Sesimi duyan var mı ?

17 Ağustos depreminin en karanlık günleriydi. Enkaz çalışmaları yapılıyordu bir yandan. Halen ölü ve yaralı sayıları verilmeye devam ediliyordu. Eğitim Sen adına bir irtibat bürosu açmıştık. İrtibat bürosu desem de bildiğiniz çadır. Arkadaşlarla bir arada birbirimize ve yardıma ihtiyacı olanlara destek olmaya çalışıyorduk. Çadırda tanımadığımız konuklarda oluyordu. Kimse kimseye kimsin nesin demiyordu. Böyle tanımadığımız bir bayan konuk sürekli ağlamasıyla dikkatimizi çekmişti. Birkaç defa sebebini sorduğumuzda; “yok bir şey” diyerek geçiştirmişti. Bir artçı deprem sonrası çok korkan bir arkadaşımızın panik yapması hepimizi yeterince üzmüştü. Onu zorla sakinleştirmiştik ki, bu defa o her gün ağlayan arkadaşın ağlamaya başlaması beni biraz kızdırmıştı. Arkadaşım biraz sakin ol, bir haftadır içimizi zift kestin, dedim. “Tamam” diyerek susması içime dokunmuştu. Yanına gidip özür diledim. “Hepimizin acısı var. Acılar paylaşılarak azalır. Anlatmak ister misin?” dedim. Anlattı. Çocuğu enkazda kalmış. Uzun bir uğraş sonucu çıkarılmış. Annesine vermişler çocuğu. Çocuk kısa bir süre sonra su istemiş. Annede vermiş. Çocuk suyu içtikten sonra vefat etmiş. Kadın “Ona su verilmeyeceğini sadece dudaklarının ıslatılacağını biliyordum. Anne yüreği işte su isteyince verdim.” Acısı içime işledi, dondum kaldım… Enkazdan çıkmış çocuğu hemen sana neden verdiler, diye bile soramadım.

“ Unutmayacağız, unutturmayacağız.” 17 Ağustos Depremi için atılan sloganlardandı. Yani biz, pardon bizim millet hem bu depremi unutmayacak hem de unutturmayacaktı… Ben bu sloganı hiç atmadım. Malum ben Erzincanlıyım. 1992 Erzincan Depreminin bütün acılarını ve korkularını iliklerime kadar hissetmişken , 1993 yılında Adapazarı’na geldiğimde -Adapazarı’nın deprem bölgesi olduğunu bildiğim halde - oturmak için 5 katlı bir evin dairesini tuttum. O nedenle o sloganı atsam bende çok komik dururdu. Ancak şimdi dönüp baktığımda bizim millette de komik durduğunu görüyorum. Teferruata girmeden ben diyorum ki o gün sloganı attanlar da attıranlarda 17 Ağustosu kısa bir süre sonra unuttu. Kimse geriye dönüp bakmadı, onca can rant uğruna mı gitti? Diye… Çünkü depremden çok depreme dayanıksız evler öldürmüştü insanlarımızı. Bu gün ne kadar yapılıyor bilmiyorum ama o zaman çok katlı evlere deprem bölgesi olmasına rağmen zemin etüdü dahi yapılmıyordu… Birisi çıkıp da depremden sonra bir dahaki depremlere yönelik tedbir amaçlı toplanma bölgeleri olarak planlanan arsaların ne kadarı imara açıldı dese, acaba cevap verecek merci ne söylerdi?

O kadar deprem görmeme rağmen. Deprem bana sadece sarsıntı, ölüm korkusu ve dostlarımı kaybetmek duygusundan başka bir bilinç veremedi… Dolayısıyla çok yakın olduğu sanılan bir Marmara Depreminin ne getireceği konusunda hiçbir fikrim yok. Baktığımda herkesimden insanlar da olası Marmara Depreminden hiç etkilenmeyecekmiş gibi davranıyor. Ayrıca kimsenin bu konuda tedbir almaması da beni böyle düşünmeye itiyor. O zaman yani 17 Ağustos Depreminin yıldönümünde ben diyorum ki eğer bir şey olursa ihmaldir ve vebal vardır…

Kısaca o günleri anımsamak adına yaşadığım bir öyküyle başladım. Canımızdan can götüren depremin yıldönümünde deprem şehitlerimize Allahtan rahmet diliyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cemil Cebecioğlu - Mesaj Gönder --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Sakarya Yenihaber Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Sakarya Yenihaber Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Sakarya Yenihaber Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Sakarya Yenihaber Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.