DOĞRU BESLENEREK YAŞLANMAYI YAVAŞLATMAK MÜMKÜN MÜ?

Yaşlanma, organizmada, molekül, hücre, doku, organ ve sistemler düzeyinde zamanın ilerlemesi ile ortaya çıkan, geriye dönüşü olmayan, yapısal ve işlevsel değişikliklerin tümüdür. Bu değişiklikler arasından bazıları gözle görünürdür; vücut duruşunun değişmesi, deride elastikiyet kaybı, vücut ve yüz kırışıklıkların oluşması gibi. Günümüz çalışmaları gösteriyor ki; yaşlanma ile birlikte kromozomların ucunda yer alan, herhangi bir genetik bilgi taşımayan, hücre bölünmesi sırasında kromozomlarn aşınmasını önleyen telomerlerin boyları kısalır. Telomerler çok kısalınca hücre bölünmesi durur, yani hücre ölür. Doğru ve sağlıklı beslenme ile telomer boyunun kısalmasını önleyebilen yaşlılık karşıtı (anti-aging) hamleler mümkündür. Yani, olduğumuzdan çok daha genç görünebilir ve hissedebiliriz. Peki, ne yapabiliriz? İşte birkaç öneri;

 

·         Yapılan birçok çalışmada D vitamini düzeyinin yüksekliği ile telomer uzunluğu arasında doğru orantı olduğu saptanmıştır. Bu da D vitamini düzeyi yeterli olan bireylerin diğerlerinden daha geç yaşlandıkları anlamına gelir. Türk toplumu olarak D vitamini yetersizliğine ne yazık ki yatkınız. Bu yüzden mutlaka senede 1-2 kez tahlil yaptırarak doktor önerisiyle eksikliğinizi tamamlamalı ve her gün güneşten doğrudan faydalanabilecek sabah saat 10:00- 14:00 aralığında (cam arkasından değil) mümkün oldukça yürüyüş yapmalı ya da minimum 15-20 dakika güneşlenmek için imkan yaratmalısınız.

 

·         Antioksidan vitaminlerin yeterli miktarda alımının da telomer uzunluğunu etkilediği, yaşlanma sürecini geciktirdiği bulunmuştur. Yaşlanma ile ilişkili bazı antioksidanlar A, C, E vitaminleridir. Bu vitaminlere ulaşabilmek için her gün mevsiminde birkaç porsiyon taze sebze ve meyve (özellikle koyu yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, kale, pazı gibi), mercimek, papaya, kırmızı biber, domates, kayısı, brüksel lahanası, maydanoz, brokoli, kuşburnu, erik, hünnap, çilek, kivi, portakal, kavun, greyfurt (düzenli ilaç kullananlar tüketmemelidir)) tüketimine özen gösterilmeli ve birkaç adet yağlı tohum (badem, ceviz, yer fıstığı) tüketilmelidir.

 

·         Yaşlanmayı geciktiren bir diğer önemli vitamin ise koenzim Q10’dur. Bir yandan DNA hasarından korur, bir yandan da kalp ve kas sağlığı için gereklidir. Bazı koenzim Q10 kaynakları; az yağlı kırmızı et, yer fıstığı, brokoli, karnabahar ve somon balığıdır.

 

·         Yaşlanmayı geciktiren bir diğer besin ögesi omega-3 yağ asitleridir. Omega-3 yağ asitlerine doğal yollardan ulaşabilmek için somon balığı, levrek gibi yağlı balıklar düzenli olarak tüketilmelidir. 

 

·         Polifenollerden zengin besinlerin tüketilmesi de anlamlı fayda sağlar. Bunlar da antioksidan etkisi olan doğal bileşiklerdir. Polifenollere ulaşabilmek için kuş üzümü  ve yeşil çay, zeytinyağı, ham kakao tercih edilebilir. 

 

·         Zerdeçalın, hem yaşlanma sürecini yavaşlattığı hem de kanserden koruyucu etkisinin olduğu saptanmıştır. Zerdeçalı günlük beslenme rutinimize eklemek ve karabiberle birlikte tüketmek maksimum fayda sağlayacaktır.

·         Bağırsak sağlığının korunması ve geliştirilmesi de yaşlanmanın geciktirilmesi bağlamında önemlidir. Bağırsak sağlığı bağışıklık sistemi ve anti-aging mekanizma ile yakından ilişkilidir. Bağırsak sağlığının geliştirilmesi açısından probiyotik veya sinbiyotik besinlere (probiyotik yoğurt, turşu kefir gibi) günlük beslenme örüntüsünde yer verilmeli, posadan zengin (tam tahıllı besinlere, kurubaklagillere, kabuğuyla yenebilen mevsiminde meyvelere yer vererek) beslenmelidir.

 

·         Yaşlanma sürecinde olumlu etkisi olduğu bildirilen bir diğer besin ögesi ise magnezyumdur. Hem DNA bütünlüğünün korunması hem kas hacminin korunması ve arttırılması hem de hücre hasarına sebep olabilen oksidatif stresin kontrol altına alınması anlamında fayda sağlar. Kadınların kan şekeri dengelemelerinde ve menstrüel döngülerinde de faydalıdır.

 

·         Tüketilmemesi önerilen besinler ise işlenmiş besinler( sucuk, sosis, salam, noodlelar,  çikolatalar, kekler) bulyonlar, basit şeker içeren tüm gıdalar, paketli raf ürünleri kimyasal katkı maddeleri içeren besinlerdir.

 

·         Her gün en az 8 su bardağı su içilmeli ve, ince bağırsaklarımızın emilim kapasitesinden dolayı, içilecek miktar gün içine dağıtılmalıdır. Ani ve büyük miktarlarda su tüketimi hem mide kapasitesini zorlayacak hem kan şekerinizin dengesini bozacak hem de idrarla direkt olarak atılacak ve vücuda yarar sağlamayacaktır.

 

·         Bu süreçte düzenli egzersizin yapmanın faydası unutulmamalı ve her hafta toplamda minimum 180 dakika fiziksel aktivite yapmaya çalışılmalıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yağmur İpeksoy - Mesaj Gönder

# alan

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Sakarya'daki en başarılı belediye hangisi?