Gerçekten gerçek mi?

Seçim sonuçları analizimi önümüzdeki haftalara bırakarak, gündemden çok uzak, bir yazı yazmak geldi içimden. Son yıllarda her yeni gün değilse bile, her yeni ay, hayatımız farklı yenilikler geliyor. “Yenilik” kelimesi, içinde mutluluk, sevinç ve heyecan saklıyor olsa da hayatımıza giren her yenilik, hayatımızdan da özümüzden de bir şeyler alıp götürüyor. Evet, yaşadığımız dünya ve içinde vakit öldüren bizler, her geçen gün biraz daha yenilenirken, bizi “biz” yapan eskiden, biraz daha uzaklaşıyoruz… yenilikler hayatımıza girerken, hiçbir insan dünü unutup, şükür etmeyi unutmamalı.

Elbette yenilikler, değişimler oldu ve olmaya devam edecek hayatımız da…  Ancak, yenilik ya da değişimler, üstümüze giydiğimiz bir elbise gibi olmalı. Kılıfımız, her gün değişebilir, üstümüze yeni dikiş tarzı olan, yeni elbiseler alabilir ve hatta, ruhuna uyduğu ölçüde, modaya da ayak uydurabilir insan. Ancak moda, insanın ne karakterinin önüne geçmeli ne öz yapısının ve ne de ruhunun. Ruha, yaratan bir tarz, bir biçim vermiş. Sırf modaya uymak ya da sırf gelişen toplumda yer almak için, ruhun öz tarzından vazgeçmek, ne kadar doğru bir şey acaba?  Allah her insani farklı şekilde yaratıyor, her insana farklı kader yazıyor ve her insana farklı hayat ikram ediyor ise, bizim tek tip merakımız, nereden geliyor?

Ne yazık ki bizler, “ben böyleyim, beni seven böyle sevsin’’ diyemediğimiz için, “artık zaman böyle’’ deyip, çekiliyoruz bir köşeye. Evet, toplum kuralları var ve yerine göre, herkes bu kurallara uymak zorunda. Ancak her insan özgürce düşünüp, düşündüğünü özgürce söylemeli. Kendi modasını, kendi üretmeli, ne hissediyorsa, o hissi korkusuz ve özgürce yaşamalı ve yeryüzüne düşen her bir cümle, yüzde yüz gerçek düşünceden olmalı ve zaten son zamanlarda ülke, buram buram özgürlük kokuyor. Herkes istediği şekilde yaşayıp, istediği şekilde giyinip ve aklına gelen her şeyi, özgürce yazıp çiziyor. Peki ya, her şey bu şekilde sürüp giderken, ülkemin üstüne çöken öfke, hırs ve kin bulutlarının kaynağı nerede? oysa Sultan Süleyman’a kalmayan bu dünya, sana da kalmayacak, bana da…bu yüzden, geçici dünya için, kavga etmek yerine, sevip, sevilmeye çalışmak, daha güzel ve daha gerçek bir çaba olacaktır…

Güneş, her renk çiçeğe gülümserken, yağmur, dünyanın her yerine eşit yağıyorsa ve Allah, bütün hata, isyana rağmen, bütün kullarına eşit yakınlıktaysa, kulun kendini, bir kula beğendirmeye çalışması ya da kabul görmek için, susması veya istenilen şekilde konuşması ne anlamına geliyor bilmiyorum…

Oysa samimi ve gerçek bir dünya, tıpkı bir gökkuşağı gibi olmalı. Evet içinde her renk olan, her renk, her renge saygılı olduğu bir gökkuşağı gibi. Dünyada yaşayan bütün insanlar, aynı şeyi sevip, aynı şeye sövse, hep aynı şeylere itiraz edip, aynı şeylere destek olsa, dünyanın bir anlamı ve hatta dünyada “anlam’’ diye, bir kavram olmazdı…

İşte tam da bu yüzden, insan zamana göre değil de özüne, köküne göre yaşamalı. Mesela geçen aylarda attığım bir tweet, şöyle der: “dal kökünü inkâr ederse, kuruyup sıradan bir odun olmaya, er ya da geç mahkum kalacaktır…” odun olmak mı, yoksa bir kaç kişi tarafından, beğenilmemek mi? karar sizin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ömer Alikılıç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?
Tüm anketler