ÔGRENİLMİŞ ÇARESIZLİK

Bize umut veren biri lazım....

Asıl gerekli olanı en anlamlı olanı hatırlatmak öğretmek için...

Ve bu anlamlı değerleri erdemleri nasıl unuttuğumuzu hatırlatacak biri.

Bunları hatırladıktan sonra hak ettiğimiz, şanımıza- gücümüze tarihimize yakışır bir yaşamın var olduğunu göstererek yüreklendiren hir anne- baba  yüreği...

Zincirleri kırdıran...

Bizi yukarı çeken gerek bize. Öğrenilmiş çaresizliğimizi hatırlatan değil.

Bu yazıyı niye mi yazıyorum?

Çünkü ülke olarak öyle çaresizlik içindeyiz ki...

Kaos yaratıcılar sahnedeler.

Dekor sanki tozlu sandıklardan çıkarılmış gibi. Oyuncular ise yenilense bile aynı fikir ve zikirdeler.

Cesaretliler... Cesaretleri bizi   hâlâ cahil sanmalarından ... ve öğrettikleri çaresizliğimizden.

Pısmışız...!

Öğrenilmiş çaresizlik gibi yaşıyoruz hayatı bazen. Parçası olduğumuz düzenin, toplumun, sistemin pasif birer seyircisiymişiz gibi yaşayıp  gidiyoruz.

Etkisiz, yetkisiz ve pasif birer saman balyası gibi... Yuvarlanıp gidiyoruz işte.

Üzerimizde korku toplumu yaratıp, toplumsal felç oluşturup, sosyolojik teslimiyet algısı yaratılmış.Ve bunun için de çokkk çalışılmış yıllarca.

Hele ki son günlerde  kazan kaldırma  operasyonlarına çok dikkat etmek lazım.

Ne kırmızı çizgimiz kalmış ne değerlerimiz ne de kendimize olan inancımız...

Noldu ki bize..?

Her şeye dokunabileceklerini sanıyorlar... Biz hala  kim olduğumuzu hatırlamadıkca da muvaffak olacaklar korkarım...

Sesimizi çıkarmayı bırak, peṣlerinden gidiyoruz birde değerlerimize dokunanların.

Çaresiz miyiz? Bunu mu öğrendik? Bunu mu gördük Atalarımızdan?...

"Öğrenilmiş çaresizlik", bir canlının maruz kaldığı zorluklardan kurtulamayacağı inancının yerleşmesi durumudur.

Psikolog Martin Seligman'ın 1960'lardan itibaren geliştirdiği "öğrenilmiş çaresizlik kuramı" fareden insana pek çok canlı türünde gözlemlenmiştir.

Arjantinli psikolog ve yazar Jorce Bucay ‘sirkteki fil’ hikayesiyle bize bu kuramı aktarır.

“Hindistan’da filler eğitilmek için bebekken kalın bir zincirle kazığa bağlanır ve kaçması engellenir. Bebek fil kaçmayı defalarca dener, fakat zinciri koparmaya da bağlı olduğu kazığı sökmeye de gücü yetmez.

Yıllar geçer, bebek fil büyür ve hâlâ zincire bağlı şekilde bekler. Artık fil güçlüdür, zinciri koparabilecek ve kazığı sökebilecek gücü vardır fakat fil kaçmayı denemez bile. Çünkü özgür olamayacağına inanmaktadır.

Artık kırılamayan şey filin bağlı olduğu zincir değil, filin  inancıdır.

Bizler de aynı bu durumdayız. Ayağımızda pranga var sanıyoruz hala...

Geçti o devirler...

Bedeli ödeyenler Devrim arabası mühendisleriydi.

Vecihi Hürkuş, Nuri Demirağ,Nuri Killigil , Şakir Zümre... vb...

Ailelere çok iş düşüyor. Çocuklarımızı bir birey olarak yetiṣtirirken içlerindeki cesareti desteklemeliyiz.

Aileler değerler bütünlüğüne dönüşmeli ve toplum bu değerlerle milli şuur sahibi olmalıdır.

Sevgi, saygı, cesaret, bilgelik, erdem, ahlak gibi değerler...

Yoksa bilinçaltımıza fısıldanan " siz hiç bir şey yapamazsınız"la çaresizleşiriz gün be gün.

UNUTTUNUZ MU?

ABD merkezli bir haber sitesinin yazdığı " Türk SİHA Sistemleri" dünyayı nasıl dönüştürüyor?başlıklı duyuruya itiraz ABD' den ve konunun uzmanlarından değilde içimizdekilerden gelmişti.

Montaj olduğundan tutun da kolaylıkla yapılabilecek olduğuna dair  söylenenler de ne çokkk şey anlattı anlamak isteyene...

Hele otomobil üretmemiz üzerine söylenenler daha dündü. Ekranlardan teneke çalanlara, ne demeli?

Ha birde nükleer konusu var...!

Dünyada yüzlerce nükleer enerji santrali faaliyeti varken,  kendi ülkemizin bir enerji santrali bile iṣletemeyeceğini söyleyenlere ne demeli?

Ülkemizi küçük görenler,  engelleyenler hala sahnedeler.

Peki, F35 projesinden çıkarıldığımızda Türkiye'nin tehlikede olduğunu ima edenlere ne demeli?...

2018 yılında kurulan "Türkiye Uzay Ajansı"nın neden baṣarısız olacağını, bir astronotun kıyafetinin maliyeti üzerinden anlatan bilirkişilere ne demeli?

Aklımızla oynuyorlar bunlar, modası çoktan geçmiş, kokuşmuş Bizans metotlarınla.

Yapamazsınız, yıkarız, dokunuruzlarla bağırlarını yırtıyorlar hala.

Pranga var ayağında diye hatırlatanlara şunu demek isterim;

Umutsuzluk girdabından çıkıp prangalardan kurtulduğumuzu görelim artık.

Görmek istemeyenleri bırakalım kendi hallerine... 

Aynı  düzlemde düşünmeyenler tarafından aşağılanmak, çoğunlukla yalnız hissetmek ve en nihayetinde de dokuz veya daha fazla köyden kovulmak gibi bedeller hep olacaktır.

Süreç çetindir!...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Seyhan Ramazanoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?