Herkes bana benzesin!

Hayat, insanlık için bir tecrübe yolculuğu.

Kimimiz bu yolculuğu ders alarak, kimimiz ise aynı hataları tekrar ederek sürdürüyor.

Zaman ise herkes için akıp gidiyor.

Geride biriken, ömürden geçen günlere dönüp bakıyorum da ne çabuk geçiyor!

Bugün, zaman içinde üzerinde daha sık düşünmeye vesile olan durumlarla karşılaştığım bir husustan bahsederek giriyorum yazıya; yobazlık.

Lise birinci sınıftaydım, herkes gibi yeni bir okulda, yeni bir çevre edinip, yeni ilişkiler kurmaya çalıştığım günlerdi.

Bir yandan kültürel ve politik kimliğe dair soruların ve cevapların olduğu, farklı heyecanların ve arayışların olduğu bir evre.

Kendini, çevreni, şehir ahalisini, memleketi, toplumu anlamaya yönelik meraklar, okumalar, tartışmalar bir şekilde gündemimi meşgul ediyordu.

İşte öyle bir dönemde, konu, nerden, nasıl geldi bilemiyorum ama "yobaz" diye tanımlandım, kendisine "çağdaş" sıfatını yakıştıran bir hocam tarafımdan.

O günlerde, 28 Şubat'ın yavaş yavaş şekillenmeye başladığı o süreçte, bu sıfat sadece dindarlığa dair bir aşağılamaydı...

Dine dair her şey gericilik kabul edilince, kendini bunun dışında tutmak doğrudan çağdaş sayılmanın yeter şartı sayılıyordu.

İleri-geri, çağdaş-yobaz, laik-antilaik kutuplaşmalarının teşvik edildiği günlerdi.

Alttan alta nasıl bir sürecin işlediğinin, hangi suların kaynatıldığının farkına varmamız ise yürüyen tanklarla, siyasal ve sosyal alana dönemin askerî erkânın “postmodern” denilen müdahalesiyle oldu.

Onlara göre bu bir “balans ayarı” idi.

Topluma ayar çekiyorlardı çünkü politik tercihleri, hayat tarzları, kendi tercihlerine ve ideolojilerine uymuyordu.

Toplumun gerçekliğini kabul etmek yerine, onlarca yıldır ve bugün olduğu gibi, o yıllarda da toplumsal mühendisliğe soyunanlar vardı.

Herkesi birbirine benzetme çabası, herkesi kendine tabi kılma mücadelesiyle birlikte ilerliyordu; nasılsa birbirinin aynısı kılınmış bir kitle üzerinde iktidarı sürdürmek daha kolay olurdu.

Köprünün altından çok sular aktı.

Değişen, sadece şeklen değişen ve özü itibariyle değişmeyen şeyler oldu; hem politik hem de toplumsal düzlemde…

Dönüp bakınca, o günden bugüne temel meselelerimizi hâlâ çözemediğimizi düşünüyorum.

Bunda, siyasal iktidarın imkânlarını toplumu kendine benzetme çabasının aracı olarak kullanma alışkanlığının yadsınamaz bir payı olduğuna inanıyorum.

Bugün, hâlâ sevmediğim, kullanmak istemediğim bir sıfattır "yobaz."

Elbette bu yobazlığın varlığını inkâr etmemi gerektirmiyor.

Yobazlık tarih boyunca vardı, bugün de bitmiş değil.

Lakin yobazlığın dine, dindarlığa ait bir şey olduğunu iddia etmek kocaman bir hurafe bence!

Bir nevi çağdaşlık hurafesi!

Şahsen, yobazlığın bir davranış modeli olduğuna inanıyorum, her dünya görüşünün yobazı olur, her politik kimliğin yobazı olur, her kültürel havzanın yobazı olur.

Kendi fikrini, ideolojisini, tercihini tek sayıp, başkalarını yok sayan, kendinize benzemeyene karşı hınç biriktiren, kendi monologlarına hapsolmuş bir zihniyettir yobazlık ve toplumumuzda da epey yaygın maalesef.

Bunlar konuşamıyoruz çünkü hızla birbirimizi yaftalayarak, pozisyon almanın kolaycılığını seçiyoruz.

Haliyle, birbirinden ayrı, birbirine karşıymış gibi görünen farklı yobazlıkların meydan muharebeleri arasında kayboluyor, hep birlikte çürüyüp gidiyoruz!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Beytullah Önce - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.