan neydi? El-cevap: Kem, küm…

Ankebut 64: (Oysa onların tek gerçek kabul ettikleri) bu dünya hayatı hakikatte sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir; âhiret yurduna gelince işte asıl hayat odur; keşke bunu bilselerdi!

En’am 32:  Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Muttaki olanlar için şüphesiz ki âhiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Tarakçı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?
Tüm anketler