Sizin anneniz öldü mü?

Bugünkü yazım, bireysel bir iç döküş. Kişisel bir ağıt. Bana ne senin acından diyorsanız okumayın…

Cemal Süreya’nın “Sizin hiç babanız öldü mü?” şiirini okuduğumda, “bu nasıl şiir?” diye düşünmüştüm. Ne zaman ki babamı kaybettim, dilimden düşürmez oldum.

“Sizin hiç babanız öldü mü?

Benim bir kere öldü kör oldum

Yıkadılar aldılar götürdüler

Babamdan ummazdım bunu kör oldum”

Kör olmadım ama kör olmaktan kötü oldum. Sırtımı dayadığım dağ yok oldu. Babam öldüğünde 52 yaşındaydım ama büyüdüğümün farkına o zaman vardım.

Annemi ise 27 Ocak 2019 günü yani bundan tam iki yıl önce kaybettim. Vefat ettiğinde o 92 yaşında ben 64 yaşındaydım. Aslında anne ve babası ile çok uzun süre birlikte yaşayan, öksüzlüğü ve yetimliği ileri yaşlarda tanıyan şanslı bir insandım. Ama kaç yaşında olursanız olun annesiz ve babasız kalmak zor… Annem ölünce kimsesizliğin ne demek olduğunu anladım. Yalnızlığı tüm zerrelerime kadar hissettim.

Anneannem “Çocuk yetiştirmek zor” derdi. Ve ilave ederdi; “Çocuk yetiştirmek, elinde bir kuş tutmak gibidir. Fazla sıkarsan ölür. Fazla gevşetirsen uçar gider. Kararını bilmek lazım” Annem bizi bu anlayışla yetiştirdi. Ondan hem korkardık, hem çok sayardık, hem de delicesine severdik. Bunu nasıl becerdi bilemiyorum… Çünkü biz beceremedik… Elimizi fazla gevşek bıraktık, çocuklarımız uçtular gittiler…

Annem disiplinli kadındı. Fakat bizleri dövmezdi. Annemden iki kez dayak yedim… Ama o iki dayaktan cilt cilt kitap okusam alamayacağım dersler aldım.

Çocukluğum, Talas’ta geçti… O yıllarda bağına bakamayanların bağlarını kiraya vermesi adettendi... İki yaz üst üste bitişiğimizdeki bağı Kayserili bir Ermeni aile kiraladı... İki yıl komşuluk yaptık... Bu komşularımızın bir de küçük kız çocukları vardı; 3-4 yaşında... Ben de ilkokul öğrenciyim kaçıncı sınıftaydım şimdi çıkaramıyorum. Karşı komşumuzun oğlu, yaşıtım, arkadaşım Mustafa ile birlikte bu küçük kızı Müslüman yapmaya karar verdik. Biz Kelimeyi Şahadet getiriyoruz çocuktan da tekrar etmesini istiyoruz. Çocuk evden tembihli… Söylemiyor… Annem bizim konuşmalarımıza kulak misafiri olmuş. Hışımla geldi “Ne yapıyorsunuz siz?” ve ard arda gelen tokatlar… Annemden hayatımın ilk kez orada dayak yedim. Sonra saatlerce öğütler. Annemin sözlerinin bir kısmını hâlâ kelimesi kelimesine hatırlarım “Bizim dinimiz bize, onların dinleri onlara”, “Onlar gibi düşünenler çoğunlukta biz azınlıkta olsak, bize böyle davranılsa ne düşünürdün?” Ve çok sevdiği ezbere bildiği Yunus’tan bazı dörtlükler okudu. Sevgi tavsiye eden… O dayak, hayatımın en büyük derslerinden birisi oldu. İnsanlara sevgiyi, benim gibi düşünmeyenlere hoşgörüyü, inanca saygıyı öğreten, beni yıllar sonra bile etkileyen müthiş bir ders…

Annemden ikinci dayağı da, sınıfta herkesin ortasında yedim. Yıl 1965 Annem Kayseri’nin Sarıoğlan İlçesindeki Cumhuriyet İlkokulunda öğretmen. Babam Kayseri’de çalışıyor. Annem, Anneannem ve kardeşlerim ile Sarıoğlan’dayız. Sarıoğlan’daki ilk senem. Annem 5. Sınıfı okutuyor. Ben dördüncü sınıftayım. İlkokulun ilk üç yılını Talas’ta okuduğum için, seviyem sınıf arkadaşlarımın üzerinde. Öğretmenimiz sağlık nedenleri ile çok sık rapor alıyor. Yine öğretmenimizin raporlu olduğu günlerden birindeydi. Sınıfımızda büyük bir gürültü vardı. Sınıfımıza annem geldi. “Bu ne gürültü çocuklar” dedikten sonra, sınıfa bir hafta önce gördüğümüz konuyla ilgili bir soru sordu “İstanbul’u kim fethetti?” Benden başka el kaldıran yok. Annem de soruyu bana sormak istemiyor, cevaplandıracak başka bir öğrenci arıyor. Sırada yanımda oturan Halil, “Cevap ne Fazlı?” diye sordu. Halil’in, kopyacılığı, beleşçiliği, hazıra konmak istemesi zoruma gitti. “Kanuni Sultan Süleyman” dedim. Bu kez Halil de el kaldırdı. Annem ona söz verdi. Halil “Kanuni Sultan Süleyman” deyince, annem kıpkırmızı oldu. Sinirinden titriyordu. Beni yanına çağırdı. Gider gitmez, bir tokat attı; “Bu kopya verdiğin için”, bir tokat daha attı “Bu yalan söylediğin için”, tokatların ardı arkası kesilmiyordu “Bu arkadaşını mahcup duruma düşürdüğün için”, “Bu öğretmenini aldattığın için” kaç tokat attı bilmiyorum. "Geç yerine otur" dediğinde ben hüngür hüngür ağlıyordum. Bu olaydan sonra annem benimle yaklaşık bir hafta hiç konuşmadı. Sanırım yaptığım hatanın büyüklüğünü kavramamı istiyordu. Birkaç kez evde bana laf soktuğunu hatırlıyorum; “Birisi de bana tokat atmalı, seni yetiştiremediğim için….”

