İslam barış dinidir

Bu konuda işe “Allah katında din İslam’dır” ayetiyle başlamak lazımdır. Öyle ki bu ayete göre kurtuluşun tek yolu İslam’dır. O halde insanların bu dine girmeleri için son ana kadar fırsatları olmalıdır. Bu durumda onların ölmesi değil yaşaması gerekir. Peki, bu savaşla olabilecek bir şey midir? Gerçi Müslümanların sorunu sadece farklı dinlerden olanlarla değil ve hatta kendi içlerinde buna daha çok meyilliler. Son olaylarda bazılarının farklı mezhepler üzerinden temize çıkma gayretlerini görüyor ve hayretler içinde kalıyoruz.

İkinci başlangıç noktamız ise Kur’an’daki iman ve salih amel (barışçıl eylem) ilişkisidir. Kitapta birçok defa ikisi birlikte zikredilir. Yani mümin olmanın ayrılmaz bir parçasıdır bu davranışlar. Bu ise şu demektir: Yaptıklarımızın önce kendimize, yakınlarımıza, çevremize faydalı olması en azından zararlı olmaması gerekir. Belki şöyle denilebilir, verdiğimiz zararların minimize olması lazımdır. Bu da doğal döngünün halledebileceği bir şeydir. Sonra bütün insanlar ve dünya için gerekli hassasiyeti korumak önemlidir. Konunun hassasiyeti bilgece yaklaşımlar gerektirir. Bir Kızılderili sözünde olduğu gibi: Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.

Sırada sufi yaklaşımı var ki onlar bunu çokça zikrederler: Allah’tan ümit kesilmez ve herkesin ne kadar günahkâr olursa olsun kurtulma ihtimali vardır. Onlar bunu çokça dile getirseler de fiiliyatta çoğunlukla tersini yaparlar ve Müslümanları bile ebedi cehennemle tehdit ederler. İslam dini gerçekten ümitvar olmayı gerektirir. Kanunla belirlenmiş suçlar dışında cezalandırmayı, yargılamayı bize bırakmaz. İşin iç yüzü bizim bilebileceğimiz bir şey değildir. Peygamberimiz bile, siz bana gelir konuyu anlatır ve kararımı beklersiniz. Ben ise zahire göre bir karar veririm ama doğru kararın ne olduğunu Allah bilir ve ona göre hükmeder, diyor mealen.

Yargılama ve cezalandırma konusunda karar veren bazı görüşler de var ancak bunların birçoğu temiz değil, malum mihrakların emrindeler. Belki müntesiplerin hepsi öyle değildir sadece kandırılmıştır fakat baştakiler kim bilir kimin kuklasıdır, Allah bilir. Genelde bu gruplar terör odaklı hareketleri yapmayı çok severler ve kendi dışındaki herkesi de ya aldanmış ya satılmış olarak görürler. Gerçi mümin müminin aynasıdır fakat onlar bunu biliyorlar mı, bilmem. Onların İslam’a ve Müslümanlara zararları da çoktur. Ayrıca yeni Müslüman olacakların da önünü kapatırlar. Allah hidayet versin, duasından başka bir şey de yapamıyoruz maalesef.

İslam’ın şiarlarından olan selam kelimesi de önemli bir göstergedir ve barış, esenlik, güvenlik gibi anlamlara gelmektedir. Bununla (es-selamu aleyküm) selam verildiğinde kişi karşısındakine güvenli bir alan sunar ve bekler. Karşı taraf aldığında da aynı şey olur ve sonunda herhangi bir adli vaka olmadan vedalaşılır. Ancak bugün bunun böyle olduğunu söylemek çok zor çünkü selam manası anlaşılmış bir kavram olmaktan çıkmış ve geleneksel bir ağız alışkanlığı haline gelmiştir. Hâlbuki es-Selam yüce rabbimizin esmasından olup bunu söyleyen Allah adını kullanmıştır ve bundan sonra yapılan yanlışın vebali büyüktür. Aslında bizim de uyanık olmamız ve insanların selamına, birkaç aldatıcı kelamına aldanmamamız gereklidir. Başka göstergeleri de hesaba katmak lazım.

Savaşın sadece ülkeler veya gruplar arasında yapılan silahlı vuruşmalar olduğunu söylemek safdillik olur. İnsanlar insanlara birçok şekilde savaş açarlar. Yiyeceklerin içine koyulan zararlı katkılardan tutun da insanları aç bırakan yönetici ve sermaye sahiplerinin yaptıklarına kadar bir sürü yolu var savaşmanın. Belki buna adı koyulmamış bir savaş, diyebiliriz. Yerel olarak çevremde gördüğüm bir örneği vermek gerekirse; bahçelerdeki otları kurutmak için yapılan uygulamalar (ki onlar ona ilaç diyorlar) bu işin ne kadar yaygın yapıldığını gösteriyor.

Bazen gördüklerime bunu hatırlatıyorum:

Niçin insanları ve diğer canlıları zehirliyorsunuz?

Ne yapalım başka çare mi var?

Evet, var duyarlı olanlar bunun çaresini bulmuşlar ve uzun vadede insanları öldürmekten kaçınıyorlar.

Ne o, işine gelmedi mi, susuyorsun. Unutma susmak hesabı ödemenizi geciktirebilir ama asla ortadan kaldırmaz. Ey ahirete inananlar size sesleniyorum, duyuyor musunuz? Yoksa uyuyor musunuz?

Şayet Müslüman isek ki bu bir bilinç halidir savaştan yana olmamız mümkün değildir. Savaşı temenni de edemeyiz. Çoğu zaman en kötü barış savaştan iyidir. Savaşın getirdiği tahribat öncelikle çocukları etkiler hâlbuki onlar masumdurlar. Normal hayatta bir çocuk yine normal bir ölümle ölse bile zor tahammül ediyoruz. Ancak günümüzde Gazze’de, Arakan’da, Doğu Türkistan’da çocuk olmanın zorluğu tarif edilemez. Aslında toplumların ortak tavrıdır ya hani, çocuklar duymasın, çocuklar görmesin ve çocuklar bilmesin çünkü onlar çocukluklarını yaşayamıyorlar çoğu yerde. Çabucak büyümek zorunda kalıyorlar küçücük kalpleriyle ve bir ömür kırgınlık, bir ömür boyu kırıklık, çekilesi dert değil.

Şunu da belirtmekte fayda var, savaşa karşı olsak da gerektiğinde barış için savaşmaya asla sırtımızı dönmeyiz. Gerektiğinde her şeyimizi ortaya koymak şiarımızdır. Böylece düşmanlar veya üzerimizde kötü emelleri olanlar bilmelidir ki bizim adımız mülayim değil. Şairin ifadesi ile bitirelim:

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Tarakçı - Mesaj Gönder

# Yeni, alan

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?