KISSADAN HİSSE…

Nasreddin Hoca’ya sormuşlar :

“ Kimsin? ”

“ Hiç, hiç kimseyim.” demiş.

Hoca dudak bükülüp önemsenmediğini görünce, sormuş hemen :

“ Sen kimsin..?  “

“ Mutasarrıf’ım ( Osmanlı döneminde, Tanzimat’tan sonra, Osmanlı yönetim örgütünde sancak yöneticisi) demiş adam, kabara kabara.

“ Sonra ne olacaksın..? ” diye sormuş Nasreddin Hoca.

“ Herhalde vali olurum ” diye cevaplamış adam...

“ Daha sonra..? ” diye tekrar soru sormuş Hoca. “ vezir ” demiş adam.

Hoca sormaya devam etmiş, “ Daha, daha sonra ne olacaksın ? “

“ Bir ihtimal sadrazam olabilirim.” demiş adam.

Hoca bir soru daha  sormuş ve, “ Peki ondan sonra ? ” diye de eklemiş sonuna.

Artık makam kalmadığı için, adam boynunu büküp “ hiiiiç.”  diyebilmiş.

Durur mu Hoca, yapıştırmış cevabı : “ Daha ne kabarıyorsun be adam, ben şimdiden  senin yıllar sonra gelebileceğin o,

“ Hiçlik Makamı “ndayım... “

                               *       

Kimse kimseyi kandırmasın.

Aile bağlarının bile kopma noktasına geldiği, dostluğun, arkadaşlığın, kardeşliğin insanlığın yok olduğu, tabiri caizse öldüğü zamandayız.

Öyle bir zamandayız ki; paralı, şanlı şöhretli, makam ve mevki sahibi olanların etrafında menfaatleri için dört dönenlerin, toplananların olduğunu bilmeyenimiz yok artık.

İşin garip tarafı, yalakalık yağcılık öyle bir boyutta ki, utanmak arlanmak diye kavramlardan hiç eser yok yapanlarda.

         

                             *

Peki ya, mevki ve makam hırsına kapılmış ; kibrinden, egosundan burnunun ucunu dahi göremeyenlere ne demeli..!

Makam ; önemli bir görev yeri, demektir.

Adı üstünde, “ GÖREV ” yeri...

Egoyu tatmin etmek, cebini doldurmak yeri değil, olmamalı da.

Makamların talipleri çok olur, çünkü görev yeri (makam-mevki) yüksek olunca, getirisi de yüksek olur, maaşından arabasına kadar...

Elbette bu mevkilerin , makamların ; makam odası, makam arabası, makam şoförü, makam tazminatı ve daha da önemlisi “ Makam Havası ” da vardır.

Makam ve mevkilerin bazı insanları nasıl değiştirdiğine, hepimiz şahit olmuşuzdur, hatta  olmaya da devam ediyoruzdur...

Çünkü onlar hem çok, hem de her yerde, hatta burnumuzun hemen dibindedirler.

Nasıl da böbür böbürlenirler. Selamlaşırken, konuşurken bile nezaket kurallarını hiçe sayarlar.

Elini cebinden çıkarmaz, yüzünü başka tarafa çevirir, burnu Kaf Dağı’ nda, hatta şu dağları, dünyayı ben yarattım havasına bürünürler kibirli, kendini beğenmiş makamzedeler..!

Örnek verebilir misin deseler; şu an en az yüz tane örnek verebilirim ben de sizler gibi güzel şehrimden...

Ülkemizdekileri saymakla zaten bitiremem..! Ve eminim ki, şimdi sizin de gözünüzün önüne gelmiştir dediklerimden.

Ve o makamları, mevkileri elde etmek için ne çok emek(!) verirler.

                     *

İmam Gazali’nin çok manidar bir sözü vardır konuya dair : “ Layık olmadan devletin makamlarına atananlar, astlarını ısırır, üstlerine kuyruk sallarlar.”

Makam ve görevler din, dil, ırk, cinsiyet, mezhep, eş-dost, hemşehri - akraba, siyasal düşünce, felsefi inanç, para, mal - mülk gibi parametrelere (değişkenlere) bakılmaksızın “ ehline ” tevdi edilmelidir.

Akraba kayırma, adam kayırma, öznel ve adil olmayan şekilde yapılan ayrımcılık olan  “ Nepotizm “,

Ahbap çavuş ilişkisi, iki kişinin birbirini korumaya ya da kollamaya dayalı, karşılıklı çıkarları gözeterek sıkı dostluk içinde olması, eş - dost kayırmacılığı olan “ Kronizm “

Siyasal kayırmacılık -  partizanlık ve hemşehri kayırmacılığı olduğu sürece makam ve mevkiler gerçek sahiplerine teslim edilemezler..!

      

                            *

Makamlar insanları değil ,insanlar makamları şereflendirir.

Kişiliğini makamdan alanlar makamdan sonra kişiliksiz kalırlar." (Hz. Ömer)

Makam insana şeref verirse, makam elden gidince o insan  “ şerefsiz ” kalır. İnsan makama şeref verirse, makam elden gitse de “ şerefi ” baki kalır...

Kişi mevkiden dolayı yücelmez, mevki ancak insanın Hak için - halk için çalışması ile değer kazanır...

Hayat, makam  - mevki - para - pul, mal - mülk, şan şöhret, servet hepsi geçici ve bizlere Allah'ın emaneti. Makam da, şan da, şöhret de gelir geçer. Hatta ömür dediğimiz ne ki ; hayat fani, ölümse anlıktır. Kısacası, bu dünya da içindekilerin tamamı da fanidir. İşte bu gerçek asla unutulmamalıdır...

Ebedi baki kalan  sadece hoş bir seda, hoşgörü ve insanlıktır.

Bunun dışında kimsenin kimseden üstün bir tarafı yoktur. Allah c.c bir Ayet’inde buyuruyor ki : Ey iman edenler! İnsanlar arasında adâlet edin ve emaneti, işi ehline (uzmanına, lâyık olana) verin.” (Nisâ Sûresi, 58.)

Liyakatsiz ve işe layık olmayan hiç kimseye kim olursa olsun iş, görev verilmemelidir..!

Bilgi, liyakat ve erdemden yoksun, niteliksiz olanlar ; makamlarla - mevkilerle taltif edilmesinler..!

Yoksa, sonuçları hepimizce malum.         

Öyle değil mi..!?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Birgül Soytürk - Mesaj Gönder

# yok

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?