O tokatlar, hayatım boyunca hiç aklımdan çıkmadı, çok ders aldım. Yalanın, insanları aldatmanın ne kadar kötü bir şey olduğunu hiç unutmadım…

2019 yılının ilk günleri Annem vefat etmeden yaklaşık bir ay kadar önce. Annem, eşim, küçük kızım ve ben akşam yemeğini bitirdik. Sofra başında sohbet ediyoruz. Annem; “Çocuklar size bir masal anlatmak istiyorum.” dedi. Üçümüz de pür dikkat dinlemeye başladık;

“Zamanın birinde, bir evde Anne-Baba-Oğul ve Gelin'den oluşan bir aile yaşarmış… Bir kış günü kapı çalınmış… Evin annesi kapıyı açmış… Kapıda üç peri… Kendilerini tanıtmışlar; ben Sağlık Perisi, ben Servet Perisi, ben de Sevgi Perisi… Bizlerden hangimizi evinize isterseniz, siz o konuda hiç sıkıntı çekmeyeceksiniz… Ama yalnızca birimizi seçebilirsiniz demişler…

Kapıyı açan kadın karar verememiş, kocasına danışmış o da karar verememiş. Kadıncağız, “izin verirseniz bizim çok akıllı bir gelinimiz var bir de ona sorayım” diyerek izin almış.. Gelinine olayı anlatıp ne dersin kızım deyince, akıllı gelin hiç düşünmeden; “Anneciğim, sağlık ve servet, sevgi olmaksızın bir işe yaramaz… Her işin başı sevgidir. Biz birbirimizi seversek, sağlığımızı da koruruz, servetimiz de olur” demiş…

Hem anne hem de baba gelinin seçimini uygun görünce, kapıdaki perilere “Biz Sevgiyi seçtik.” Cevabını vermişler. Bunun üzerine Sevgi Perisi kapıdan girmiş, Sağlık ve Servet Perileri de onu takip ederek içeri girmişler...

Her şeyin başı, anahtarı sevgidir… Sevgi olmazsa, sağlık da, servet de bir işe yaramaz...”

Diyerek masalını bitirdikten sonra bize dönerek; “Siz siz olun sevginizi kaybetmeyin...” dedi…

O göçeli iki yıl oldu… Ara sıra rahmetli “Didem Madak”ın şu mısralarını okuyarak annesizliğe alışmaya çalışıyorum;

“Kimi gün öylesine yalnızdım

Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.

Annem

Ki beyaz bir kadındır.

Ölüsünü şiirle yıkadım.

Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım

Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.

Çok şey öğrendim geçen iki yıl boyunca

Acının ortasında acısız olmayı”

Mekânı cennet olsun… Özlüyorum… Ve sanıyorum ölünceye kadar da o özlem bitmeyecek…

Keşke onun dileğini hayata geçirebilsek; “Siz siz olun sevginizi kaybetmeyin...”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fazlı Köksal - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

08

Hürriyet Koçyiğit - Duygulu ve çok anlamlı bir yazı olmuş. Değerli anneniz nur içinde yatsın...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Ocak 23:25
07

Yahya nabiogllu - Bugün beni eskilere götürdün ve ağlattın.ikimizin geçmişlerini ruhu şad olsun.mekanlari cennet olsun.sagol arkadaş.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Ocak 23:25
06

Orhan odabaşı - Anne deyince insanın burnunun direği sızlıyor bu yazıyı okuyunca bende çok duygulandım.Annesini kaybedenlerin nasıl davrandığını çok iyi bilirim.ANNE denince istem dışı yaş gelir gözlerimden rahmetlik olan tüm annelerimize yaradan rahmetini bol eylesin inşAllah.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Ocak 23:25
05

Mustafa Yalçın - Benim annem de öğretmendi. 7 yıl önce 87 yaşında kaybettik. Sanırım aynı yıl doğmuşlar. Onlar çok iyi yetiştirilmiş, ama kendilerini de çok iyi yetiştirmiş müstesna insanlar idiler. Nur içinde yatsınlar

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Ocak 23:25
03

Mevlüt Aytaç - Mükemmel bir ders, ömür boyu unutulmadığına göre. Allah mekanını cennet etsin.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Ocak 23:25
02

Naile Acartürk - Sizin gibi değerli bir insan yetiştirdikleri için anne ve babanızı kutluyorum, mekanları cennet olsun. Sizin gibi de bir evlatları olduğu için onlar da çok şanslıymış, Allah size de sağlıklı huzurlu ömürler versin...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Ocak 23:25
01

Hürriyet Koçyiğit - Duygulu ve çok anlamlı bir yazı olmuş. Değerli anneniz nur içinde yatsın...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Ocak 23:25