İki fener arasında karanlık nokta

İki fener arasında karanlık nokta

Geçtiğimiz haftaya damgasını vuran gündem maddesi 'Şike operasyonu' idi. Medyamızda hakim olan popülist anlayışın gereği olarak da adeta, bir nevi Fenerbahçe operasyonuna dönüştürüldü. Ümidimiz ve dileğimiz odur ki; bu ülkede yıllardır dilden dile dolaşan, dedikoduları ayyuka çıkmış olan her türlü şike ve usulsüzlüklerle ilgili ciddi bir temizliğin başlangıcı olur, bu operasyon.

Operasyonun başlamasıyla birlikte, nasıl olduysa bütün yazılı ve görsel medya oraya kilitleniverdi. Ülkemizde yaşanan bütün olağan dışılıklar, bir anda unutuluverdi. Operasyonun her saniyesi anında ekranlara taşındı, ertesi günün gazetelerinde saniye saniye karelendi, manşet yapıldı. Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım'ın şeker ve tansiyon ölçümleri, saat başı Türk halkına aktarıldı adeta.

Ne Türkiye Büyük Millet Meclisinin tarihinde ilk defa yaşadığı yemin krizi, ne BDP'li milletvekillerinin Meclis çatısı yerine Diyarbakır'da gurup toplantısı yapmaları, ne de güneydoğuda ardı ardına şehit edilen, kaçırılan askerler ve son 10 gündür tırmanmaya başlayan terör eylemleri, geçtiğimiz hafta manşetlerinde Aziz Başkanın tansiyonundan daha öne çıkamadı

Aslında futboldaki 'Fener operasyonu' sürerken, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının kontrolünde, bir başka fener operasyonu daha yürütülüyordu geçtiğimiz hafta. Deniz Feneri operasyonu. Belki, birçok vatandaşımız farkına bile varmadı böyle bir operasyonun yapıldığının. Karşıdan baktığınızda her ikisi de usulsüzlük, yolsuzluk, hırsızlık operasyonu. Biraz duygusal yaklaşırsanız, eğer iddialar doğruysa; inançların istismarı, vicdanların sömürülmesi, iyi niyet ve yardımlaşma duygularının felç edilmesi olarak görülebilecek olan beriki fener operasyonu, daha büyük bir infiale sebep olmalıydı diye düşünüyorum.

Şimdi, yüksek sesle düşünelim. Aynı ülkede, aynı hukuk ve yargı sisteminde gerçekleştirilen bu iki 'Fener operasyonu' arasındaki yöntem farklılıklarını, hangi 'Adalet anlayışı' ile açıklayabiliriz? Doğru ve adil olan hangi uygulamadır? İstanbul'daki fener operasyonunda sergilenen teşhirci yaklaşım mı daha doğrudur, yoksa Ankara'daki operasyonda 'Masumiyet karinesine riayet' noktasındaki korumacı yaklaşım mı? Hangi yol daha doğru bir yoldur sizce? İstanbul'daki operasyonda olduğu gibi Emniyetten savcılığa gitmek için süren dört- beş günlük yol mu, yoksa Ankara'daki gibi emniyetten direk savcılığa giden yol mu?

Dedik ya her ikisi de fener operasyonu. Ama bu iki fener arasında, bize bu soruları sordurtan karanlık bir nokta var. İşte bu karanlık noktanın oluşmasına yol açan mantığı çözerek, açığa çıkardığı gün Türkiye, yaşadığı bütün hukuksal ve yargısal problemlerini halletme yolunda çok önemli bir adım atmış olacaktır. Bütün mesele; biri gözleri kamaştırıp köreltecek kadar şavklı, diğeri fark edilmeyecek kadar fersiz tutulan bu iki 'Fener' arasındaki karanlık noktadadır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Zihni Açba - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.